İbretî Dîvân’ında Aşkın Hâlleri
İbretî, Hasan Ünsî Efendi’nin (ö. 1136/1724) bendesi, âşık İbrâhîm-i Hâs’ın (ö. 1175/1762) yakın arkadaşı, ilmî yetkinliği ve şiirdeki kabiliyetiyle dikkat çeken gönül erlerindendir. Bu çalışmada İbretî’nin Dîvân’ında yoğun biçimde üzerinde durduğu vahdet düşüncesi ve vahdet düşüncesinin temelini oluşturan aşkın çeşitli boyutlarına dair söylemleri üzerinde durulacaktır.
İbretî ve Dîvân’ı
Büyükçekmece’de dünyaya gelen ve asıl adı Mustafa olan İbretî’nin doğum tarihi bilinmemektedir. Hayatı, ailesi ve ilmî gelişimi hakkında yeterli bilgi bulunmayan İbretî, İbrâhîm-i Hâs’ın yakın dostudur. İbretî, İbrâhîm-i Hâs ile birlikte Hasan Ünsî Efendi’nin irşad halkasında yetişen iki gönül eri olarak vefatına kadar irşâd faaliyetlerine devam etmiştir. İbretî, Kastamonu’ya giderek Hasan Ünsî’ye intisap etmiş, seyr-ü sülûkünü tamamlayıp icâzet alarak tekrar Büyükçekmece’ye dönmüştür. İbretî’nin Dîvân’ını yayına hazırlayan Mustafa Tatcı, onun maddî zorluklarla geçen bir hayat sürdüğü kanaatini paylaşmıştır. 1757’de Büyükçekmece’de vefat eden İbretî, Büyükçekmece Mezarlığına defnedilmiştir.[1]
İbretî’nin bilinen tek eseri Dîvân’ıdır.[2] Onun bu eseri, oğlu Hasan Efendi tarafından 1173’te istinsah edilmiştir. Tatcı, yayınlanan Dîvân’ında İbretî’nin 225 tam, ikisi yarım, sayfaların düşmesi sebebiyle 5 tanesi kayıp toplam 232 ilâhî bulunduğunu belirtmiştir. Hece ve arûz vezniyle şiirler kaleme alan İbretî’nin Dîvân’ında 9 şiir hece ölçüsüyle 218 şiirde ise arûz veznini kullandığı tespit edilmiştir.[3]
İbretî Dîvân’ında Vahdet Umdeleri ya da Aşkın Hâlleri
Halvetiyye Tarîkatı’nın Şa’baniyye koluna mensup olan İbretî, Dîvân’ında Esmâ tecellîsi, mir’ât, muhabbet, nûr-i Muhammedî, cem, fark, nefsin ıslahı, fenâ, bekâ, zâhid eleştirisi, firkat, vuslat, kesret, hayret, irfân, varlık iddiasını terk etmek, mâsivâ, ağyâr, basîret, mürşide intisap, cezbe, gönül, fakr, halvet, terk, tecrid, asıl, fer’, zikir, ölmeden önce ölmek ve safâ gibi birçok kavramı vahdet-i vücûd düşüncesini ifade etmek gayesiyle kullanmış ve o, bu amaca yönelik aşk merkezli bir anlatım sergilemiştir. İbretî, Hakk’ın Esmâ tecellîsinin sırrı ile âlemi görünür kıldığını, her şeyden önce aşkı yaratıp bütün ruhların onun tesiri ile zuhûr bulduğunu söyleyerek düşünce sisteminin özünü ifade etmiştir.[4] Hakîkat açısından varlığa bakıldığında kesretin gittiğini, varlık olarak sadece Hakk’ın kaldığını savunan İbretî, her Esmâ’nın müsemmâda tecellîsini fark eden âşığın hakîkat sırrını çözerek Hakk’a vâsıl olacağını aktarmış ve bu şekilde düşünce sisteminin kodlarına dair aktarımlarına devam etmiştir.[5] Vahdet sırrına ermek için aşk şerbetini içmek ve mihnetine katlanmak gerektiğini savunan İbretî,[6] aşk ile gönüldeki tozların silinip gideceğini ve Hakk’ın tecellîleri ile gönül aynasında vahdet sırlarının parlayacağını belirtmiştir.