Hazret-i Muhammed (s.a.v.)'den Günümüze Mukaddes Emânetler
Paha biçilmesi mümkün olmayan bu eserler günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Bölümü'nde muhafaza edilmektedir. Her biri birer hazine kıymetindeki bu eserleri özetle ifade etmeye çalışalım.
Seyf-i Nebevî: Rasûlullah (s.a.v.)'ın Kılıcı
99 cm uzunluğundaki kılıcın kabzası altın kaplama olup sekizgen kesitlidir. Parmak dayama yerinden hafifçe kıvrıktır. Kendinden kabartma çiçekli kabza ve balçak üzerine altın yuvalar içine yakut ve firuzeler yerleştirilmiştir. Balçak, tabana doğru kavislidir. Ejderha başı uçlu balçak kollarına uygun bezenmiştir. Düz ve sivri uçlu tabanının üzerinde oldukça silinmiş "Rasûlullah" yazısı okunabilmektedir. Tamamen altından 85 cm uzunluğundaki kınının bir yüzü kabzaya uygun olarak altın kaplamadır, diğer yüzü de çiçeksi motifler ve savat ile yapılmış selvilerle bezenmiştir. Kırmızı ipekten yuvarlak tokalı kayışı ve çiçek motifi nakışlı yeşil kumaştan kılıfı vardır. Çiçek motifi nakşı, üzerinde Rasûlullah (s.a.v)'a ait olduğu yazılı yeşil kumaştan mahfaza içinde korunmaktadır. Diğeri ise 100 cm uzunluğundaki olan kılıç siyah deri kabzalı olup, kabza, tepesi ve balçağı altından kabartma çiçeklidir. Tabanı bir ağızlı ve demirdendir. Üzerinde gümüş kakma olarak "Muhammedu'r-Rasûllullah Muhammed bin Abdullah bin Abdülmuttalib" yazısı okunabilmektedir. Deri kaplı kınının ağızlığı, çamurluğu ve süslemeli iki tokası altındandır. Kınsız 930 gram, kınıyla birlikte 1.684 gram ağırlığındadır.
Gubâr-i Şerîf
Hazret-i Muhammed (s.a.v.)'in kabrinden tamir sırasında dökülen topraklara Gubâr-ı Şerif denmektedir. İstanbul'da Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-i Saâdet Dairesi'nde 17cm yüksekliğindeki beyaz cam sürahi içerisinde bulunmaktadır.
Bundan başka Mukaddes Emânetler arasında müteaddit defalarda getirilmiş Kabr-i Şerif’e ait pek çok tozlar vardır ki, Cevher-i Saâdet ismiyle anılırlar. Cevher-i Saâdet'ler Peygamber Efendimiz’in kabrini çevreleyen odanın dışına asılı perdenin değiştirilmesi sırasında toplanırdı. Çoğu zaman otuz-kırk yılda bir değiştirilen perdelerin yenilenmesi sırasında Harem-i Şerif hademelerinden en yaşlı ve sâlih olanlar görev alırdı. Perde ile duvar arasında biriken ve yıllarca Hazret-i Rasûlullah (s.a.v.)'a komşuluk yapan tozlar, Peygamber âşıkları nazarında çok kıymetliydi. Hizmetkârları tarafından muayyen zamanlarda Hücre-i Saâdet'e girilerek süpürülen tozlar da yine toplanır, hürmetle biriktirilirdi.
Hırka-i Saâdet
Osmanlı Padişahları gittikleri yerlere Hırka-i Saâdet'i de beraber götürürlerdi ki bunun için Edirne Sarayı'nda özel bir mekân bulunuyordu. Şimdiki Beylerbeyi Sarayı'nın bulunduğu yerde yer alan İstavroz Sarayı'nda da I. Ahmet (1603-1617) tarafından bir Hırka-i Saâdet Dairesi inşâ ettirilmişti. Yazları burada ikamet eden padişahla birlikte Hırka-i Saâdet de taşınır, bu daireye yerleştirilirdi. İstavroz Sarayı yıkıldıktan sonra I. Abdülhamid (1774-1789), Hırka-i Saâdet Dairesi'nin bulunduğu yere teberrüken Beylerbeyi Camii'ni yaptırdı. Hırka-i Saâdet, en son Sultan Abdülaziz (1861-1876)'in Bursa seyahatinde mevkib-i hümayunla götürülmüştü.
