Göz Göze Gelmeyi Unutan Bir Çağda: Ekranı Kapat
Düşünün ki, cebinizde dünyanın bütün kütüphanelerine, en uzak şehirlerin sokaklarına ve milyonlarca insanın hayatına açılan pencere büyüklüğünde küçük bir cihaz taşıyorsunuz. Muazzam bir imkân, değil mi? Ancak çoğumuz için bu pencere, dışarıyı seyrettiğimiz bir cam olmaktan çıkıp, bizi hayatın tam ortasından koparan yüksek bir duvara dönüştü.
Peki, hiç kendinize sordunuz mu; biz mi teknolojiyi yönetiyoruz, yoksa algoritmalar mı bizim dikkatimizi, vaktimizi ve zihnimizi yönetiyor?
Sabah uyanır uyanmaz elimizin ilk gittiği yer telefon ekranıysa; bir çay sohbetinde göz göze gelmek yerine ekranlara bakıyorsak; bir manzaranın, bir ibadetin ya da dostluğun tadını çıkarmak yerine "Bunu nasıl paylaşırım?" telaşına düşüyorsak, durup derin bir nefes alma vaktimiz gelmiş demektir.
Vakit ve Dikkat: En Büyük Emanetimiz
Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim’de Asr Sûresi’ne zamana yemin ederek başlar. Zaman, geri dönüşü olmayan en kıymetli hazinemizdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de iki nimetin kıymetinin genellikle bilinmediğini hatırlatır: Sağlık ve boş vakit.
Sürekli bildirimlerin çaldığı, "kaydırarak" tüketilen bir dijital dünyada dikkatimiz parçalanıyor; tefekkür etme, derinleşme ve hayatı idrak etme yeteneğimizi kaybediyoruz. Dijital detoks, teknolojiden tamamen kaçmak değil; vaktimizin ve zihnimizin dizginlerini yeniden elimize almaktır.
Dijital Mahremiyet: Kalbini ve Hayatını Korumak
Bir de işin dijital mahremiyet boyutu var ki, gençliğin en büyük imtihanlarından biri tam olarak burada yatıyor.
Mahremiyet; sadece evimizin perdelerini çekmekten ibaret değildir. Duygularımızın, özel anlarımızın, aile hayatımızın, dualarımızın ve hatta hüzünlerimizin de bir mahremiyeti vardır. Sosyal medyanın "beğeni" ve "takipçi" odaklı düzeni, bizleri her anımızı sergilemeye ve başkalarının hayatlarını gizlice gözetlemeye teşvik ediyor.
Oysa dinimiz; özel hayatın gizliliğini korumayı, başkalarının kusurlarını ve mahremini araştırmamayı (tecessüs) ve iffeti hem gözde hem de zihinde korumayı emreder. Dijital dünyada paylaştığımız her fotoğraf, yazdığımız her yorum ve izlediğimiz her içerik, dijital ayak izimiz olarak amel defterimize ekleniyor. Mahremiyetini dijitalde kaybeden, zamanla iç dünyasındaki huzuru ve samimiyeti de kaybeder.
Hayatı Yeniden Başlat (Reset)
Gelin bu ay, dijital dünyada "çevrim dışı" olup, gerçek hayatta ve gönül dünyamızda "çevrim içi" olmanın adımını atalım.
İşte kendimize verebileceğimiz birkaç samimi söz:
Unutmayalım; dijital dünya bize sadece sunulanı izlettirir, oysa gerçek hayat Rabb’imizin bize lütfettiği ve bizzat yaşanmayı bekleyen benzersiz bir maceradır.
Şimdi, parmaklarının ucundaki o düğmeye bas; ekranı kapat, hayata gözlerini aç!
Editör
Yazar
İslâm davetinin ilk yıllarıydı. Ebû Seleme, beraberinde Ebû Ubeyde bin Hâris, Erkam bin Ebi’l-Erkam ve Osman bin Maz’un olduğu hâlde Peygamberimiz’in yanına vardılar. Peygamberimiz, kendilerine İslâm’...
Yazar: N.Nida DURAN
“Toros Dağları’nın eteklerine kurulu Osmaniye, geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olması sayesinde tarihî yapılar açısından oldukça zengindir. Aynı zamanda yaylaları, kaplıcaları, şelalele...
Yazar: Editör
“Kilis, tarihi zenginliği ve benzersiz kültürüyle Güneydoğu Anadolu'nun gizli kalmış bir hazinesi gibidir. Sınırları içinde barındırdığı tarihî yapıları ve leziz mutfağıyla da ziyaretçilerine unutulma...
Yazar: Editör
Ashâb-ı kiram, Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında: “Hoşlanmadığı bir şey, yüzünden anlaşılırdı.” diyor.Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisinin de çok derin anlamları vardır: “Hiç kimse diğer biri hakkında...
Yazar: Sema KORKMAZ