[7] Sırr-ı aşk ve şehvet-i aşk ile kendisinden doğan mânâ sayesinde cezbeye tutulup vahdet sırrını fark ettiğini belirten İbretî,[8] nefsin elinden bu şekilde kurtulup Hakk’ın Zât’ında yok olmak sûretiyle fenâ ve O’nunla var olmak zevkini yani bekâ tecrübesini tatmanın mümkün olacağını vurgulamıştır.[9] Aşk kitabı okunmadan önce zâhir ilimle bu sırlara ulaşılamayacağını söyleyen İbretî,[10] gönlün işinin zevk nuru ve şevkin sırrı ile aşka ulaşmanın ümidini güttüğünü söylemiştir.[11] Aşk kokulu şerbet (tıyb-ı ‘aşkın şerbeti) ile gönlün şifâ bulmasının mümkün olduğunu vurgulayan İbretî’ye göre kişiden[12] zerre-i aşkın dokunuşu ile akıl (akl-ı meâş) gitmeli, artık kalp devrede olmalı ve kişi münkir olmaktan bu şekilde kurtulmalıdır.[13] Aşk ile hakîkat denizine dalan usta bir dalgıç (gavvâs-ı aşk)[14] olarak hakîkat incilerini toplamanın yaratılış gayesini fark etmek için zaruri olduğunu belirten İbretî’nin dünyasında[15] hakîkate ermek için aşk ateşi ve aşk askerinin (leşker-i aşkın) gönlü harap etmesinden başka bir çıkar yol yoktur.[16] İbretî, aşkın çok çeşitli boyutlarından bahsetmiştir ki ona göre aşk mektebinin talebesi olmak için aşkın yüzü (vech-i ‘aşk), aşk şarabı (mey-i ‘aşk, şarâb-ı ‘aşk),[17] âteş-i aşk,[18] aşk gözü (çeşm-i ‘aşk), aşk celladı (seyyâf-ı ‘aşk),[19] aşk varlığı (devlet-i ‘aşk),[20] aşk suyu (âb-ı ‘aşk),[21] aşk sırrı (sırr-ı ‘aşk),[22] aşk kadehi (câm-ı ‘aşk),[23] aşk zinciri, aşk ateşi (sûz-i ‘aşk), aşk belâsı (belâ-yı ‘aşk),[24] aşk suyu/membaı (kevser-i ‘aşk), aşk nuru (nûr-i ‘aşk),[25] aşk kılıcı (şemşir-i ‘aşk),[26] aşk lezzeti,[27] aşk mübtelası (‘âşık-ı şeydâ), aşk kazanı (külhen-i ‘aşk),[28] aşk kancası (küllâb-ı ‘aşk),[29] aşk belâsı (belâ-yı ‘aşk),[30] aşk meydanı (meydân-ı ‘aşk),[31] aşk pazarı (bâzâr-ı ‘aşk),[32] aşk nurları (envâr-ı ‘aşk),[33] aşk deryası (ummân-ı ‘aşk),[34] aşk şaşkınlığı (hayret-i ‘aşk),[35] aşkın sığınağı (dildâr-ı ‘aşk),[36] aşk kokusu (şem’i ‘aşk),[37] aşk parıltısı (şûle-i ‘aşk),[38] aşk yolculuğu (râh-ı ‘aşk),[39] aşkın yüzü (rûy-ı ‘aşk),[40] aşk derdi (derd-i ‘aşk),[41] aşk denizi (deryâ-yı ‘aşk, bahr-i ‘aşk),[42] aşk çayı (çây-ı ‘aşk), aşk mücadelesi (gavgâ-yı ‘aşk),[43] aşk göz yaşı (giryân-ı ‘aşk), aşk yağmuru (bârân-ı ‘aşk), aşk feryadı (feryâd-ı ‘aşk), aşk kebabı (püryân-ı ‘aşk), aşk sarhoşluğu (sekrân-ı ‘aşk),[44] aşkın delip geçmesi (peykân-ı ‘aşk), aşk öyküsü (destân-ı ‘aşk), aşkın yok etmesi (tâlân-ı ‘aşk),[45] aşkın sözleri (güftâr-ı ‘aşk), yârin aşkı (yâr-i ‘aşk),[46] aşkın rehberliği (hoca-i ‘aşk, şâh-ı ‘aşk, imâm-ı ‘aşk, rehber-i ‘aşk),[47] aşk alıp satan (hammâr-ı ‘aşk),[48] aşk mağarası (gâr-ı ‘aşk),[49] aşk iştiyakı (ihrâs-ı ‘aşk), aşk gösterişi (pâlâs-ı ‘aşk), aşk içtenliği (ihlâs-ı ‘aşk),[50] aşk değneği (çevgân-ı ‘aşk) ve aşk yükü (bâr-ı ‘aşk) gibi çok yönlü bir tecrübe ile aşk gönle tesir etmeli ve bu şekilde kişi hakîkate vâsıl olmalıdır.[51]
