Kelimelerden Bal Gibi Eserler Üreten Yazar Yılmaz Erdoğan
Adını ilk kez 1993 yılında Ahmet Efe Ağabey’den duymuştum. Bana “Yılmaz Erdoğan ile tanışıyor musun?” demişti. Ben de “Tanımıyorum.” demiştim. “O da çocuklar için hikâyeler yazıyor senin gibi, tanışsanız iyi olur.” dedi.
1994 yılında Kombassan Holding’in şirketlerinden olan Esra Film “hikâye, roman, senaryo” yarışması açmıştı. On hikâyeden oluşan kitap çapında bir dosya ile yarışmaya katıldım. Sonuç açıklandığında şaşırdım. Birinciliğe layık eser bulamamışlar, ben ikinciliği bir yazar ile paylaşmışım. Yılmaz Erdoğan da üçüncülüğü bir yazarla paylaşmış. Birincilik ödülünü kimseye vermemek için böyle tuhaf bir ifade kullanmışlardı. Birinciliğe layık eser bulunamamış. Nasıl bir eser bekliyorlardı acaba? Yarışmaya katılan en iyi eser birinci olur, değil mi?
Neyse, Yılmaz Erdoğan’ı ilk defa Konya’daki ödül töreninde gördüm fakat konuşamadık. Daha sonraki bir zamanda Fahrettin Bey’in evinde yaptığımız bir toplantıda görüştük, kısa zamanda samimi olduk ve güzel bir sohbet yaptık. Şimdikilerin moda tabiriyle birbirimizden elektrik almış olmalıyız ki dostluğumuz otuz yıla ulaştı.
Yılmaz Erdoğan ile aynı yaştayız. Beğenilerimiz, ilgi alanlarımız uyumlu. Çocuk Edebiyatçıları Birliği Derneğini beraber kurduk. Bazı yayın projelerinde birlikte çalıştık.
Yılmaz Erdoğan deyince durup düşünmek lazım. Dışarıdan bakıldığında sessiz, sakin, mütevazı görünümünün derinliklerinde onlarca yayımlanmış veya yayım sırası bekleyen hikâye, roman, şiir vardır. Onun dalgın ve düşünceli görüntüsünün arka planında aklından neler geçiyordur kim bilir. Konuşanları dinlerken yeni kurgular, senaryolar planlıyordur. Zamanı geldiğinde bu kurgular ete, kemiğe bürünür ve karşınıza kapağı güzel, adı güzel bir eser olarak çıkar ve kitapçıların raflarında yerini alır.
Sabırlı bir yazardır benim çalışkan arkadaşım. Gençlik yıllarından beri edebiyat sevdası onu rahat bırakmamış, yüzlerce yazı ve şiir kaleme almıştır. Yazmak onun için severek uğraştığı tatlı bir belâdır. Zannediyorum ki gençlik yıllarında sevda yüklü kervan onun kapısının önünden geçmiş, o da gönüllü olarak kafileye katılmıştır. Yıllarca süren bu yolculuğa katılmak her yiğidin harcı değildir. Kolay mı bir roman yazmak? Onu yayınevinin beğenisine sunmak, onların kaprislerine, nazlarına sabretmek. Kitabın reklamı yok, okuyuculara duyuramıyorsunuz. Bizim camiada kitabın dağıtımı iyi yapılmaz. Kitabın reklamı için bütçe ayrılmaz “Saldım çayıra Mevlâ’m kayıra...” anlayışı içinde kitap yayınevinin deposunda misafir edilmekte, ihtiyaç olduğunda sınırlın sayıda piyasaya çıkarılmaktadır. Bir de şu 1. Baskı meselesi vardır yayın dünyasında. Bu ilk baskı nedense bir türlü bitmez.
Kafasında her zaman yeni projeler mevcuttur. Bunlar uygun bir zamanda yazılmak için sırasını beklemektedir. Her görüştüğümüzde yeni çalışmalarından bahseder. Benim gibi tembel yazarlar da gıpta ederler Yılmaz Erdoğan’a. Birkaç gün önce telefonda konuştuk; toplam kaç kitabının yayımlandığını sordum. 27 romanının yayımlandığını, yeni çalışmalarının olduğunu söyleyince tebrik ettim kendisini. Onun sevdiğim ve takdir ettiğim çalışma metotlarından biri de şudur: Romanın konusu hangi şehirde geçiyorsa oraya birkaç defa gider. Hiç üşenmez, masrafları düşünmez. Yeter ki roman güzel olsun, inandırıcı olsun, okurlar tarafından beğenilsin.
Kültür Bakanlığında çalışan Yılmaz Erdoğan iki yıl sonra emekli olacağını söyledi. İnanıyorum ki, emekli olduktan sonra boş vakti çok olacağından nice güzel eserlere imza atacak, arıların çiçeklerden bal ürettiği gibi Yılmaz Erdoğan da kelimelerden bal gibi eserler üretmeye devam edecektir.
Sırrı ER
Yazar
Vakfın Adı: Fatma Hanım Sultan binti Melek Ahmed Paşa VakfıKurucunun Lakabı: Melek Ahmed Paşa Kızı Fatma Hanım SultanKurulduğu Yer: İstanbulKuruluş Tarihi: 1128 H./1716 M.İlk mektep talebeleri teneffü...
Yazar: Nisa ERCİYES
Sevgili çocuklar;Yaklaşık olarak 700 yıl tarih sahnesinde yer alan, Osman Bey’in kurduğu küçük bir beylikten cihan imparatorluğuna uzanan müthiş bir başarı hikayesi…Yedi asır süren ömründe 36 padişah ...
Yazar: Sırrı ER
Beş-on gün önceydi. Her zamanki alışkanlığımla sabah erkenden evden çıkmıştım. Yıkılmamak için ayakta durmağa gayret eden eski ve bakımsız evlerin saçaklarının altından yürüyordum. Bana âdeta yol göst...
Yazar: Sırrı ER
Sevgili çocuklar, başlıktaki ifadeyi ilk duyduğumda tebessüm etmiştim, sebebi şuydu: Acaba çocuklar bu kelimenin anlamını biliyorlar mıydı? “Yok daha neler, leblebi aile de var mı?” diyenler olmuştur ...
Yazar: Sırrı ER