Hırka-i Saâdet'in padişahla birlikte harplere de gittiği vakidir. Sultan III. Mehmed (1595-1603) Eğri Seferi'ne giderken Sancak-ı Şerif ve Hırka-i Saâdet'i de yanına almıştı. Seferde bozgun durumu baş gösterince Hoca Sadeddin Efendi'nin "Padişahım! Siz gibi Âl-i Osman'a Sultan olduktan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yolunda halîfe olduktan geru, Hırka-i Saâdet'i böyle anda giymek, Hak Teâlâ'ya duâlar eylemek elbet münasiptir..." sözleri üzerine tekbirlerle Hırka-i Saâdet'i giyerek askerlerini büyük bir heyecanla muzafferiyete ulaştırdığı bilinmektedir. Haçova Meydan Savaşı Batı'da kazanılan son büyük meydan savaşıdır.
Kâbe ve Kabr-i Saâdet Örtüleri
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medine'deki kabri etrafında perdeler vardır. Hz. Peygamber Efendimiz 632 yılında dünyasını değiştirdiğinde Mescid-i Nebevî'nin yanında hanımı Hz. Aişe Validemize ait olan, içinde vefat ettiği odaya defnedildi. Daha sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) de aynı odaya defnedildiler. Arkasındaki odada ise Hz. Fatma Validemiz'in medfûn olduğu rivayet edilmektedir. Bu odalar ileriki yıllarda mescidin genişletilmesi neticesinde içeride kaldı. Rasûlullah’ın ve ilk iki halîfesinin kabirlerini barındıran ve Hücre-i Saâdet adıyla anılan bölüm duvarla, bu duvarın dışında da perde ile çevrilidir. Perdenin dışında ise şebekeler vardır. Ziyaret ancak şebekelerin önünden gerçekleştirilebilmektedir. Kabr-i Saâdeti çevreleyen perdeler yeşil zemin üzerine beyaz yazılı olarak dokunur. Kisve-i Saâdet olarak adlandırılır. Yazıları genellikle Hz. Peygamber (s.a.v.)'e salât ü selâmlardan ve medhiyelerden oluşur.
Kâbe örtüleri her yıl yenilenmektedir. Osmanlılar zamanında, Kâbe'nin perdedârları tarafından dağıtılır, haccü'l-ekber olduğu, yani arefenin cumaya rastladığı yıllarda İstanbul'a gönderilirdi. Kâbe-i Muazzama'nın iç örtüleri ile Ravza-i Mutahhara'nın örtüleri de padişah cülûslarında yenilenir, evvelki kisveler Mekke Emiri tarafından İstanbul'a gönderilirdi. Üsküdar'a gelen örtüler, merasimle Eyüb'e naklolunarak Hz. Halid'in (Ebû Eyyub el-Ensârî) türbesinde halkın ziyaretine bırakılırdı; daha sonra da ulemâ, meşâyih, sâdât-ı kiram ve devlet ricâli tarafından tehlil ve tekbirlerle Edirnekapı yoluyla Saray'a getirilip Hırka-i Saâdet Dairesi'nde muhafaza edilirdi.
Âsâ-yı Nebevî
Hazret-i Peygamber (s.a.v.) bazı zamanlarda âsâya dayanır ve bunun peygamber ahlâkından olduğunu ifade ederdi. Kaynaklarda bir arşın ya da daha uzun ucu eğri bir değneği olduğu, bu değneği deveye bindiği zaman önüne astığı, Veda Haccı'nda Hacerü'l-Esved'i uzaktan onunla selâmladığı rivayetleri bulunmaktadır. Urcun denilen bir başka değneğini ise Bâkî Kabristanı'na giderken yanında bulundururdu.
Bursa Mısrî Dergâhı Şeyhi Şemseddin Efendi ise Bursa dergâhlarını anlattığı "Yâdigâr-ı Şemsî" isimli eserinde Medine'de bulunan Âsâ-yı Nebevî'nin mânevî işaret üzerine Baba Yusuf isimli bir zat tarafından alınarak üçe bölündüğünü, bir parçasını Emir Sultan Hazretleri'ne, bir parçasını Hacı Bayram-ı Velî'ye, bir parçasını da emredilen bir başka yere götürdüğünü, Emir Sultan'ın getirilen emâneti kendi âsâsının ortasına yerleştirdiğini ve türbesinde muhafaza edilen bu âsânın Bursa'da Âsâ Suyu ismiyle bilinen suyun ortaya çıkışında kerametinin görüldüğünü rivayet etmektedir. Yani Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in âsâsı intikal yolu ile gelerek Allah'ın velî kulları tarafından muhafaza edilmiştir. Tasavvufta âsânın kıymeti fazladır. Rasûlullah (s.a.v.)'dan gelen bu emânet ve kullanım mürşid-i kâmiller tarafından devam ettirilmiştir. Hatta bununla ilgili olarak çok güzel beyitler vardır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri âsâ ile ilgili şu güzel beyitleri kaleme almıştır ki anlamının derin bir şekilde tefekkür edilmesi gerekir:
Makbûl-i dergâh-ı Hakk olmağa istersen rızâ
Bir mürşid-i kâmilin elindeki asâyı tut
Var ehl-i Hakk'a hizmet et bî-taleb ü bî-garaz
"Seyyidü'l-kavmi hâdimuhum" emr-i Habîb-i Kibriyâ'yı tut
Eyüp Sabri Paşa, Mir'atü'l Harameyn'in Medine-i Münevvere ile alâkalı kısmında Medinelilerin bayram namazlarını kılmak için namazgâha çıkarken Asr-ı Saâdetteki gibi Hazret-i Fahr-i Âlem (s.a.v.)'in âsâsını taşıdıklarını anlatmaktadır. Hâlen Topkapı Sarayı'nda emânetler arasında bir de âsâ muhafaza edilmektedir. Yeşil çuha kılıf içerisinde bulunan âsâ, 148 santimetre uzunluğunda, altı köşeli ceviz ya da ona benzer bir ağaçtan mamul olup ucunda gümüşten başlığı vardır.