“Sen seni bildinse bildin Hakk’ı/Gark-ı vahdet bahrine oldun sezâ” mısarında olduğu gibi aşkın tesiri ile nefsini tanıyan kimsenin Hakk’ı bilmeye namzet olacağını nakleden İbretî,[52] eşyanın Hakk’a mahrem olduğunu tecrübe eden âşıkların gönüllerindeki karanlıkların (zulümâtın) kaybolması ile vahdetin tadına ulaştıklarını söylemiştir.[53] Vahdetin aslının aşk elinden içilecek şarap ile kişinin kendinden geçmesi şeklinde içselleştirileceğini “Vahdetin câmını nûş et ‘aşk elinden İbretî/Her içen hûşyâr o demde mest olur câm-ı riyâh” beytinde dillendiren İbretî,[54] mâsivâ tozunun mürşid-i kâmil eliyle gönülden silinip atılmasının zarûretinde de dem vurmuştur.[55] Yokluk ile varı görmenin mümkün olduğunu aktaran İbretî,[56] gafletten kurtulup kurbeti elde etmenin de aşkın tesirine bağlı olduğunu nakletmiştir.[57]
Netice itibarıyla marifeti elde etmenin aşkla mümkün olduğunu hatırlatan İbretî,[58] aşk ile taharet ve gusül yaparak gönlün tamamen temizlenmesinin bu iddiasına temel teşkil ettiğini aktarmıştır.[59] İbretî, aşkı tatmayan, hakîkat yolculuğunda yüzeysel kalan ve gönül âleminin sesine kulak veremeyen zâhidleri, zikrin kalplerine tesir etmemesi, kalplerinde şeytanın askerlerinin gezip dolaşması, kin, hased ve nefsin diğer arzuları ile kapkara kesilen kalplerinden hakîkate yol bulamamaları gibi başlıklar üzerinde zâhidlere yönelik eleştirilerini sıralamıştır.[60] Zâhidlere zikre devam ederek aşkın tesiri ile gönüllerini hakîkate açmalarını tavsiye eden İbretî, kişinin katre mesâbesinde olan varlık hissiyatını ummân mesabesindeki Hakk’ın gerçek varlığında yok etmesi şeklinde nefsin karanlıklarından sıyrılıp hakîkatin nurlarına kavuşmasını da telkin etmiştir:
Ey gönül geç katreden ‘ummânı eyle arzu/Âb içün zulmâta gel hayvânı eyle arzû
Nefsine merdâne gel meydân-ı ‘aşk ile cevlâna gel/Dost içün baş oyanıp merdânı eyle arzû.[61]
İbretî’nin Dîvân’ından aktarılan bu veriler, onun, yüzeysel bir dindârlık anlayışını hakîkat hedefi için yeterli görmediğini net bir şekilde göstermektedir. Yine onun, hakîkate ulaşmada aşkın çok boyutlu tesiri ile gönlü arındırmak, aklın (akl-ı meâşin) tesirinden kurtulup Hakk’ın lütfu ile gönle düşen tecellîlerle varlık âlemini seyre dalmak ve bu yöntemle kesret yanılgısından sıyrılıp vahdetin sırrına âşinâ olmak usûlünü benimsediği anlaşılmaktadır. Yaratılış gayesini ve hakîkati terennüm etmeyi, aşk merkezli söylemi ile vahdet sırrını tecrübe etmek şeklinde formülize ettiği anlaşılan İbretî’nin Dîvân’ında bu temel kavramlar etrafında dile getirdiği diğer tasavvufî kavramlar da derinlikli araştırmalara konu olmalı ve günümüz insanının büyük bir boşlukta olmasına sebep olan hakîkat arayıcısı olamama sorununa bu gönül insanının yönlendirmeleri ile insanı merkeze alan ve gönlü ihya adımlarıyla kuşatıcı bir rehberlik yapılmalıdır.
