Baharı Yazan Çocuk
Boş bir defter ve tükenmeyeceğini iddia eden bir kalem var elimde. Yazmayı seviyorum. Sevdiğim şeyleri yazmayı seviyorum. Belki de, unutmayı sevmediğim için yazmayı seviyorum. Kim bilir...
Baharı seviyorum. İlk veya son olması fark etmiyor. Tazecik çiçeklerin, çimenlerin ya da saksıların arasından bakan capcanlı gözlerini unutmak istemiyorum; büyüklü küçüklü yaprakların sararıp eşsiz desenleri olan bir halı gibi toprağı süslemesini de hatırlamak istiyorum hep. Zihnim coşuyor, kalbim bahar rüzgârlarına kapılıp uçuşuyor etrafta. Gel de kalemi eline alma!
Kâinatın ziynetleri, nereye baksam karşıma çıkıyor. Elimdeki deftere yazmaya çalışıyorum her şeyi, ama ne parmaklarım yetişebiliyor güzelliklerin hızına ne kalemin mürekkebi. Tükenmez denen kalemim tükeniyor, parmaklarım da uyuşuyor sonunda!
Deniz kenarında yazdıklarımı okuduktan sonra, dar bir sokaktan yokuş yukarı yürüyorum. Sonra ne kadar yürüdüğümü bilmeden, başka bir hayata ulaşıyor adımlarım. Her duvar, dünyaya farklı bir pencereden bakmamı sağlayan bir kitap sanki. Ve her kapı tarihî bir şahit gibi.
Rengârenk evlerin, yüz yıllık camilerin olduğu sokağın başından sonuna kadar gözlerimi kırpmadan ilerlemeye çalışıyorum, hiçbir detayı kaçırmayayım diye. Sonra bir bakıyorum bambaşka bir sokakta; kim bilir ne gülüşlere ve hüzünlere şahitlik etmiş pencereler, kim bilir kimlerin dualarına ve namazlarına şahitlik etmiş kubbeler çıkıyor karşıma.
Biraz daha yürüyorum, defterimde kalan son birkaç sayfayı doldurmak için küçük bir kırtasiyeden kalem alıyorum. Beyaz sakallı, güler yüzlü amca bana kalemin yanında bir kutu akide şekeri verirken, bembeyaz yapraklarıyla gülümseyen papatyayı da gömleğimin cebine yerleştiriyor.
Ağzıma kırmızı bir şeker atıp yeni bir sokağa giriyorum. Burnuma karanfil kokusu geliyor. Ardından gül kokuları sarıyor etrafımı. Ve sonra ıhlamur ağacı dallarıyla sırtımı sıvazlıyor. Köşeyi dönünce gözlerime inanamıyorum. Rengârenk laleler ormanın tam ortasından selam veriyorlar bana.
Defterimin son sayfasını çeviriyorum. Yeni açmış menekşeleri görüyorum küçük bir sokağın ortasında. Ağzımdaki şekerin tatlılığı, usulca esen poyrazın serinliğine karışıyor. Biraz bacaklarımı dinlendirmem gerek, diye düşünürken kulağıma gelen sesle kafamı çeviriyorum.
Sokağın sonundaki büyük kırmızı camide ezan okunuyor. Biraz kalbimi dinlendirmem gerek, diye düşünerek camiye doğru yürüyorum. Sakin ve emin adımlarla giderken, defterimi kapatıyorum ve kapağını kalın harflerle süslüyorum.
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Çocuk iki gündür geçmeyen karın ağrısıyla bugün de baş etmek zorunda kalacaktı. Uyandığından beri karnında olan anlam veremediği o ağrı, yine canını yakıyordu. Annesi çocuğun hâline üzülüyor ve elinde...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Adam İstanbul’u severdi. Bu şehir kalbini fethetmişti. Her şeyiyle. Trafiği, güneşi, gölgesi, yağmuru, çamuru. “İstanbul’un en çok neyini seversin?” diye sorsalar; “En çok… Camilerini!” derdi.Her gün ...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Bu ayki sayımızda, üzerinden binlerce yıl geçse de hiç yaşlanmayan, her sokağında ayrı bir masal saklayan bir devle tanışmaya ne dersiniz? Evet, doğru bildiniz! İki kıtayı dev bir gerdanlık gibi birle...
Yazar: Editör
Küçük baykuş, büyük adımlarla, üzgün bir şekilde, yürüyordu. Güneş tepede gülümsüyor, baykuşun üzüntüsünü azaltmaya çalışıyordu. Ama nafile!Dolaştı minik baykuş tüm gün. Aslında ne ayakları yürümek, n...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT