Kültür ve Şiirimizde Ardıç Ağacı
Kur’an, ağaçların Allah’ın lütfu ve kudretiyle yaratıldığını ve birçok canlının ağaçlar olmadan yaşayamayacağını vurgular. Türk inanışlarında ağaçlar önemlidir ve bazıları kutsal kabul edilir; örneğin ardıç ağacı da bunlardan biridir. Ardıç, kokulu ve uzun ömürlüdür, parklar ve bahçelerde dekoratif olarak sıklıkla kullanılır. Ayrıca erozyonu önler, rüzgâr ve karı engeller. Norveç’te, ardıç bitkisi geleneksel olarak ahır duvarlarını korumak için kullanılır. Ardıç, zorlu iklim koşullarına dayanıklıdır ve uzun süre ayakta kalabilir. Tarihte, ardıç ağacının diğer ağaçlarla kıyaslandığında özel bir yere sahip olduğu ve çeşitli uygarlıklar tarafından sıkça anıldığı bilinmektedir.
Eski Mısırlılar, ardıç meyvelerini bağırsak parazitlerini iyileştirmek için kullanmıştır. Avrupa’da, ardıç dallarının yakılması kötü rûhları ve cadıları uzaklaştırdığına inanılmıştır. Ardıç yağı çeşitli hastalıklar için geleneksel bir tedavi olarak kullanılmıştır. Orta Çağ’da veba bölgelerindeki insanlar ardıç meyvelerini tüketmiş ve doktorlar veba salgınlarında ardıç kullanarak kendilerini korumuşlardır. Ardıç, binlerce yıldır Türk milletinin sözlü ve yazılı kültürü içerisinde hususi bir yere sahip olan sembolik bir ağaçtır. Şaman Türkleri ve Anadolu Bektaşîleri arasında ardıç ağacı dalları ile büyük bir öneme sahiptir.
Orta Asya’daki Türk mezarlarının başına ardıç ağacı dikilmesinin devam eden bir gelenek hâlini aldığı bilinmektedir. Eski Türklerde ardıç adını taşıyan birçok kutsal yerin varlığı bilinmekte olup, günümüzde bazı köylerin, mekânların ardıç ve türevleriyle isimlendirilmiş olması yaşayan bir hakîkattir. Ayrıca bazı yörelerde, ardıç ağaçlarının dallarına bir bez bağlamak sûretiyle dilek tutma geleneğinin sürdürülmekte olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Özellikle Erzurum’da, ardıç ağacının fosilleşmiş köklerinden elde edilen “oltu taşı”, kolay işlenebilen yarı kıymetli bir taş olarak bilinir. Oltu taşının insanlar arasında “şans taşı” olarak kabul edilmesi, nazarın etkilerini engellediği, insan vücuduna pozitif enerji verdiği inancıyla ilişkilendirilir.
Ardıç, Türkçe’nin zengin etimolojik literatürüne sahip önemli bir bitkidir. Ardıç, Çuvaşçada urça veya orça olarak bilinirken, diğer dillerde de çeşitli şekillerde adlandırılır: Kırgızca’da arça, Özbekçe’de kararca, Kazakça’da arşa, Uygurca’da arça, ardaş, Azerice’de ardıç, Tatarca ve Başkurtça’da artış olarak bilinir. Moğolca’da ise arts, arsa olarak, Mançu-Tunguzca’da arça ve Negidalca’da atçimka olarak adlandırılır. Bu bitkinin geniş bir yayılım alanı vardır. Yaklaşık 60 türü ılıman kuşakta bulunurken, Rusya’da 20 türü tespit edilmiştir. Ardıçlar, genellikle iğne yapraklı, her zaman yeşil, servi cinsinden ağaçlardır. Toprağın ve suyun korunmasında önemli bir rol oynadıkları gibi bazı türlerin filizlerinden eter yağı elde edilir. Ayrıca, ardıç ağacının meyvelerinden elde edilen enfüzyonun idrar söktürücü olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ardıç, bazı türleri kırmızı kitaba kaydedilmiş bir süs bitkisidir.
Etimolojik kökeni konusunda çeşitli teoriler öne sürülmüştür. Bazı araştırmacılar, ardıç kelimesinin Eski Türkçe’deki “temizleme” anlamına gelen “arıt-” veya “arı-” fiilinden türediğini öne sürmüşlerdir. Ancak, kelimenin kökeni tam olarak belirlenememiştir. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Ardıç, Çuvaşlar başta olmak üzere birçok Avrasya halkı tarafından temizlik, arınma törenlerinde kullanılmıştır. Ayrıca, Hristiyanlıkta da tütsüleme amaçlı kullanılan bir bitki olmuştur. Türk dillerinde farklı anlamlarla kullanılan “ardıç” kelimesi, geniş bir anlam yelpazesine sahiptir.
Eski Türklerde “ağaç dikmek, sevaptır” anlayışı, İslâm öncesi dönemde de yaygın bir geleneği oluşturuyordu. Bu geleneğin sembolik, dinî kökenleri bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair söylentilerde de bu geleneğin izlerine rastlanmaktadır. Örneğin, Geyikli Baba’nın, Orhan Gazi’nin bahçesinde kavak diktikten sonra yeşermesi bunlardan biridir. Ardıç ağacına, eski Uygur yazılarında, öz Türk kesimlerinden derlemelerinde ve Kaşgarlı Mahmud’un ifadelerinde rastlanır. Yazılı söz varlığındaki mevcudiyeti Anadolu’ya kadar uzanır. Kuzey Türkleri ardıca “arça” derler. Bu kelime pek çok yerde kullanılır. Eski Uygur yazıları incelendiğinde, “artuç uruğu” yani ardıç tohumunun ilaç olarak kullanıldığı belirtilmektedir.
Türkiye’nin en önemli ziyaret merkezlerinden biri olan Hırka Dağı, Hacı Bektaş Velî’nin menkıbelerine göre ilk Semâ’ya durduğu ve çile çektiği yerdir. Bu dağ, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesi ile Gülşehir ilçesi arasında bulunur. Zamanında bol miktarda ardıç ağacının yetiştiği bir yerdir. Eski Türk inancında hem dağlar hem de ağaçlar kültü önemlidir. Ardıç ağacı, kayın ağacından sonra ikinci kutsal ağaç olarak kabul edilir. Türklerin saygı gösterdikleri ağaçlar arasında, ardıç ağacı da bulunur. İslâm öncesi Türk mitolojisinde yer alan “Hayat ağacı” ve “Kozmik ağaç” inanışları, Müslümanlaşmış Türklerin geleneğinde de izlerini korur. Tek başına duran “Ulu ağaç”, gücün, refahın ve kutsalın varlığı olarak kabul edilir. Azerbaycan’da Karakoyunlu Türkleri arasında ağaç-orman kültünün kökeni, kutsal ormanların yarısına kadar yanmış bir çubuktan oluştuğuna dair bir efsanede ifade edilir. Ardıç, şamanlar için önemli bir ağaçtır. Tanrıların ve perilerin ağacı olarak kabul edilir. Ardıç dumanının uyuşturucu, ağulu bir etkisi olduğuna inanılır. Ziya Gökalp’in belirttiğine göre, Doğu Türkleri arasında “kutsal aile ateşi” adı verilen bir gelenek vardır. Bu ateşin sönmemesi için özen gösterilir.
Şair Halil Gökkaya “Ardıç Ağacı” şiirinin bu dizelerinde ardıç ağacının tasavvuf imgesine vurgu yapmış tasavvufun uzlet, zorluk, sûfilik, mestlik, yoluk v sabır gibi kavramlarını dile getirmiştir:
Sabrederim, bir yokluğun hiçinde,
Bazen bir kayanın ortasındayım,
Yavaş yavaş uzanırım yarına,
Sofi olsam mest ehlinin içinde,
Hep tutunsam yalnızlığın narına,
Yine beni sever miydin sultanım?