[1] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, haz. Mustafa Tatcı (İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı, 2010), 4-10; İbrâhîm Hâs Halvetî, Menakıbnâme-i Hasan Ünsî, haz. M. Tatcı (İstanbul: Kırkambar Yayınları, 2013), 116; Mustafa Tatcı, “Şa’bâniyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2010), 38/211-215; a.mlf., “İbrahim Hâs’ın Hayatı ve Eserleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Sosyal Araştırmalar ve Davranış Bilimleri Dergisi 10/ 21 (2024), 890; Özden Aydın, “Hasan Ünsî Evladı İbrahim Has Halvetî’nin Serencam”, Anadolu’nun Manevi Mimarı Şeyh Şaban-ı Velî, ed. Haşim Şahin - Arif Kolay (İstanbul: Bağcılar Belediyesi Yayınları, 2023), 134-135.
[2] İbretî, Dîvân (Ankara: Milli Kütüphane, FB. 545), 87 vr.
[3] Bülent Akın, “Âşık İbretî’nin Şiirlerinde “Allah”, “İbadet” ve “Ahiret” Tasavvuru Üzerine Tasavvufî Bir Okuma”, Dil ve Edebiyatta Dinî ve Ahlakı Unsurlar, Ed. Gökçen Sevim - Sümeyra Alan (İstanbul: Eğitim Yayınevi, 2025), 3-20.
[4] İbretî, düşüncesinin özünü şu beyitte dile getirmiştir: “Yaratdın evvelâ ‘aşkı ki andandır kamu ervâh/ Vü andan sureti düzdün olupdur sırrına ukbâ.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 13.
[5] İbretî’nin şu ifadelerinde bu aktarımını görmek mümkündür: “Kamu kesreti bir gören ki oldur sırrına mazhar/ Her esmâya müsemmadır o buldu vahdet-i kübrâ.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 13.
[6] İbretî, aşk şerbetini içmek ve aşkın mihnetine sabretmek konusunda şunları söylemiştir:
“Sırrın ile dem-be-dem bu gönlümü ihyâ eden/ Şerbet-i ‘aşkın imiş cân derdime olan şifâ
Mihnet-i ‘aşkın cefâsın çekdirip bu gönlüme/ Ol cefadan bula gönlüm dem-be-dem zevk ü safâ.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 16.
[7] Aşkın tesiri ile gönülden tozların silinip hakikatin tecellî etmesi ile ilgili İbretî’nin şu mısraı dikkat çekicidir: “’Aşk ile pür olalı dil kalmadı bir zerre gubâr/ Sildi o nûr ile gönlüm ‘aşk ile zâğ etdi bana.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 17.
[8] Bu konuda İbretî, şu ifadelere yer vermiştir:
“Nâ-gehân erdi Hudâ’dan sırr-ı ‘aşkın şehveti/ Zül anı cezb eyledi günden güne verdi ziyâ
Şehvet-i ‘aşk düşdü dile hâsıl oldu bir tıfıl/ Vakt geldi doğdu benden anam oldu ol bana.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 18.
