İşitin Ey Yârenler
Bazı şair ve yazarlar zaman zaman içinde bulunduğu sıkıntıları kaleme almış ve bir nevi okurlarıyla bunu paylaşmış. Okumasalar bile yine kâğıt ve kalem ile buluşturarak paylaşmış olmanın verdiği his ile hareket etmiş olmalılar diye düşünüyorum. Bazen bir konuyu anlatabilmek için bir sürü kitap tavsiye edilebilir ama bazen de anılar ile insan kendini anlatır.
Toplum içinde duymayan birinden bahsedildiği zaman her şeyi duymak iyi değildir, sen de onu duyma ne olacak, kafayı dinlemiş olursun gibi avutucu sözler söylenir. İşitme yetisini doğuştan ya da sonradan bir şekilde kaybetmiş olan insanlara söylenen bu sözler aslında içten içe bir burukluk oluşturuyor. Evet dedikodu iyi değildir, gıybet iyi değildir ama bunu yapmamak, dedikoduyu ya da gıybeti dinlememek yine elimizde. Konuşmazsınız olur biter ya da mekânı değiştirirsiniz bunu duymamış olursunuz. Fakat duymayan, anlamayan birine gelip bu şekilde teskin etmeye çalışmak son derece yanlıştır. Çünkü kimin derdi varsa yarası da orasıdır. İşitmeyen birinin de güzel bir şekilde duymak, içinde ukde kalmış olabilir. İyi bir şekilde duymak kendisi için bir umuttur. Bazen sözü nereye varacağını kestirmeden sarf edebiliyoruz. Sonra toparlamak da zor oluyor hâliyle.
Üniversiteye gittiğim yıllarda işitme cihazı kullanıyordum, kulak arkası bakıldığında görünen tipten. Görünmeyen işitme cihazları da var ama az ya da orta kayıplı bireyler için uygundu. Yanımdaki arkadaşım dedi ki, bu ne böyle, beni öldürseler bunu takmam, kötü görünüyor. Dedim ki, başına böyle bir şey gelse seve seve takarsın. İnsanların durumlarını düşünmeden, engellerinin sınırlarını bilmeden ya da bu engellerin onlara neleri zorlaştırdığını tahmin etmeden sarfedilen sözler boşa söylenmiş ya da duvara söylenmiş söz gibidir bence. Böyle iyi kötü örnekleri sıralayarak aslında toplumda ne kadar çok yanlış yaptığımızı dile getirmek, kötü örneklerle beraber doğruya ulaşma muradını taşıyorum. Meselâ, yıllar öncesinde bir markette çalışmaya başlamıştım, baktım ki, burası benim ilerlemem için bir gelecek vaat etmiyor, bir hafta sonra işten çıkacaktım ki, sahibi başladı ben Türkiye genelinde derece yaptım, sizin gibiler yüzünden falanca yerdeki fabrikamı açmıyorum vs. kendini öve öve bitiremeyen sözleriyle kibir âbidesi büyüdü gözümde! Sonra dedi ki; bak bu bacağı sakat adam da öğretmen ama burada çalışıyor dedi. Dedim ki; birincisi, ona öyle sakat dememelisin, ikincisi, o adam özveri ile çalışıyor orada onu öyle aşağılayamazsın!
Maalesef toplum içinde sağlam insanların sanki engelli bireyler üzerinde bir hükümranlığı varmış gibi davranılıyor. Bu herkeste olmasa bile yukarıdaki kötü örnek ile karşımızda canlı canlı mevcut. Devletimizin engelli bireylerin çalışma hayatına kazandırılmasındaki gayesi onların eve kapanmasını engellemek, hayata karışmalarını sağlamak ve yine onların yapabildikleriyle hayata renk katabilmek. Çünkü farklılıklarımız bize anlam katar, renk katar bir fikir farklılığı oluşturur. Duyamayan birinin bir şeyleri daha farklı görmesi ya da yorumlaması, yine görmeyen birinin hayatı daha farklı duyması, betimlemesi, yürüyemeyen birinin hayatı farklı şekilde okumasının her birinin farklı bir zenginliği, güzelliği var. Hayat dediğimiz bu yaşam mücâdelesi içinde kimin ne şekilde hayat ile bir imtihanı var bilmiyoruz. Ama bu mücâdele kimileri için biraz daha zorlu olabiliyor. İşte bu zorlukları aşarken bir de bizim onlara zorluk çıkarmamız hayatı daha yaşanılmaz hâle getirir. Şöyle ki; ağır adımlarla ilerleyen bir kaplumbağaya iyilik edeyim niyetiyle alıp ters bir istikamete bırakırsanız yolunu uzatmış olursunuz. Aynı şekilde engelli bireylerin önüne konulan her türlü sûn'î engel de onların hayata bakışını biraz daha zorlayacak hâle getirir. Ne demiş Yunus Emre: “Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz” Dünyanın kimseye kalmayacağını bile bile üstünde bu dağları ben yarattım misaliyle dolaşmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
Hayat öyle bir şey ki, sürekli rutin hâlinde olan hayatımız birden değişebilir, hiç düşünmediğimiz aklımıza bile gelmeyecek şekilde tezâhür edebilir. Bana bir şey olmaz, her şey güzel bir şekilde devam eder diye düşünmemek lâzım. Duâ ederek, elimizden geliyorsa birilerine yardımcı olarak hayata devam etmek lâzım. Birilerinin engelini, onları suistimal etmek için kullanmamak lâzım. Zaten böyle bir durum varsa o kişi kolay kolay iflâh olmaz. Bazen imtihan dünyasında olduğumuzu dile getiririz ya, kimileri bazı engeller ile imtihan olurken belki de kimilerimiz o kişinin engeli üzerinden imtihan oluyordur!
Erol AFŞİN
Yazar
Babadan oğula yağız atlarla,Eyerden eyere aşmak ne güzel,Teheccüd vaktinde per kanatlarla,Seherden sehere taşmak ne güzel!Şimşek gibi çakıp su gibi akıp,Şu nazlı bayrağı burçlara takıp,Nimetleri bir t...
Şair: Halil GÖKKAYA
Arapça “ksr/kasr” kökünden gelen “kasır” kelimesinin TDK’deki karşılığına baktığımızda “köşk” kelimesiyle eş anlamlı tutulduğunu görürüz. Bu kelimenin Aramice-Süryanice “korunaklı konut, köşk, kale” a...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Aile hayatı içerisinde yaşamanın kendine has bir adabı vardır. Aile bireylerinin birer rolü vardır ve rol model olmaktadır diğer bireylere karşı. Aile kavramının biraz sarsılmaya yüz tuttuğu bir dönem...
Yazar: Erol AFŞİN
Kâinatla yüz yüze gelen insan, gördüğü hârikulâde nizam, intizam ve sanat karşısında hayretle ürpermiş, bu mükemmellik karşısında dudaklarından manzûm sevinç ve hikmet ifadeleri dökülmüştür. Aslında...
Yazar: Mahmut KAPLAN