Tasavvuf kültüründe ardıç ağacı da önemli bir yere sahiptir. Ardıç ağacı, tasavvufi geleneğe göre mânevî derinliklerin simgesi olarak kabul edilir. Ağacın sağlamlığı, dayanıklılığı ve derin kökleri, tasavvuf yolunda müritlerin güçlü, istikrarlı bir karaktere sahip olmalarını temsil eder. Aynı zamanda, ardıç ağacının iğne yaprakları da dikkat çeker; bu yapraklar sıkıntı ve zorluklar karşısında direnç göstermeyi sembolize eder. Tasavvufî metinlerde ardıç ağacı genellikle Allah’a yakınlık arayışında kullanılan bir sembol olarak karşımıza çıkar. Sessizlik, huzur içindeki mânevî yolculukları ifade etmek için ardıç ormanları sıklıkla tasavvufî edebiyatta kullanılır. Ayrıca, bazı tasavvufi geleneklerde, müridin mânevî gelişiminde yardımcı olan rehberlerin, özellikle velilerin, ardıç ağacının altında mânevî eğitim yaptıkları veya ibâdet ettikleri rivayet edilir. Bu bağlamda, ardıç ağacı tasavvufî literatürde olduğu kadar, uygulamalarda da derin mânevî anlamlar taşır. Tasavvufi yolda ilerleyenler için önemli bir sembol hâline gelir.
Ardıç ağacının Türkler arasında kutsal kabul edilmesi, Orta Asya’da ardıçlı adını taşıyan birçok kutsal yerin varlığına işaret eder. Tahtacılar, genellikle lâdin, sarıçam, köknar ve ardıç ağaçlarını kutsal olarak kabul ederken, Yörükler karadut, çınar, katran ağaçlarını kutsal olarak görürler. Tahtacılar, inandıkları kutsal ağaçların motiflerini mezar taşlarına işleyerek bu inancı yansıtırlar. Adıyaman, Siirt ve Tunceli gibi illerde tek başına bulunan ardıç ile meşe ağaçlarının kutsal kabul edilmesi nedeniyle, bu ağaçlara dokunmanın hoş karşılanmadığı belirtilir. Günümüzde Anadolu’nun her bölgesinde, eski Türk inanışlarına dayanan ağaç kültürünün izlerine rastlanabilir. Sivas-Divriği Vazıldan köyü ve çevresinde de ardıç ağacının kutsal olduğu düşünülür. Bu köyde bulunan bir ardıç ağacı özellikle kutsanır. Çocuğu olmayan, evlât arzu eden bayanların bu ulu ağacın meyvelerinden yedikleri takdirde, çocuk sahibi olacaklarına inanılır. Halil Gökkaya’nın “Beşik olsam beler miydin gönlünü/ Yine beni sever miydin sultanım?” dizeleri çocuk müjdesini teyit ederken, sevgiyle kundaklanan bebekler misali sevgilinin gönlünü beşik etmesi sembolüyle; ardıç ağacından yapılan beşiklerin Anadolu’da uzun yıllar neşiden nesil aktarılarak kullanıldığına da işaret etmektedir.
Şair Halil Gökkaya;
Bozkırları, bozkurtları severim,
Su bulurum kurak toprakta bile…
Emekçi ağacım, dokuz canlıyım,
mısrlarında eski Türk Şaman inancının günümüze yansımış bir ögesini şiirde dillendirmiştir. Kaynaklardan bu hakîkat desteleyen bilgilere ulaşılmaktadır:
Orta Asya Türk inanışlarında ağaçlar, özellikle ardıç ağacı, önemli bir rol oynamaktadır. Ardıç ağacı, çok yaşlı ve büyük ağaçlar arasında sayılır, güçlü kabul edilir. Mevsimlere bağlı olarak kuruyup yeşermesi, hayat-ölüm döngüsünü hatırlatır. Türk mitolojisinde hayat ağacı olarak da kabul edilir. Üzerindeki çift başlı kartal, Tanrı’nın buyruklarını kamlara ve hakanlara iletir. Manas destanında, gökyüzü kubbesinin üzerine dayandığı ulu bir ağaçtan bahsedilir. Ayrıca, şaman ritüellerinde merkeze dikilmiş yedi ya da dokuz dallı bir ağaç, şamana yolculuğunda yardımcı olur. Ağaçlar, canlı ve hareketli hayatı simgelerler. Onlara kutsal güçlerin yüklenmesinin sebeplerinden biri, köklerinin toprağın derinliklerine uzanması, dallarının ise gökyüzüne erişmesidir. Ağaçlar, sürekli olarak yeraltı ve gökyüzü ile irtibat hâlindedirler. İnsanlar da yeraltı ve gökyüzü ile iletişim kurmak istediklerinde çeşitli ritüellerde kullanırlar. Canlı olarak ya da ağaç direği şeklinde, üzerinde yedi ya da dokuz dal bulunursa bunlar kullanılır, yoksa üzerine yedi ya da dokuz çentik atılarak, meyveleri yoksa dallarına çeşitli meyveler asılarak, doğum, ölüm törenleri ya da çeşitli şaman kutlamalarında kullanılırlar.
