Dünden Bugüne Fatih Camii ve Külliyesi
İstanbul deyince maneviyat merkezleri olan camiler ve külliyeler akla gelir. Zira İstanbul, bir camiler ve külliyeler şehridir. Bu cami ve külliyeler şehre apayrı bir ruh katar. Sultan Ahmet Camii, Süleymaniye Camii, Bâyezîd Camii, Eyüp Sultan Camii, Ayasofya Camii, Mihrimah Sultan Camii, Nuruosmaniye Camii, Dolmabahçe Camii, Rüstem Paşa Camii, Kalenderhâne Camii, Kılıç Ali Paşa Camii, Pertevniyal Valide Sultan Camii, Molla Zeyrek Camii, Şehzâde Camii, Piyale Paşa Camii, Yavuz Selim Camii, Beylerbeyi Camii, Valide-i Atik Camii, Sümbül Efendi Camii, Küçük Ayasofya Camii, Laleli Camii, Ortaköy (Büyük Mecidiye) Camii, Yeni Cami ve Fâtih Camii bunlardan akla ilk gelenlerdir.
Dinî ve ilmî hassasiyetleriyle dikkat çeken Osmanlı padişahları, başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı'nın birçok önemli şehrinde kendilerinin veya aile fertlerinin (anne, eş ve evlât vb.) adlarını koydukları büyük camiler inşâ ederlerdi. Böylelikle isimleri zamana kazınırdı. İşte bu camilerden biri de 1453'te İstanbul'u fethederek İslâm yurdu yapan Sultan II. Mehmed (Fâtih Sultan Mehmed) tarafından inşâ edilen Fâtih Camii'dir. Fâtih'in hatırası olan bu kutlu mabet, İstanbul'un yedi tepesinden biri olan dördüncü tepesinde büyük bir azametle yükselir.
Fâtih Camii, İstanbul'un Alâmet-i Farikalarının Başında Gelir
İstanbul'un alâmet-i farikalarının başında gelen Fâtih Camii, Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethettikten sonra bu güzide şehre attığı en önemli mânevî imzadır. Söz konusu bu kıymetli mabet, İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed’in emriyle 1460’lı yıllarda inşâ ettirilen ilk büyük selâtin camisidir. Fâtih Camii, II. Mehmed tarafından Bizans döneminin önemli yapılarından Havariyyun/Havariler Kilisesi’nin bulunduğu tepeye yapılmış, böylece şehrin yeni hâkimiyetini simgeleyen güçlü bir sembol hâline gelmiştir. İlk yapının mimarı Atik Sinan olarak bilinir. Fâtih Camii'nin inşâsı 1462’de başlamış ve 1469’da tamamlanmıştır. 1766 depreminde ağır hasar gören yapı, III. Mustafa döneminde mimar Mehmed Tahir Ağa tarafından büyük ölçüde yeniden inşâ edilmiş ve 1771’de bugünkü plânına (şekline) kavuşmuştur.
Bugünkü Fâtih Camii 1766 zelzelesinden sonra III. Mustafa tarafından yaptırılmıştır.
"1766 zelzelesinin arkasından III. Mustafa tarafından yaptırılan bugünkü Fâtih Camii bütünüyle değişik bir düzende inşâ edilmiştir. Avluyu takip eden ve son cemaat yerini ayıran kuzey duvarı ilk camiden kalmış, genellikle kabul gördüğü üzere kıble duvarı ileri alındığından cami harimi daha da büyümüştür. Taçkapı üstünde ilk yapıdan kalan Ali Sofî hattıyla yazılmış iki satır halinde bir kitâbe yer almaktadır. Caminin esas mekânı (harim), dört yarım kubbe ile desteklenen bir ana kubbe sistemine göre evvelce Şehzade, Sultan Ahmed ve Yeni Valide camilerinde uygulanan düzende yapılmıştır. Dört kemerin desteklediği bu örtü ortadaki dört pâyeye bindirilmiştir. İkinci Fâtih Camii’nin bütünü eski Türk klâsik mimarîsine uymakla beraber pâyelerin yarım yuvarlak köşe pahları, bilhassa kemer ve yarım kubbe başlangıçlarını ayıran kademeli profilli silmeler, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Türk sanatına hâkim olan barok üslûbunun özelliklerine sahiptir. Caminin iç yüzeylerini kaplayan kalem işleri nakışlar da barok üslûbundadır. Fakat ikinci Fâtih Camii, İstanbul silüetindeki genel görünümü bakımından klasik üslûptaki eserlerden bir farklılık göstermez. Ayrıca kendinden daha önce yapılmış olan Nuruosmaniye Camii’nin ağır barok görünümünden de uzak kalarak Osmanlı dönemi Türk klasik üslûbuna daha yaklaşıktır."
