OSMANLI TARİHİNDE ŞEHZÂDELER
Osmanlı devlet sisteminde, ileride tahta geçebilecek hükümdar olma şansları eşit sayılan şehzâdelerin doğumlarında sarayda sevinç gösterileri ve törenler düzenlenir, top atışları yapılırdı. Bu mutlu haber neticesinde padişah tarafından tebrik kabulleri olur, çeşitli hediyeler dağıtılırdı. Yeni dünyaya gelen şehzâdelerin hizmetine görevliler tahsis edilir, çocukluktan itibaren eğitimine büyük önem verilirdi. Şehzâdelerin teorik eğitimi devrin en ileri gelen hocaları tarafından yürütülürdü. Bu dersler, genellikle şehzâdeler on-on üç yaşlarına gelinceye kadar sürerdi. Bu yaşlara kadar süren eğitim sürecinde şehzâdelere Kur’an eğitimi, Arapça, Farsça, tarih, coğrafya gibi bilimlerin yanında ilgi alanına göre ok atmak, ava gitme, cirit, güreş gibi sporlar ile güzel yazı yazmak, ok ve yay gibi sanatlar öğretilirdi. Bu şekilde şehzâdeler can sıkıntısından kurtulurken, aynı zamanda ileride padişah olduklarında kendilerine ait bir meslek kazanmış olurlardı. Şehzâdeler saray içi teorik eğitimlerini tamamladıktan sonra sünnet olurlardı ve bu vesileyle büyük törenler, eğlenceler yapılırdı. Sünnet merasiminin ardından pratik eğitimlerini görevlendirildikleri sancaklarda “Sancak Beyi” olarak tamamlarlardı. Şehzâdelerin sancaklara çıkarılmasındaki başlıca amaç devlet yönetimiyle ilgili bilgi sahibi olmaları ve tecrübe kazanmalarıydı. Bununla beraber imparatorluk topraklarının güvenliğinin sağlanması açısından hânedanın o bölgeye verdiği önemin gösterilmesi yanında sancaklarına hânedan üyesi gönderilen yöre halkının devlete itaat konusunda daha hassas davranacağı düşünülüyordu. Şehzâdeler tayin edildikleri sancaklarda idarî yetkilere sahipti. Maiyetlerinde merkezdeki divan teşkilâtına benzer bir yapılanma gösteren çeşitli görevliler bulunuyordu. Dergimizin bu sayısında Tarihçi-Yazar İsmail Çolak bu konuda şu tespitleri dile getiriyor: “Yüzyıllarca dünyayı yöneten ve tarihe yön veren Osmanlı padişahları, daha çocukluk döneminden başlayarak sıkı ve kaliteli bir talim-terbiye sürecinden geçirilmişlerdir. Çocukluk ve gençliklerinde Saray/Harem, Şehzâdegân Mektebi ve Endrerun’da başta valideleri, mürebbiler, devrin meşhur âlimleri eliyle tam bir dinî, ahlakî, ilmî ve kültürel tedrisata tabi tutulmuşlardır. Şahsiyet ve mizaçları dinî-ananevî gelenekler, ilim, irfan, hikmet ve adabı muaşeret kuralları ile yoğrularak örnek bir insan, her cihetten kabiliyetli, dirayetli ve vasıflı bir yönetici olarak yetişmeleri hedeflenmiştir. Böylece hükümdarlığa iyi bir hazırlık yaparak, tahta çıktıklarında bir acemilik ve zorlukla karşılaşmadan cihan devletinin dizginlerine maharetle hükmedebiliyor, çağ açıp kapayan tarihi başarılara imza atabiliyorlardı. Geleceğin Yıldırım’ı, Fatih’i, Yavuz’u, Kanuni’si, Abdülhamid’i olabiliyorlardı.” Özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta hastalıktan vefat eden oğlu Şehzâde Mehmet adına yaptırdığı “Şehzâdebaşı Camii ve Türbesi” kapak konumuz olması hasebiyle, bu hususu inceleyen yazıda da konu detaylı bir şekilde işlenmektedir. Diğer yazılarla birlikte tarihi olay ve gerçekleri sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Dergimizi takip etmenizden gayet memnunuz. Selam ile.
Bekir AYDOĞAN
YazarModern kavramlara Ashab-ı Kehf’in mağarasından bakmaya ne dersiniz? Aydın Başar, “Sekülerizm Çıkmazından Mağaraya Doğru” kitabında bunu yapmaya ve bizleri de bunu başarmaya davet ediyor. Ashab-ı kehf...
Yazar: Yusuf HALICI
İslam mimarisinde mekânın işlevine göre sanatsal bir şekilde; tabiatla bütünleşen bir tarzda binaların yapı malzemesi ve renk seçimi yapılır. Toplumun manevî bakımdan beslendiği değerler ve gelenek...
Yazar: Bekir AYDOĞAN
Bir güzel Sultan’ın iki has oğlu, Yolları gözyaşı, yönleri zahmet, Süleyman Han gibi Allah’a bağlı, Şehzâde Mustafa, Şehzâde Mehmet… İki Baş-Şehzâde toprağa girdi, Kanunî tarifsiz acılar gördü,...
Şair: Halil GÖKKAYA
Tasavvufî anlayış özüyle kavranmak istendiğinde, onun insanı insan yapan değerler üzerinde önemle durduğu görülür. Bu değerler manzumesinin ilk basamağı hiç şüphesiz ki insanın kendisini tanıması, ken...
Yazar: Musa TEKTAŞ