Na'leyn-i Saâdet
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yaşadığı bölgenin iklimine uygun olarak sandalet tarzı ayakkabılar giymiştir. Parmak arasından geçen ve bilekten kavrayan kayışları olan bu ayakkabılar "Na'leyn-i Saâdet" ismiyle anılır. Hazreti Peygamber (s.a.v.)’e ait ayakkabılara Na'l-i Saâdet denildiği gibi Osmanlı döneminde Paşmak-ı Şerif ismiyle de anılırdı. Topkapı Sarayı'nda üç adet Na'leyn-i Saâdet ile bir tane Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’e ait olduğu belirtilen yemeni tipinde kapalı modelde ayakkabı muhafaza edilmektedir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in ayağına değen pabuç değil, pabucuna dokunan tozlar baş tacıdır. Nitekim Mekke ve Medine’de hizmet gören ferraşların süpürgelerinden dökülen çöp parçacıklarını Osmanlı Padişahları başlarına taç yapmışlardır.
Sakal-ı Şerif
Sakal-ı Şerif, Peygamber Efendimiz’in mübarek sakal-ı şeriflerinden Müslümanlar tarafından alınıp, teberrüken (bereketlenmek için) saklanan ve günümüze kadar gelen mukaddes emânete verilen addır. "Lıhye-i Saâdet" ve "Lıhye-i Şerif" diye de bilinen sakal-ı şerif mübarek ay, gün ve gecelerde Müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Hazreti Peygamber (s.a.v.) tıraş olduğu zaman, saç ve sakal telleri ashab tarafından toplanır, hatıra olarak saklanırdı. Enes bin Malik (r.a.) "Bir defasında berberi, Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'i tıraş ederken görmüştür. Bunun üzerine ashabı etrafını sarmıştır. Kesilen saçlarının hiçbir telini yere düşürmüyorlar, kapışırcasına alıyorlardı." şeklindeki izahatı bu hususu açıklamaktadır. Ümmü Umâre'den nakledildiğine göre hicretin altıncı yılında gerçekleşen Hudeybiye Umresi sırasında Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in tıraş edilen saçları yanı başında bulunan ağacın üzerine bırakıldı. Ashab saç tellerini ağacın üzerinden alıp bölüştüler. Hadiseyi nakleden Ümmü Umâre de oradan bir demet saç teli almış vefatına kadar yanında saklamıştı.
Bugün İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emânetler bölümünde Hırka-i Saâdet dairesinde altmışa yakın sakal-ı şerif bulunmaktadır. Bunlardan yirmi dört kadarı altın ve kıymetli taşlarla süslü muhafazalarda veya sedef kakmalı kutularda saklanmaktadır. Bu sakal-ı şeriflerden başka gerek Anadolu'nun, gerekse diğer İslâm memleketlerinin pek çok yerinde bulunan sakal-ı şerifler Müslümanlar tarafından saygı ve hürmetle korunmakta, mübarek gün ve gecelerde ziyaret yapılmaktadır.
Sakal-ı şerif ziyaretleri mevlit kandillerinde, kadir gecelerinde, yatsı ve teravih namazlarında, cuma günlerinde cuma namazından sonra yapılır. Salâtı selâmla bulunduğu yerden alınarak, mihrabın önünde yüksek bir sehpa üzerine konur. İmam ve güzel sesli hafızlar tarafından beraberinde tahlil ve salâtı selâm okunarak önce erkekler tarafından ziyaret edilir. Daha sonra da kadınlar ve çocuklar ziyaret eder. Ekseriyetle sakal-ı şerif bohçasının kenarının öptürülüp başa konulmasıyla ziyaret tamamlanır ve yine aynı saygı ile eski yerine konur.
