Simitçi
Karneleri almış, yaz tatiline girmiştik. “Tatilde ne yapsam?” diye düşünüp duruyordum. Aklıma simit satmak geldi. Konuyu babama açtığım zaman o pek yanaşmadı. “Yapamazsın!” dedi. Ben hemen pes etmedim:
- Birkaç gün denemek istiyorum, dedim. Yapamazsam o zaman bırakırım. Siz benim para kazanmamı istemiyor musunuz?
Babam gülümseyerek:
- Para kazanmanı niçin istemeyelim oğlum? Tabii ki isteriz. Yalnız, her işin bir zorluğu vardır. İşe başlamadan bu zorlukları göze almalısın. Yoksa hayal kırıklığına uğrarsın.
- Bu işin neresi zor babacığım?
- Çok gezeceksin, çok bağıracaksın. Gözün açık olacak, müşteriyi kaçırmayacaksın. Satamadığın simitler için üzülmeyeceksin.
Babam cüzdanından para çıkardı:
- İlk sermayen benden olsun. Diğer günler karışmam ha! Durumunu kendin ayarlarsın artık.
Babama teşekkür ettim. Saati kurdum. Erken kalkacağım için hemen yatmalıydım. Annem boş bir sepet getirdi;
- Sabah fırından simitleri alınca sepetin içine koy, üstünü de bu çuvalla ört. Simitleri bayatlatırsan kimse almaz, dedi.
Sabah simit fırınına gittim. Fırından yeni çıkan simitler çok güzel kokuyordu. Simidini alanlar koşar adım yola koyuluyorlardı.
Sıra bana gelmişti. Elli simit aldım. Simitleri annemin tarif ettiği gibi, sepete güzelce yerleştirdim. Üstünü de iyice örttüm. Mis gibi susam kokusuna dayanamayıp bir tanesini hemen oracıkta yedim. Fırından çıkınca sokakta bağırmaya başladım.
Öyle bağırıyordum ki, sesimi duymamalarına imkân yoktu. Bunun da faydasını görüyordum. Satışlar iyi gidiyordu. Bir saat geçmeden yarıdan fazlasını satmıştım.
Yeni bir sokağa girmiştim, bağırarak yürüyordum. Arkamdaki apartmandan bir ses duydum. Döndüm, baktım. Bir de ne göreyim!!! Türkçe öğretmenim Musa Bey camdan bana bakıyordu. Camın kenarında otururken beni görmüş ve seslenmişti. Kendisini çok severdim. Yazılı sınavlardan iyi notlar alırdım. O da beni tanırdı. Simit satarken bile tanımıştı, hem de arkam dönük olduğu halde. Beni bu hâlde gördüğü için çok utanmıştım. Elim ayağım birbirine dolaştı, ne diyeceğimi bilemedim. Onun yüzünde tatlı bir tebessüm vardı, camdan bana seslendi:
- Aferin oğlum, çok hoşuma gittin. Şimdi daha çok gözüme girdin. Ekmek parası kazanmak güzel bir şeydir.
Öğretmenime “iyi günler” dileyip hızla oradan uzaklaştım. Ben giderken o hâlâ konuşuyordu:
- Aman çalış evlâdım, vaktini boşa geçirme!
Nedendir bilmiyorum ama öğretmenimi görünce çok utanmıştım. Çalışmak ayıp değildi. Aksine, çalıştığım için öğretmenim beni tebrik etmişti, çok sevindiğini söylemişti. Buna rağmen, simit sattığım günlerde bir daha Türkçe öğretmenim Musa Bey’in oturduğu sokaktan geçemedim.
Sırrı ER
Yazar
Araba nihayet köyümüze gelmişti. Çocukluk yıllarımın geçtiği ve her yanını iyi bildiğim bu yöreye gelmiş olmanın sevinciyle şoföre seslendim;- Yol ayrımında inecek var!Tozlu topraklı bu köy yolunda za...
Yazar: Sırrı ER
Benim iki küçük kızım; Cemile ile Feride, bir sabah yanıma gelerek bir istekte bulundular: - Babacığım, akşam eve gelirken bize oyuncak bebek alır mısın? Hani başında saç gibi püskül olanlardan.&...
Yazar: Sırrı ER
İstanbul’daki ecdat türbeleri ve kabirleri Osmanlı döneminden günümüze miras kalan, hem sanatsal hem de tarihî değer taşıyan gezilmesi, görülmesi, dua edilmesi gereken manevî mekânlardır.İstanbul doğa...
Yazar: Erdal KARASU
Sevgili çocuklar,Bazı televizyonlarda çalışan muhabirler sokak röportajları yapıyorlar. Konu her gün değişiyor. Sorulara verilen cevapları duyduğumuzda şaşırıyoruz hem de ne şaşırma...Peygamberimiz’in...
Yazar: Sırrı ER