El-Mevlâ: İlahi Himaye, Tasarruf ve Tevekkül Bilinci
Arapça velâyet kökünden türeyen ve kelime olarak "dost, yakın, sahip, malik ve yardımcı" manalarına gelen Mevlâ ismi, Yüce Allah’a nispet edildiğinde bünyesindeki maddi unsurlardan arınarak çok daha derin bir anlam kazanır. Bu bağlamda El-Mevlâ; kullarını karşılıksız seven, her türlü kötülükten koruyan, darlıkta ve bollukta yardım eden, bütün varlık üzerinde mutlak tasarruf yetkisine sahip olan ve her şeyi ilahi himayesi altında bulunduran Yüce Yaratıcı’yı ifade eder. Kur’ân-ı Kerim’de bu kelime toplam 21 ayette geçmekte olup bunların 12 tanesi doğrudan Allahu Teâlâ'nın şanıyla ilgilidir. İlgili ayetlerde bu yüce ismin nasîr, rahmet, alîm, hakîm, mağfiret ve afüvv gibi ilahi sıfatlarla birlikte zikredilmesi, kapsadığı manevi derinliği açıkça ortaya koymaktadır.
Rabb’imizin velâyet ve tasarruf yetkisi temel olarak iki ana grupta değerlendirilmektedir:
Umumî Velâyet: Yüce Allah’ın kâinattaki bütün mahlûkatı kapsayan idare etme, yaratma, rızık verme ve düzenleme yetkisidir.
Velâyet-i Hâssa: Sadece samimi ve takva sahibi müminlere özgü olan hususi dostluktur. Allah-u Teâlâ, Kendisini Mevlâ kabul eden mümin kullarını her türlü fikri, ruhi ve toplumsal karanlıktan İslam’ın aydınlığına çıkarır; düşmanlarına karşı onları destekleyip işlerini düzene koyar.
Ancak İslâm inancında Yüce Mevlâ’nın yardımına ve dostluğuna mazhar olabilmek, edilgen bir bekleyişle mümkün değildir; hakiki bir tevekkül bilincini gerektirir. Doğru tevekkül, bir konuda gerekli olan bütün insani ve maddi tedbirleri eksiksizce aldıktan yani esbaba tevessül ettikten sonra neticeyi Allah’a bırakmaktır. Çalışmadan ve gayret göstermeden yapılan pasif tevekkül anlayışını İstiklal şairimiz Mehmet Âkif Ersoy da şiddetle eleştirmiştir.
Nitekim tarihteki Uhud Savaşı, tedbirsiz tevekkülün doğuracağı acı sonuçları göstermesi bakımından tarihî bir ibret vesikasıdır. Savaşın ikinci safhasında disiplinsizlik ve tedbirsizlik yüzünden yaşanan kayıplar, zaferin sadece iddia sahibi olmaya değil, sünnetullah denilen evrensel ilahi yasalara uymaya bağlı olduğunu kanıtlamıştır. Zafer, Allah’ın koyduğu yasalar uyarınca başarının gereklerini sahada eksiksiz yerine getirenlerindir.
Dünya bir imtihan meydanıdır; Yüce Mevlâ kullarını bazen nimet ve bollukla, bazen de korku, kıtlık ve acı kayıplarla sınamaktadır. Mü’min kimse, karşılaştığı musibetler karşısında asla karamsarlığa kapılmamalı, sorumluluklarını yerine getirip tam bir teslimiyetle O’na sığınmalıdır. Her işte O’na güvenip dayanan kulunu Yüce Mevlâ varlıkta da yoklukta da asla yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır.
Editör
Yazar
İstanbul… Sadece bir şehir değil, çağları kapatıp açan bir medeniyetin kalbidir. Asırlar boyunca nice peygamber müjdesine konu olan bu kutlu belde, nihayet Fatih Sultan Mehmet Han’ın azmi, inancı ve y...
Yazar: Editör
İnsan, var olduğu günden bu yana kendi varlığını anlama ve bir yere oturtma çabası içindedir. Bu çaba kimi zaman gururun ve kibrin dik yamaçlarında kaybolmaya, kimi zaman da sadeliğin ve inceliğin dur...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Aile içi iletişimde iletişimi engelleyen sebepleri ortadan kaldırmadığımız sürece boşa kürek çekeriz. Emir cümleleri, korkutmak, sadece öğüt vermek, yargılamak, suçlamak, eleştirmek, aşağılamak, lakap...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
El-Bekâ, "bir şeyin ilk hâli üzere olduğu gibi durması" olup yok olmanın zıddıdır. Bâkî, iki çeşittir: Birisi, kendiliğinden bâkîdir ve varlığı belli bir süreye bağlı olmayandır. İşte o, "hüve'l-bâkî"...
Yazar: Editör