Bir Dünya Metropolü Olan İstanbul'a Değer Katan Mabed: Fâtih Camii
Bir dünya metropolü olan İstanbul'a değer katan, yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken Fâtih Camii aynı adı taşıyan ilçede yer almaktadır. Somuncu Baba dergimizin güçlü kalemlerinden biri olan tarihçi yazar Resul Kesenceli, "Sırlarla Dolu Bir Şaheser: Fâtih Camii" adlı yazısında Fâtih Camii'yle ilgili şu kıymetli bilgilere yer vermektedir:
"Fâtih Camii zamanın en büyük dinî ve kültürel merkezi olacak bir külliye şeklinde inşâ edilmiştir. Caminin kuzeyinde ve güneyindeki Fâtih Medreselerini, sekiz adet Tetimme Medresesi ve sekiz tane Sahn-ı Seman Medreseleri oluşturmaktadır. Fakat bu medreselerden Tetimme Medreseleri bugün mevcut değildir. Külliyenin güneydoğusundaki imâret, hastane konumunda olan darüşşifa, nekahethâne konumunda olan tabhâne, kütüphane, ilkokul konumundaki mektep, kervansaray ve türbeler külliyenin diğer bölümlerini oluşturmaktadır. 108.000 metrekarelik bir alanı kaplayan külliye o zamanın üniversitesi ve İstanbul’un Fâtih tarafından yeniden kuruluşunun şehirle kaynaşan kültür merkezini ihtivâ ediyordu. Bu büyük külliyenin merkezi konumunda olan ve Türk-İslâm mimarisinin en önemli basamaklarından birini oluşturan caminin mimarı hakkında hâlâ kesin deliller mevcut değildir. Buna rağmen araştırmacıların çoğu mimarının Atik Sinan yani Sinan Yusuf bin Abdullah el Atik olduğunda ittifak etmişlerdir.
Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sinde yer alan hikâye şöyledir: “Kutlu fethin sultanı şöhretine uygun bir cami beklemektedir. Ancak cami inşâsı tamamlanınca gördüğü yapı kendisini öfkelendirir. Atik Sinan’ı yanına çağırır ve mimar başını azarlar, ‘Benim camimi niçin Ayasofya kadar yüksek etmeyip bir Rum haracı değer sütunlarımı üçer arşın kesip Ayasofya’dan alçak ettin?’ diye sorar. Mimarbaşı da ‘Padişahım, İstanbul’da zelzele çok olur, yıkılmasın diye iki sütunu iki arşın kesip Ayasofya’dan alçak ettim.’ diye özür dileyince, Fâtih, ‘Özrü cürmünden şiddetlidir.’ diyerek mimarbaşının iki ellerini bileklerinden kestirir.” Atik Sinan daha sonra kadı efendiye başvurarak adâlet isteyecek ve görülen mahkeme sonunda Fâtih Sultan Mehmet, mimar başının ailesine bakmakla görevlendirilecektir.
Osmanlı devrindeki İstanbul zelzelelerinin en şiddetlilerinden sayılan ve muhtemelen İkinci Bâyezîd zamanındaki küçük kıyamete benzetilen depremle yalnız İstanbul değil civarı da sarsılmıştır. 22 Mayıs 1766 tarihi, Kurban Bayramı’nın üçüncü Perşembe günü vuku bulan bu büyük deprem gün doğduktan yarım saat sonra, iki dakikadan az sürerek İstanbul ve civarında büyük hasara sebep olmuştur. Depremin tarihî âbidelerdeki tahribatının da hayli korkunç derecede olduğu, Sultan Selim, Şehzade, Süleymaniye, Nuru Osmaniye, Laleli, Valide ve Ayasofya Camileri hariç diğer camilerin bazılarının minarelerinin, bazılarının ise kubbelerinin çöktüğü kaydedilmektedir. İstanbul surlarının bazı yerleri de yıkılarak, ahşap saraylardan Beşiktaş Sarayı epeyce zarar görmüş, Topkapı Sarayı ve Eski Saray’da da bir hayli hasar meydana gelmiştir. Fâtih Camii’ndeki hasar ise yeniden inşâ etme gereği duyulacak kadar fazla olmuştur. Depremde caminin büyük kubbesi tamamen çökerek harap hâle gelmiş, küçük kubbeler ve duvarlar da oldukça hasar görmüştür. Ayrıca imaret, hastane ve medrese yıkılmış, yüzden fazla öğrenci medrese yıkıntıları altında kalmıştır. Bunun üzerine cami Sultan III. Mustafa’nın emri ile tamamen yıkılarak yeniden inşâ edilmiştir."
İstanbul Ansiklopedisi"nde bu güzel camiyle ilgili geniş bilgiler verilir.
İslâm âleminin parmakla gösterilebilecek kıymette mânevî binalarından biri olan Fâtih Camii, bizim için ayrı bir kıymet ifade etmektedir. Zîrâ o muhteşem eser, Peygamberimiz’in müjdesine mazhar olan bir büyük padişahın inşâ ettirdiği bir mabettir. Reşat Ekrem Koçu'nun hazırladığı "İstanbul Ansiklopedisi"nde bu camiyle ilgili şunlar söylenir: "İstanbul'un bizim elimiz ile yapılan ilk bina manzûmesi ve mimarî âbidesidir. Geniş bir saha üzerine kusursuz yerleştirilen 1 cami, 16 medrese, 1 mektep, 1 kütüphane, 1 hastane, 1 tabhâne, 1 imaret ve fodlhâne, 1 kervansaray, 1 hamamdan mürekkep olup diğer binalar camii ihâta ediyordu. Ne yazıktır ki külliyenin mihrâkı olan camiin harîm kısmı XVIII. asırda yıkıldı, Dârüşşifâ/hastane ve sekiz tâlî medresesi mahvoldu, duvarlar yer yer çöküp haremin mahremiyeti gitti, mektep ve kütüphane yok oldu ve yerlerini tufeylî binalar kapladı. Bir asır İstanbul'da rakipsiz fermanfermâ olan bu manzumeye ancak Süleymaniye ölçülebilir, benzetilebilir. Fâtih Sultan Mehmed Külliyesi şehircilik ve imar sahasında yeni bir devir açmıştır. "
Akif "Fâtih Camii" adlı şiirinde bu mabedi medeniyetimizin sembolü olarak görür.
Fethin nişanesi olan ve çağ açıp çağ kapayan büyük komutanın (II. Mehmed'in) kendisine çok yakışan "Fâtih" sıfatıyla hafızalara yerleşen Fâtih ilçesini Fâtih yapan ve onu İstanbul'un kalbi konumuna yerleştiren en çok da Fâtih Camii'dir. Güzelliğiyle göz kamaştıran bu camiyi fondan kaldırırsanız Fâtih semti gönüllerdeki aksinden çok şey kaybeder.
İstanbul'un mânevî havasına eşsiz katkılarda bulunan Fâtih Camii ve Fâtih ilçesi, Türk edebiyatında da apayrı bir yere ve öneme sahiptir. Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Fâtih Camii" adlı uzun bir şiiri (manzum hikâye) vardır Safahat'ında. Hatta Safahat bu şiirle başlar. Şahsen bunun bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum, bilinçli bir tercihtir kanaatimce. Zîrâ Mehmet Akif'e göre cami, İslâm medeniyetinin şiarıdır. "Fâtih" ve "cami" kavramları bir araya gelince pazıl (puzzle) anlamlı bir şekilde tamamlanıyor. Genelden özele doğru sıralarsak İstanbul Türk-İslâm medeniyetini, Fâtih İstanbul'u, Fâtih Camii de Fâtih'i ve onun mânevî muhtevasını güçlü bir biçimde temsil ediyor. Bunları kalbe giden büyüklü küçüklü damarlar olarak da nitelendirebiliriz. Şair Mehmet Akif bu güzel şiirinde caminin etrafını ve buradaki mütedeyyin insanları merkeze alarak geçmişten geleceğe manevi bir yolculuk yapar. Neticede bu kutsi mabetle ilgili şöyle der Mehmet Akif: "Bu kudsî ma’bedin üstünde tâbân fevc fevc ervâh ,/Bu ulvî kubbenin altında cûşân mevc mevc envâr/Tecessüd eylemiş gûyâ ki subhun rûh-i mahmûru ;/Semâdan yâhud inmiş hâke, Sinâ-reng olup dîdâr!/Tabîat perde-pûş-i zulmet olmuş, hâbe dalmışken,/O, gûyâ kalb-i nûrânîsidir leylin, durur bîdâr /Evet bir kalbdir, bir kalb-i cûşâcûş-ı âşıktır/Ki cevfinden demâdem yükselir bin nâle-i ezkâr"
Fâtih Camii Hazîresi'nde Kimlerin Mezarı Vardır?
İstanbul'un mânevî atmosferini şekillendiren Fâtih Camii, bitişiğindeki hazîresiyle (özel mezarlık) de önemli bir mekândır. Fâtih Camii Hazîresi’nde yer alan mezarlar arasında Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin önemli isimleri dikkat çekiyor. Fâtih Sultan Mehmed 1481’de Gebze yakınındaki Sultançayırı’nda vefat edince cenazesi İstanbul’a getirilir ve Fâtih Camii’nin kıble duvarı önünde uzanan hazîre alanındaki türbeye gömülür. Fâtih Türbesi’nin az ilerisinde daha küçük ölçüde olmak üzere zevcesi Gülbahar Hatun’un ayrı bir türbesi bulunmaktadır. Bu da sekiz köşeli bir plana sahip üzeri kubbe ile örtülü bir yapıdır.
Fâtih Camii Hazîresi’nde mezarı bulunan tarihe mâl olmuş şöhretli isimler her yönüyle dikkate değerdir. Bunlardan biri de Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'dır. Hazîrede ayrıca Ahmed Midhat Efendi, Ahmed Cevdet Paşa, Sami Efendi, Salih Zeki Bey ve Ali Emiri Efendi gibi Osmanlı düşünce dünyasının önemli isimlerinin mezarları bulunuyor. Bu isimler hem bilim hem de edebiyat alanında önemli çalışmalar yapmış kişiler olarak tanınmaktadır. Cumhuriyet döneminde Fâtih Camii Hazîresi'ne defnedilenler ise Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, Ahmed Tahir Maraşi, Pertev Demirhan, İbrahim Subaşı, Prof. Dr. Halil İnalcık, Dr. Mehmet Genç, Prof. Dr. Semavi Eyice, Prof. Dr. Kemal Karpat, Kadir Topbaş, Muhammed Emin Saraç ve yakın zamanda bu hazîreye defnedilen İlber Ortaylı'dır.
Dipnotlar:
1-2) TDV İslâm Ansiklopedisi, Fâtih Camii ve Külliyesi Maddesi, Semavi Eyice
3) https://www.somuncubaba.net/makale/sirlarla-dolu-bir-saheser-Fâtih-camii
4) İstanbul Ansiklopedisi- "Fâtih Camii" Maddesi-Reşad Ekrem Koçu
M.Nihat MALKOÇ
Yazar
İstanbul'un mâneviyat güneşlerinden biri olan Yahyâ Efendi, 900/1495 yılında Trabzon’da doğmuştur. Şemi Ömer Efendi ile Afîfe Hatun’un biricik evlâdıdır. Yahyâ Efendi'nin babası Şemi Ömer Efendi'nin A...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Eyyûp Sultan ve Civarı İstanbul'un Kalbi MesâbesindedirEyyûp Sultan deyip de geçmemek lâzım. İstanbul'un rûhu ve kalbidir Eyyûp Sultan. Bu şehrin tarihinin ve talihinin ön sözüdür (mukaddimesi) tarihe...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Osmanlı Devleti'nin 624 senelik serencâmında padişahların devletin geleceğine dair mühim kararları aldığı ve devleti fiilen idare ettiği sarayların büyük bir anlam ve önemi vardır. Bu sarayların başın...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Millet olarak "Türk Dünyası" diye bir coğrafyanın varlığını bilsek de bu coğrafyayla ilgili ayrıntılı bilgileri ne yazık ki çok sonraları öğrenmeye başladık. Çünkü Türk devletlerinin varlığını ve değe...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