Ebû Hüreyre (r.a.)
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in duasına mazhar olan nur yüzlü, yumuşak huylu sahabî, “Ebû Hüreyre” ismiyle anılan Abdurrahman’dı. Kedileri şefkatle sevdiğinden “kedicik babası” manasına gelen “Ebû Hüreyre” lakabını bizzat Rasûlullah’tan alan bu yüksek sahabî, Devs kabilesinin bir ferdi ve sevilen bir insanıydı.
Ebû Hüreyre fakir, yetim ve kimsesizdi. Kalkıp Medine’ye gitmek bir hayli zordu. Ebû Hüreyre (r.a.) Rasûlullah’ı görmek ve Müslüman olmak arzusuyla hep o günü bekledi. Nihayet o gün geldi. Kabilenin reisi Müslüman olmuştu. Tufeyl bin Amr’ın Müslüman olduğunu duyunca Ebû Hüreyre sevinç çığlıkları atıyordu. Tufeyl bir gün, kavminden Müslüman olan 70-80 kişiyi topladı, Medine’ye doğru yola çıktılar. Nihayet Medine’ye vardılar. Oysa Hz. Peygamber (s.a.v.), Hayber’i fethe çıkmıştı. Ebû Hüreyre ve kavmi de Hayber’e yöneldiler. Kavim Hayber’e vardığında savaş bitmişti, sıra ganimetlerin taksimine gelmişti. Şehadet getirerek Rasûlullah’a biat eden Devslilerin gelişi, Hayber mücahitlerinde bayramı ikileştirdi. Rasûlullah (s.a.v.), savaşa katılmadıkları halde Devslilere de ganimet dağıttı.
Ebû Hüreyre, işte bugünden sonra, Rasûlullah’ın çevresinde bir pervane, bir gölge gibi hep dolaştı ve hep dinledi. Hz. Peygamber (s.a.v.) neredeyse Hz. Ebû Hüreyre mutlaka orada olmayı dilerdi. Ebû Hüreyre (r.a.) hadis öğrenme hususunda çok arzuluydu. Hiçbir sahabî bu hususta ona yetişemezdi. Onun bu arzusunu zaman zaman Peygamberimiz (s.a.v.) takdir ederdi.
İşte bu arzu sebebiyledir ki Ebû Hüreyre (r.a.), 5.374 hadis rivayet ederek “en çok hadis rivayet eden sahabî” unvanını kazandı. Ebû Hüreyre (r.a.) karın tokluğuna Rasûlullah’a bağlandı ve onların işitmediğini işitip, duymadıklarını hıfzetti. Ebû Hüreyre Hazretleri, bu mukaddes vazifeden dolayı asla iftihar etmeyip bu hususta Allah tarafından istihdam edildiğine inanıyordu.
Ebû Hüreyre (r.a.), aslında naklettiklerinin dışında Peygamberimiz’den daha birçok hadis ezberlemişti. Fakat Rasûlullah’tan duyduğu her şeyi herkese nakletmiyordu. Bunun sebebini kendisi şöyle anlatır: “Allah’a yemin ederim ki Rasûlullah’tan her işittiğimi size nakletseydim, ‘Ebû Hüreyre mecnun oldu!’ diye beni taşa tutardınız!” derdi.
Ebû Hüreyre (r.a.), Rasûlullah’ın vefatından sonra da hadisle meşgul olmaya devam etti. Ebû Hüreyre (r.a.) vefat hastalığına yakalandığında birçok sahabî ziyaretine gelmişti. Ebû Hüreyre’nin ağladığını görünce niçin ağladığını sordular. O, cevaben: “Dünyadan ayrıldığım için ağlamıyorum. Çıkacağım yolculuğun uzunluğuna, buna rağmen azığımın azlığına ağlıyorum! Bu yolculuk neticesinde cennete mi gideceğim, yoksa cehenneme mi? Bunu da bilmiyorum. Ona ağlıyorum.” dedi.
Bu bahtiyar sahabî, Hicret’in 58. yılında 78 yaşındayken vefat etti. Onun vefatı bütün Müslümanları derinden üzdü.
N.Nida DURAN
Yazar
Aile, insanın hayata gözlerini ilk açtığı yerdir. Sevgiyle büyür; konuşmayı, paylaşmayı, doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi önce ailede öğreniriz. Bu yüzden güven ve sadakat duyguları da en s...
Yazar: Editör
Hz. Dıhye, Medineliydi. Asıl ismi “Dıhye bin Halife” idi. Fakat o, “Dıhyetü’l-Kelbî” ismiyle meşhur olmuştu. Sima olarak ashâbın en güzel olanıydı. Cebrail birkaç defa Peygamberimiz’e onun suretinde g...
Yazar: N.Nida DURAN
Peygamberimiz, tebliğ vazifesi yanında ibadetlerini de müşriklerden gizli yapıyordu. Bu sebeple İslâmiyet’in ibadet tarzı pek bilinmiyordu. Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) Hz. Ali’yle beraber namaz kılark...
Yazar: N.Nida DURAN
Kur’an-ı Kerim, Bakara Sûresi 228. ayette, kadın ve erkeğin birbirine karşı hak ve sorumluluklarını şöyle hatırlatmaktadır: “Kadınların marûf (makul ve meşru) ölçülere göre erkekler üzerinde hakları v...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL