Hristiyan Bir Annenin Feryadı
1953 yılının 19 Kasım’ı 20 Kasım’a bağlayan gecesi, Mevlid-i Nebevî gecesi. Lübnan’ın güneyindeki Sayda şehrinde, her yıl olduğu gibi, Müslümanlar Peygamber Efendimiz’in doğum gününü kutluyordu. O dönemde Lübnan’da bu kutlamaların bir parçası olarak havaya ateş açmak gibi yaygın bir gelenek vardı.
Ne var ki o gün sıkılan mermilerden yorgun bir mermi, şehirde tanınmış Hristiyan bir aile olan Ğattas ailesinin genç kızının başına isabet etti. Mahalleli panikle kızı Dr. Ğassan Hammud Hastanesi’ne götürdü. Fakat doktorlar müdahalede yetersiz kaldı ve aileye; “Durumu çok ağır, derhal Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi Hastanesi’ne götürün.” dediler.
Kız hemen Beyrut’a sevk edildi. Lübnan’ın en meşhur doktorları, Amerikalı bir tıp ekibiyle birlikte odada toplandı. Fakat kızın başındaki delik çok büyüktü, kanama her geçen dakika artıyordu. Tüm imkânlar tükendi ve umutlar sönmeye başladı. Ve o anda, Hristiyan kızın annesi çaresizlik içinde haykırıyordu:
“Neredesin ey Muhammed? Neredesin ey Müslümanların peygamberi dedikleri kişi! Gel de ümmetinin kızıma ne yaptığını gör! Senin ümmetin senin doğum gününü kutlarken benim kızımı öldürdü!”
Kızın annesinin gözyaşları dinmiyor, feryadı hastanenin duvarlarında ve koridorlarında yankılanıyordu. Tam o sırada doktorlar kendi aralarında; “Annesine söyleyin… Girsin, kızını son kez görsün ve kızına veda etsin.” şeklinde bir karar aldılar ve bunu annesine söylemesi için içlerinden birini dışarı gönderdiler.
Bu söz, annenin yüreğine bir hançer gibi saplandı. Bacakları titredi, ayakları bedenini taşıyamaz oldu ve olduğu yere yığıldı. Sonra zorlukla ayağa kalktı ve ağır adımlarla, ömrünün en zor anlarına doğru yürüdü. Titreyen elleriyle kapıyı açtı. Ve işte o an… Evet, işte o an âdeta zaman donmuş ve kızı gözlerinin önünde yatakta doğrulmuş, çığlık atıyordu:
“Anne, kapıyı kapat! Anne, kapıyı kapat. Çabuk, anne! Çıkmasına izin verme! Anne, ne olur onu tut, gitmesine izin verme!” diyordu.
Anne donup kalmıştı. “Kızı ölüm döşeğinde olması gerekirken bu ne hâldi? Neydi bu sözler? Kimden bahsediyordu? Bu nasıl bir mucizeydi?” Şaşkınlık içinde güçlükle sordu: “Kızım, kimi tutayım? Kimden bahsediyorsun?”
Ve cevap, o anda odadaki herkesi olduğu yerde donduran o söz:
“Anne… O, Muhammed’di. Allah’ın Rasûlü! Odaya geldi. Başımın üstüne elini koydu. Yaram kapandı. Kan durdu. Sen kapıyı açınca da çıktı gitti.”
Anne şaşkındı. Ne yapacağını bilemiyordu. Bu sözleri duyan annenin, gözyaşları içinde kalbine bir sıcaklık, bir ılıklık geldi ve şehadet getirerek İslâm'la müşerref oldu. Ardından oradaki herkes…
Ğattas ailesinden birçok kişi, o gün Müslüman oldu. Ayrıca olayın şahidi olan Amerikalı doktorların bulunduğu bir grup da İslâm’ı kabul etti.
İşte İslâm böyle bir dindir. Hristiyan bir annenin “Ey Muhammed!” feryadı boşta kalmadı; cevap, feryadın içinde gizliydi.
Lübnan’ın büyük bir kısmı bu olayı hâlâ hatırlar.
Ayşe Gül PINAR
Yazar
Genelde bilinen ismi cennet hurmasıdır ve Türkiye’de Trabzon hurması olarak bilinir. Sonbahar mevsiminde hasat edilir. Kış başlarına kadar tezgâhlarda bulunur. Ham ve sert haldeyken sarıdır, olgunlaşt...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Çocuk elindeki kitabı bırakıp bahçeye çıktı. Son sayfasına kadar heyecanla okumuş, resimlere merakla bakmış, gülmüş, düşünmüş ve oldukça yorulmuştu. Bahçede oynayan arkadaşlarını görünce biraz mola ve...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Hz. Musa'nın zamanında yaşanan kuraklık, insanları büyük bir sıkıntıya sokmuştu. Ekinler kurumuş, hayvanlar telef olmuş ve insanlar açlıkla karşı karşıya kalmıştı. Bu zor durumda, insanlar Hz. Musa'ya...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Sevgili okurlar;Rabb’imiz insanlık ailesini, Hz. Âdem ve Hz. Havva ile başlatarak bizlere çok kıymetli bir hediye verdi; aile… Aile, hepimizi sarıp sarmalayan bir zırh gibidir. Nasıl ki elbise bizi so...
Yazar: Editör