Şair Gökkaya son beşlikte her daim yeşil kalmasının Allah’ın lütfu olarak kabul ettiğini ifade ederken, ardıç ağacının kalem için kullanıldığından dolayı ardıcın duygulara tercüman oluşundan sevgilinin eline yakıştığından şöyle bahseder:
Dört mevsim yeşilim Hakk’ın izniyle,
Tevâzuuyla eğerim hep boynumu,
Kalem olsam o kınalı eline,
Yazar mıydın şu Celîl’e bir şiir,
Yine beni sever miydin sultanım?
Türk ağaç kültüründe, ardıç veya arça gibi bazı ağaçlar kutsal kabul edilir. Bu ağaçların özellikleri, onların kutsanmasında belirleyici rol oynar. Örneğin, yaprağını dökmemesi ile daima yeşil kalması, meyve vermemesi hatta odununun bile yakılmaması gibi özellikler, ardıç veya arça gibi ağaçların kutsal kabul edilmesine sebep olan faktörler arasındadır. Şair Halil Gökkaya, Orman Yüksek Mühendisi olması hasebiyle, öğrencilik yıllarından edindiği bilgileri şiirine derç etmiştir. 1952 yılında neşredilen bir makaleden kalem yapımı ile ilgili bilgileri arz etmek uygun olacaktır:
Genel olarak kurşun kalem sanayisi, hoş kokulu, kırmızımsı renkli, çakı ile kolayca yontulabilen, içerisinde sert yaz odunu şeritlerini barındırmayan, düzgün bir yüzeye sahip olabilen, düzgün lifli; budaksız ağaçları tercih eder. Bu sanayi, genellikle kızılağaç ve ıhlamur gibi açık renkli ağaçları veya kalem sanayisinin en çok tercih ettiği, virjinya ardıcının hafif renginde, ayrı kokuyu taşıyan diri odun kısımlarını kullanır. Bu kullanım sonucunda, genellikle kırmızımsı kahverengiye boyanır ve parfümlenir, böylece virjinya ardıcının rengi ile kokusu taklit edilir. Kurşun kalem sanayisi için, odunun gevrek olması, diğer kullanım alanlarında arzu edilmeyen bir özellikken, burada tercih edilen bir niteliktir. Kalem sanayisinin ideal ağacı virjinya ardıcıdır. Odununun yapısı bakımından virjinya ardıcıyla ayırt edilemeyen juniperus silicicola gibi ağaçlar da kullanılabilir. Ancak, Amerika’ya özgü olan bu ağaç türleri günümüzde nadir bulunmakta ve kurşun kalem sanayisinin ihtiyacını karşılayacak düzeyde bulunmamaktadır. Bu ağaç türlerinin azalmasında Amerikan kurşun kalem sanayisinin gelişmesinin büyük etkisi bulunmaktadır.
Oğuzhan AYDIN
Yazar
Dervişin seyr u sülûk eğitiminde hakkını vermesi gereken ilk makam, tevbe mertebesidir. Tevbe makamının hakkını vermeye çalışan derviş, ilk etapta isyan, günah, gaflet, taşkınlık, edepten yoksunluk, k...
Yazar: Kadir ÖZKÖSE
1. Cân görmese dîdârını hicrâna yönelmez Dil bilmese ikrârını ihsâna yönelmez2. Mey sunmasa la‘lin demi leb-teşne-i uşşâk İkrâr kılıp zü...
Yazar: Es-Seyyid Osman Hulusi Ateş Efendi
Efendim sorma halimiBülbül figan, gül perişan.Ayrılık büker belimiMenzil uzak, yol perişan.Dost elimden el çekeliKanar yüreğim yaralıNur yüzünü görmeyeliDerdim artar hal perişan.Gözyaşımı sel eylesemD...
Şair: Ramazan PAMUK
Ezelden kırılmış telim,Bir tahtaya gerin beni.Meyveyim, eğilmiş dalımDüşürmeyin derin beni.Yolcuyum menzilim yektir,Yollar ayağıma yüktür.Bu yerde tanıyan yoktur,Rüzgârlardan sorun beni.Kalemi banınca...
Şair: Satılmış ŞEN