[9] İbretî, bu konuda şunları söylemiştir:
“Bu benliğimdir yol uran al benliğim ver senliğin/ Fânî ola benlik kamu senden ere Hayy-i bekâ
Yoklukda sen yok et beni varınla hem var senliğin/ Fânî olsa benlik cem’i bulup kesret kamu yeksân ola.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 19.
[10] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 21.
[11] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 22.
[12] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 24, 49.
[13] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 25.
[14] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 99.
[15] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 26.
[16] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 27, 48, 66, 70, 79.
[17] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 148.
[18] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 94.
[19] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 29, 41, 96.
[20] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 91.
[21] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 31, 33, 71, 91.
[22] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 97, 131, 132, 140.
[23] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 34, 40, 45, 79, 93.
[24] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 37, 42, 85.
[25] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 39.
[26] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 45, 56.
[27] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 49.
[28] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 62, 78.
[29] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 66, 81.
[30] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 72.
[31] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 81.
[32] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 81.
[33] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 82.
[34] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 82, 99.
[35] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 87.
[36] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 88.
[37] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 88.
[38] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 88.
[39] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 90.
[40] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 96.
[41] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 97.
[42] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 116.
[43] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 106, 113.
[44] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 99.
[45] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 100.
[46] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 101.
[47] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 104, 125.
[48] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 102-103.
[49] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 105.
[50] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât,106.
[51] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 116-117.
[52] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 21.
[53] İbretî, bu konuda şunları söylemiştir: “Cümle kesret zâta mahrem olduğun çün gördü âşık/ Perde-i zât olmadı ‘aşkın önünde gitdi zulmet.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 32.
[54] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 41.
[55] İbretî, “Mâsivânın tozunu sil ‘aşk ile dil hânesi/ Açılıp rûşen ola kenz-i hafiden i’timâd
Vâkıf olmak ister isen zât-ı Hakk’ın sırrına/ Tuta gör dâmânını bir kâmilin etme ‘inâd” beyitlerinde bu görüşünü dillendirmiştir.
[56] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 54.
[57] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât,71.
[58] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât,84.
[59] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 71, 87.
[60] İbretî, bu görüşlerini şu şiirinde dile getirmiştir:
“Nedir ol kalbin içinde ucb u gıybet kîn hasûd/ Almış îmânını anlar diller aşkâr etmeden
Zikr edersin kalbe girmez çün ki ol vîrânedir/ Nefs anı yıkmış durur mi’mâr-ı hem-vâr etmeden
Beyt-i Hak’dır kalb-i insân kıl münevver nûr ile/ sür şeyâtîn leşkerini kalbî bîzâr etmeden.” İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 134.
[61] İbretî, Dîvân-ı İlâhiyât, 149.
Fatih ÇINAR
Yazar
Üsküplü Atâ’nın Tuhfetü’l-Uşşâk Adlı Mesnevîsinde Ahlâkın Temeli Olarak Aşka BakışıAtâ, Üsküp’te, Ahmed-i Yesevî’nin (ö. 562/1166) neslinden gelen ve onun ışığını o topraklarda temsil ederek insanları...
Yazar: Fatih ÇINAR
Seneler ne çabuk geçiyor. Azîz hocam merhum Mehmet Kaplan’ın vefatının üzerinden tam 40 yıl geçmiş. Dile kolay, 40 koca sene… Şüphesiz bu fânî dünyada yaşayan bütün insanların ömürleri sınırlı, alacak...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
Darendeli Osman Hulûsi Efendi’nin Ağabeyi Ahmet Nûri Efendi’nin Kültürel MuhîtiAnadolu’nun yakın tarihinde ilmî gayretleri, vakıf hizmetleri ve gönüller ihyâ eden adımları ile derin izler bırakan isim...
Yazar: Fatih ÇINAR
Bir çağı açıp bir çağı kapatan İstanbul’un fethi ile dünyanın siyâsî, askerî, kültürel ve sosyal gidişatı değişmiştir. Akşemseddîn (k.s.) başta olmak üzere birçok gönül erinin rehberliğinde II. Mehmed...
Yazar: Fatih ÇINAR