Sancak-ı Şerif
Hazreti Muhammed (s.a.v.)'e ait sancak, Âlem-i Nebî, Âlem-i Şerif, Liva-i Saâdet, Liva-i Şerif isimleriyle de anılır. Bu sancak hâlen Topkapı Sarayı’nda mukaddes emânetlerin arasında bulunmaktadır.
Hırka-i Saâdet dairesinde üç adet sancak-ı şerif bulunmaktadır. Bulunan bu üç sancaktan birini padişah bizzat sefere çıktığı zaman Hırka-i Şerif ile birlikte yanında götürürdü. Sadrazam sefere çıktığı zaman ikinci Sancak-ı Şerif ona tevdi edilirdi. Üçüncü Sancak ise devamlı yerinde dururdu. Padişah, Sancak-ı Şerif'i, sefere çıkacak olan sadrazama bizzat eliyle teslim eder; dönüşte de yine aynı şekilde geri alırdı. Sefere çıkacak ordu için şehir dışında ordugâh kurulmasından kırk gün önce Sancak-ı Şerif'in sandığından çıkartılarak bir mızrağın ucuna takılması âdet hâline getirilmişti. Sancak-ı Şerif'in sefere çıkacak olan sadrazama teslimi, belirli bir merasimle yapılırdı. Ordunun sahraya çıkmasından kırk gün kadar önce Sancak-ı Şerif'in sandığından çıkarılıp gönderine takılması kanundu. Sancak-ı Şerif'in çıkarılacağı gün Fetih Sûresi okunur, ardından padişah tarafından omuza alınıp Has Oda’dan Arz Odası'nın Kütüphane kapısına kadar iki sıra hâlinde dizilmiş Enderun halkı arasından geçirilir, müezzin ve imamların tekbirleri arasında Arz Odası'nda tahtın sütununa dayandırılırdı. Sancak-ı Şerif için ordu içinde müstakil bir çadır kurulur, muharebe esnasında serdar-ı ekremin önünde bulundurulurdu. Etrafında da Seyyid ve Şeriflerden müteşekkil bir cemaat devamlı surette Fetih Sûresi’ni okurlardı.
Bugün Topkapı Sarayı Mukaddes Emânetler Dairesi'nde gümüş bir sandık içinde muhafaza edilen Sancak-ı Şerif, bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.)' in zât-ı risalet-penâhîlerine mahsus olan Ukab'dır. Ukab zamanla yıpranarak dağılmaya yüz tutunca Osmanlılar tarafından yeşil atlastan üç adet yeni sancak yaptırıldı. Bu sancakların içine Rasûlullah’ın (s.a.v.) yadigârı olan Ukab'dan parçalar dikildi.
BİBLİYOGRAFYA
1) Hilmi AYDIN, Hırka-i Saâdet Dairesi ve Mukaddes Emânetler, İstanbul 2004.
2) M. HAMİDULLAH, Hazreti Peygamberin Savaşları, (Tercüme: Salih TUŞ), İstanbul 1972.
3) M. Zeki PAKALIN, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, " Sancak-ı Şerif Maddesi"
Resul KESENCELİ
Yazar
İslâmiyeti Yayması ve Menkıbevî HayatıKarahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han Türk İslâm tarihinde, İslâmiyet’i kabul eden ilk Türk hakanı ve tarihin akışını değiştiren en önemli kişilerden biri olarak ye...
Yazar: Resul KESENCELİ
“Bu teknolojiyi çıkaran insanlar, teknoloji trenini kaçırırsak dünya başımıza yıkılır diye düşünmüyorlardı. Biri soruyor siz çocuklarınızın bilgisayar kullanamamasından korkmuyor musunuz diye, diyorla...
Yazar: Erol AFŞİN
17.Yüzyıl Osmanlı Devletinde Bursevî’nin Mürşidi Osman Fazlı Efendiİsmail Hakkı Bursevî, Celvetiye mürşidi Osman Fazlı Efendi’ye intisap etmiştir. Onun terbiyesinde yetişmiş tasavvufî eğitimini tamaml...
Yazar: Resul KESENCELİ
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi bu gazelini şu olay üzerine yazdığını anlatmıştır: Bir gün Aşağıulupınar’da sohbet olduğunu duyduk. Ahmet Nuri Ağabeyimle birlikte gittik. Gittiğimizde bize kapıyı açmayı...
Yazar: Resul KESENCELİ