Bir Medeniyetin Emaneti: Topkapı Sarayı
İstanbul, her çağda taşına toprağına tarih sinmiş bir şehir oldu; fakat Osmanlı’nın mührü en derin, en sessiz ve en kalıcı biçimde Topkapı Sarayı’nda hissedilir. Boğaz’ın rüzgârını Haliç’in sükûnetiyle buluşturan bu yapı, bir medeniyetin kendini ifade ediş biçimidir.
Ayasofya kubbesiyle göğe yükselirken, Süleymaniye şehri kucaklar; Topkapı Sarayı ise İstanbul’un kalbine yerleşir. Topkapı’nın avlularında yürüyen tarih, fetih coşkusundan çok, devlet aklının ağırbaşlı adımlarını taşır.
Divan kapısından içeri giren her adım, yalnızca bir mekâna değil, bir idare anlayışına atılmıştır. Topkapı Sarayı, Osmanlı’nın kendisini dünyaya nasıl anlattığının mimari karşılığıdır: sade, vakur ve derin.
İstanbul’daki Osmanlı eserleri arasında Topkapı Sarayı’nı ayrıcalıklı kılan, onun zamana karşı direnen bir merkez oluşudur. Fetih sonrasında kurulan bu yapı, yüzyıllar boyunca devletin kalbi olarak atmış; padişahların gölgesinde değil, sorumluluklarının ağırlığında şekillenmiştir.
Bugün İstanbul’un siluetine bakan herkes, belki farkında olmadan Topkapı Sarayı’nın varlığını hisseder. Çünkü bazı yapılar şehri süslemek için değil, ona ruh vermek için inşa edilir. Topkapı Sarayı da İstanbul’un Osmanlı ruhunu taşıyan en sessiz ama en güçlü tanığıdır. Topkapı Sarayı, yalnızca taş ve mermerden örülmüş bir mekân değildir. O, bir cihan devletinin aklı, vicdanı ve hafızasıdır. Osmanlı Devleti’nin asırlar boyunca attığı adımlar, aldığı kararlar ve taşıdığı mesuliyetler, bu sarayın gölgesinde şekillenmiştir.
Topkapı Sarayı, Osmanlı’da iktidarın ihtişamla değil, ölçüyle temsil edildiği bir merkezdi. Burada saltanat, gösterişten ziyade nizamla anlam bulurdu. Padişah, sarayın en ihtişamlı köşesinde değil; devletin yükünü omuzlarında hisseden bir kul bilinciyle yaşardı. Divan-ı Hümayun’da alınan kararlar, yalnızca bir imparatorluğun sınırlarını değil, adaletin yönünü de belirlerdi. Bu yönüyle Topkapı, bir saraydan çok, bir devlet ahlakının mekânıydı.
Ancak Topkapı Sarayı’nı benzersiz kılan asıl mana, Mukaddes Emanetler’in burada muhafaza edilmesidir. Yavuz Sultan Selim’in 1517’de halifeliği Osmanlı’ya taşımasıyla birlikte, İslam dünyasının en kıymetli emanetleri de bu saraya emanet edilmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (sav) ait kutsal hatıralar, yalnızca birer tarihî nesne değil; bir ümmetin gönlünde taşıdığı hürmetin, bağlılığın ve sorumluluğun sembolüdür.
Mukaddes Emanetler’in Topkapı Sarayı’nda bulunması, Osmanlı’nın kendisini yalnızca bir siyasi güç olarak değil, İslam dünyasının hamisi olarak gördüğünün açık bir ilanıdır. Bu emanetler, sultanın gücünü artıran unsurlar değil; aksine, onun omzuna yüklenen ağır bir mesuliyetin sessiz tanıklarıdır. Nitekim sarayda bu emanetlerin bulunduğu dairede Kur’an tilavetinin asırlar boyunca hiç kesilmemesi, bu bilincin en zarif ifadesidir.
Topkapı Sarayı’nda taş, tarihle; tarih, imanla; iman ise sorumlulukla iç içedir. Ve belki de bu yüzden Topkapı, fetihlerin değil; fetih ahlakının sembolüdür.
Bugün Topkapı Sarayı’nı gezen her ziyaretçi, farkında olsun ya da olmasın, bir medeniyetin kalp atışlarını dinler. O kalp, hâlâ sessiz ama derindir.
Hâsıl-ı kelâm Topkapı Sarayı bir devletin, bir medeniyetin, bir ümmetin emanetidir.
Kemal DEMİR
Yazar
Yunus-zâde Ravzî olarak tanınan şair, 16. yüzyılın başlarında Balıkesir’in Bandırma ilçesine bağlı Edincik kasabasında dünyaya gelmiştir. Hayatı, ailesi ve eğitim serüvenine dair ayrıntılı bilgiler sı...
Yazar: Hamit DEMİR
Sırça saray sizin olsun,Çulun bende hatırı var. Hiçbir canı incitmeyen Kulun bende hatırı var.Solup gitse gazel demem,Gayrısına güzel demem,Bin dikene âh edememGülün bende hatırı var.Sılada ...
Şâir: Ahmet Sami BENLİ
Allah’ı tanıtan önemli öğretmenlerden biri de büyük bir kitap olarak insanların önüne serilen kâinat kitabı veya başka bir isimlendirme ile tabiattır. İnsanların kimi zaman ülfet ya da gafletle her şe...
Yazar: Mahmut KAPLAN
Dünya Savaşı sırasında Medine'nin boşaltılmasına karar verilince, Mukaddes Emânetlerin Topkapı Sarayı'na gönderilmesi uygun görüldü. Zira zâyî olma tehlikesi mevcuttu. Hicaz Kuvve-i Seferiye Kumandanı...
Yazar: Resul KESENCELİ