Manevî Miras: Değerler Eğitimi
Değerler, ferdi ve toplumsal hayatımızı anlamlandırır, fert ve topluma değerli bir kimlik kazandırır. İnsan benimsediği değerlerle uyumlu yaşadığı sürece kendisini de iyi hisseder. Değerler, toplumsal yapının hem temeli hem de omurgasıdır. Bunlar; iman, imanın gereklerine uygun bir hayat tarzı, insan onuruna ve haklarına saygı, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek, beşeri ilişkilerde hakkaniyet ölçülerine göre hareket etmek ve dürüst davranmak, fakir ve güçsüzlere merhamet etmek şeklinde zikredilebilir. Türk-İslâm kültürü, yüzyıllar boyunca bu değerleri yalnızca öğreten değil, gündelik hayatın içine ustalıkla yerleştiren güçlü bir medeniyet inşa etmiştir. Geçmişte medeniyet inşa etmiş olan “değerlerimizi” günümüze taşımak, korumak ve yaşatmak bir tercih değil, zorunluluktur.
Değerler eğitimi ailede başlar. “Ağaç yaş iken eğilir.” atasözünde de ifade edildiği gibi, çocuklar hayatı tanımaya başladığı yaşlardan itibaren ailede yaşananları gözlemleyerek öğrenir. Çocuk; sofrada paylaşmayı, büyükleriyle iletişimde saygıyı, misafire ve komşuya yapılan ikramlarda merhameti öğrenir. Ebeveynin çocuğa doğrudan telkinlerinin yanı sıra kendi aralarında yaptıkları konuşmaları ve çocuğa karşı davranışları da bir eğitimdir. Tabii davranışlar, çocuklar üzerinde nasihatten daha kalıcı etkiler bırakır. Çocuk, kibar ve saygılı konuşmayı, iyiliğe teşekkür etmeyi, hata yaptığında özür dilemeyi aile büyüklerinden öğrenir. Çocuk, kaba davranışlar ve küfürlü sözler sarf etmeye başlamışsa kimlerle iletişim kurduğuna dikkat etmek gerekir.
İslâm, edep ve ahlakı imanın ayrılmaz bir parçası olarak görür. Doğru sözlü olmak, kul hakkına ve emanete riayet gibi değerler sadece teorik bilgiler değildir, herkesin içselleştirerek yaşaması gereken temel ilkelerdir. Kur’an’da Kalem Suresi 4. ayette Allah Peygamberimiz’e “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” buyurmaktadır. Sevgili Peygamberimiz de “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” mealindeki hadis-i şerifiyle, değerlerin, edep ve ahlakın kişilik gelişimi için önemini ortaya koymuştur.
Edebiyatımızda yer alan kıssalar, atasözleri ve deyimler, adeta kısa ahlak dersleridir. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” atasözü yardımlaşmayı, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” atasözü ise doğruluğun bedelini ama değerini anlatır. Hoca Ahmed Yesevi “Dîvân-ı Hikmet”te, Mevlâna Mesnevîsinde, Sadi Şirazi ve Yunus Emre şiirlerinde, değerleri çeşitli temsillerle insanlara telkin ederler
Osmanlı’da mektep ve medreselerde ilimle birlikte edep öğretilirdi. Evlere ve dükkanlara asılan “Edep ya hu!” serlevhaları, insanlara dikkatli ve özenli davranmayı hatırlatırdı. Günümüzde ebeveynlerin ve öğretmenlerin bu değerler üzerinde yeteri kadar durmadıklarını Z kuşağının problemli davranışlarında üzülerek müşahede etmekteyiz. Son elli yılda bencil, haz odaklı, kaba güç gösterisini marifet sanan, ebeveynler tarafından sadece akademik başarıya zorlanan bir nesil yetişti. 15 yaşındaki ergenlerin işledikleri cinayetler, madde bağımlılığı kaygı vericidir. Geçen yıl Milli eğitim Bakanlığının uygulamaya koyduğu “Milli Maarif Modeli”nin değerler eğitiminde ne kadar başarılı olacağını ise zaman gösterecek.
Yoğun ve hızlı geçen gündelik hayat, bilgi ve kültürün dijitalleşmesi, internet bağımlılığı, insanları daha da bireyselleştirdi. Bu durumda değerler eğitimi gelişme çağındaki çocuklar için daha elzem hale gelmiştir. Türk-İslâm kültürünün sunduğu ahlakî pusula, gençlere sadece “iyi insan” olmayı değil, anlamlı bir hayat kurmayı da öğretir. Bu değerler, geçmişe ait bir nostalji değil; geleceği inşa edecek canlı ve güçlü rehberlerdir.
Ailede başlayan değerler eğitimi okulda bilgilenme, camide ise uygulama şeklinde devam etmelidir. Çocukların zihnine caminin adeta ikinci adres olduğu anlayışı küçük yaştan itibaren yerleşmesi gerekir. Ezan okunurken sessizce dinlemek, yatıyorsa toparlanmak, Kur’an’ı yüksek yerde tutmak, ona abdestsiz dokunmamak, Kur’an’ın emir ve yasaklarına riayet etmek gibi hassasiyetler dinî değerlerin korunmasında ve takva bilincinin gelişmesinde önem arz eder.
Ramazan ayı, aynı zamanda dolaylı olarak değerler eğitiminin yapıldığı bir aydır. Bu aya ve oruçluya saygının bir gereği olarak Müslümanlar söz ve davranışlarına daha çok dikkat ederler. Çocuklar, oruç tutmakla mükellef olmasa bile dışarıda bir şey yiyip içmemek gerektiğini öğrenirler. Başka zamanlarda bir saat bile aç kalmaya tahammülü olmayan çocukların Ramazan ayında gün boyu oruç tutmak için ısrarcı olmaları dikkat çekidir. Çocuklar, büyüklerinin telkinleriyle kaba ve kırıcı söz ve davranışlar sergilememeleri gerektiğini bilirler. Ramazan ayı vesilesiyle yapılan yardımlar merhamet duygusunu geliştirir. İftar davetlerinde paylaşmayı, cömertliği ve agah olmayı öğrenirler. Böylece Ramazan ayı, değerlerin hem öğrenildiği hem de yaşandığı bereketli bir ay olarak her ferdin hayatında önemli bir yer tutar.
Ramazan ayını bihakkın yaşayanların, değerleriyle mütenasip bir hayat tarzı benimseyenlerin ömrü ilerleyen yıllarda bayram gibi geçer. Ramazan ayınız bereketli, ömrünüz bayram olsun.
Emine Büşra YÜKSEL
Yazar
İslâm dini, insanların hem aklına hem de gönlüne hitap eder. Davette, gönül dilini kullanır. İslâm’ın mesajı gönüllere hitap eder, zira imanın mahalli kalptir. İnsanlar, dinini dili ile ikrar ederler,...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Bayramlar, neşe, sevinç, huzur ve mutluluk günlerimizdir. Peygamber Efendimiz’in “Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize sırtınızı dönmeyin. Birbirinize kin ve nefret beslemeyin. Ey Allah’ın kulları! ...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
Anadolu irfanı; Anadolu’da oluşan ve çevreye yayılan İslâm dini menşeli bilgece düşünce ve yaklaşımdır, tarihten günümüze tevarüs edilen bir bilgelik mirasıdır. Anadolu Müslümanlarının dinden beslener...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Allah, insanı kendi kudretiyle, en güzel şekilde yaratmış ve kendi ruhundan üfleyip halife olarak yeryüzüne göndermiş, gökte ve yerde ne varsa hepsini onun emrine vermiştir. Kendisine bunca nimet veri...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL