Cami Kuşu
Bir zamanlar, eski bir mahallenin ortasında yükselen güzel bir cami vardı. Caminin yüksek minaresinde yaşayan küçük bir serçe bulunuyordu. Mahalledeki çocuklar ona “Cami Kuşu” derdi. Cami Kuşu’nun gerçek adı yoktu. Çünkü o, herkesin dostuydu. Sabahları güneş doğarken minarenin tepesinden mahalleyi izler, çocukların okula gidişini seyrederdi. En çok da caminin avlusunda oynayan çocukları severdi. Bir gün mahalleye sert bir rüzgâr geldi. Rüzgâr öyle güçlüydü ki, ağaçların dallarını sallıyor, yaprakları havada savuruyordu. Cami Kuşu minaresinden aşağı bakarken avludaki yaşlı çınar ağacının altında küçük bir yavru güvercin gördü. Güvercin korkudan titriyordu. Cami Kuşu hemen yanına uçtu. “Neden üzgünsün? diye sordu. Yavru güvercin gözlerini kaldırdı; “Yuvamdan düştüm. Annemi bulamıyorum.” dedi. Cami Kuşu çok üzüldü. Hemen yardım etmeye karar verdi. Mahallenin üstünde daireler çizerek uçtu. Çatılara baktı, ağaçlara baktı, sokakları dolaştı. Sonunda yakın bir çatıda telaşla yavrusunu arayan bir güvercin gördü. “Merak etme! Yavrun güvende.” dedi. Anne güvercin sevinçle kanat çırptı ve Cami Kuşu’nun peşinden geldi. Birkaç dakika sonra yavrusuna kavuştu. Yavru güvercin annesine sarılır gibi sokuldu. “Teşekkür ederim, Cami Kuşu!” dedi.
Bu olayı gören çocuklar da çok sevindiler. Ertesi gün caminin avlusuna küçük bir kuş yemliği yaptılar. Yemliğin üzerine de şunları yazdılar: “İyilik yapanın dostu çok olur.” O günden sonra Cami Kuşu her sabah yemliğin yanına konar, çocukları selamlardı. Mahallede ne zaman yardıma ihtiyacı olan bir kuş, kedi ya da başka bir canlı olsa, ilk akla gelen yine o olurdu. Cami Kuşu şunu öğrenmişti: Bir kalbi mutlu etmek için büyük olmak gerekmez; bazen küçücük bir serçenin iyiliği koca bir mahalleyi sevindirebilir.
Erbay KÜCET
Yazar
Ali küçük ama çok meraklı bir çocuktu. En sevdiği şey, renkli kalemlerini defterinin başına dizip yeni şeyler yazmaktı. Ama bir kalemi vardı ki diğerlerinden çok farklıydı. Bu kalemi ona dedesi vermiş...
Yazar: Erbay KÜCET
Bir zamanlar, minicik bir köyün tam ortasında, göklere uzanan kocaman bir çınar ağacı vardı. Dalları sanki bulutlara dokunur, yaprakları da rüzgârla birlikte köyün sırlarını fısıldardı. Köyde Eli...
Yazar: Erbay KÜCET
Gazze’nin kalabalık sokaklarının birinde, küçük bir evin penceresinden içeriye sızan güneş ışığı, Sümeyye'nin yüzünü aydınlatıyordu. Sümeyye, 10 yaşında, zeytin karası gözleri ve kocaman gülümsemesiyl...
Yazar: Erbay KÜCET
Gazze’de sabahlar, kuş cıvıltısından ziyade, yüreklere oturan uzaktan gelen uğultularla başlardı. Küçük Esra, daha yedi yaşındaydı ve güne gözlerini açtığında ilk yaptığı şey, yanı başında uyuyan kard...
Yazar: Erbay KÜCET