Şevkinle Döner Dünya
Yâ Habîballah kaçan kalkar cemâlinden nikâb
Mahvolur nûr-ı ziyâ salmaz cihâna âfitâb
Sanki fânûs-ı hayâlindir hiyâm-i âsumân
Dâima şem’-i cemâlin ile döner mâhitâb
Âlem ü âdem müzeyyen nûr-ı zâtınla senin
Zikr-i evsâf-ı cemîlin ile memlû dört kitâb
Ol tecellî eyleyen vechinde ey mir’ât-i Hak
Sûret-i Rahmandürür vallahü a’lem bi’s-savâb
Sırr-ı aşkı feyz edelden Nûriyâ feyyâz-ı Hak
Cûşa geldi şevk-i hüsnün ile döner âsiyâb
Abdülahad Nûrî (1594-1650)
Ey beni aşk ateşinde yandıran
Aşk senin âşık senin ma’şûk senin
Hem seven hem sevilen hem sevdiren
Aşk senin âşık senin ma’şûk senin
Mısralarıyla sevginin, aşkın kaynağı olarak Allah’ı gösteren şâir, Peygamber Efendimiz’e karşı büyük bir muhabbet beslemektedir. Çeşitli yönleriyle Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olan sevgi ve hayranlığını belirtirken Onun doğduğu aya karşı da muhabbet beslemektedir.
Abdülahad Nûrî, Peygamber Efendimiz’in yüzündeki ışık örtüsü kalkacak olsa dünyaya ışık veren güneşin söneceğini, insanlığın karanlıklarda kalacağını söylerken; Peygamber Efendimiz’in hem yüzünün fizîkî güzelliğine hem de O’nun mânen insanları aydınlattığına işaret etmektedir.
Hz. Muhammed (s.a.v.), parlaklığıyla gök kubbenin üstünde, dünyayı aydınlatan bir güneş gibidir; ay, daima Onun yüzünün parlaklığından ışık almaktadır.
Kâinatta canlı cansız her ne varsa Hz. Muhammed (s.a.v.)’in nuruyla anlam bulmuş, bir güzelliğe sahip olmuştur. Allah tarafından indirilen dört kitapta da O’nun güzel vasıflarının zikri mevcuttur. Kâinat, O’nun yüzü suyuna yaratılmıştır.
“Doğrusunu Allah bilir ki, Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yüzünde tecellî etmiştir.” diyen şair, tasavvuf inancındaki, Allah’ın bazı özelliklerinin yarattıklarında tecellî ettiği düşüncesini dile getiriyor.
Hakk’ın feyizleri, aşk sırrıyla nihan olunca dünya bu güzelliğin şevkiyle coşup dönmeye başladı, ifadesinde hüsn-i tâlil (güzel sebep bulma) sanatı vardır.
Şairin diğer na’tları:
NA’T
Sende doğmuştur Muhammed Mustafâ
Merhaba ey mâh-ı mevlid merhabâ
Sende olmuştur bu âlem pür-safâ
Merhaba ey mâh-ı mevlid merhabâ
Sende geldi ol şefâat menba’ı
Sende zâhirdir o nûrun matla’ı
Sensin Eltâf-ı Hudâ’nın mecma’ı
Merhaba ey mâh-ı mevlid merhabâ
Azmış iken cehl ile halk-ı cihân
Dolmuş iken küfr ile kevn ü mekân
Nûr-ı îmân sende olmuştur ayân
Merhaba ey mâh-ı mevlid merhabâ
Ol habîbi kim Hudâ’sın medh ede
Onu vassâf olmaya Nûrî n’ide
Kim bilir kadrin onun bu dünyede
Merhaba ey mâh-ı mevlid merhabâ
NA’T
Ey habîb-i Hak kerîmü’ş-şân Muhammed Mustafâ
Nâzenîn-i hazret-i Yezdân Muhammed Mustafâ
Ravza-i cennet gülüsün "lî-ma’Allah" bülbülü
Canlara cânân cihâna cân Muhammed Mustafâ
Bûy-ı enfâsun mutayyeb etti nâsût ehlini
Doldu âlem ravh ile reyhân Muhammed Mustafâ
Zâtunı meddâh olan ol hazret-i Hak olıcak
Nice bilsün kadrüni insan Muhammed Mustafâ
Ümmet üzre ulu minnetdir vücûdun ni'metdir
Cümle halka rahmet-i Rahmân Muhammed Mustafâ
Âlüne ashâbuna, ezvâcuna etbâuna
Hâzır olsun ravza-ı rıdvân Muhammed Mustafâ
Nûri miskîni unutma Rabb-ı izzet hakkıçün
Ey nebîler hizbine sultân Muhammed Mustafâ
Vedat Ali TOK
Yazar
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâimKadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-i RusûlünGül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidirBahtîyâ durma yüzün sür kademine o gülün1.Sultan Ahmed Han (1590-1617)“Bahtî” ve ...
Yazar: Vedat Ali TOK
Medeniyetler yalnızca kurdukları şehirlerle, kazandıkları savaşlarla ya da yazdıkları metinlerle değil; inşâ ettikleri mekânlar aracılığıyla da konuşur. Taş, mermer ve ahşap; bir milletin zihniyetini,...
Yazar: Kemal DEMİR
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!Lâkin o ne hüsrandı ki, hissetmedi gözler;Kaç bin senedir, hâlbuki bekleşmedelerdi!Nerden görecekler? Göremezlerdi...
Yazar: Vedat Ali TOK
Her Ramazan vesilesiyle çocukluk dönemim gözlerimin önüne gelir. Beş erkek, bir kız kardeştik. Kur’ân ve sünnete son derece bağlı iyi birer Müslüman olan anamın ve babamın kanatları altında büyüdük. A...
Yazar: Enbiya YILDIRIM