Babaeski’li Şühûdî Mehmed Efendi ve Dîvân’ında Mânevî Seyrin İlkeleri
Bu çalışmada Trakya bölgesi açısından önemli bir isim olan Halvetiyye’nin Sünbüliyye koluna mensûp Şühûdî Mehmed Efendi ve Dîvân’ı özelinde mânevî seyrin ilkelerine dair düşünceleri üzerinde durulacaktır.
Şühûdî ve Dîvân’ı
Şuarâ tezkirelerinde ismine rastlanmayan Şühûdî’nin[1] hayatı ve mânevî gelişimi ile ilgili yeterli bilgi olmadığı gibi nakledilen bazı bilgilerde de birtakım karışıklıklar söz konusudur. Şühûdî’nin doğum tarihi ve ilmî gelişimi ile yeterli bilgi bulunmamaktadır.[2] Bazı kaynaklarda Babaeskili,[3] Hasköylü[4] hatta Karamanlı olduğu yönünde veriler aktarılan Şühûdî’nin[5] üstâdının kim olduğu konusunda da karışıklık söz konusudur. Şühûdî ile ilgili yüksek lisans tezi hazırlayan Sadettin Eğri, Üsküdar Selimağa Kütüphanesi’nde bulunan ve müellif hattı olduğu belirtilen Şühûdî Dîvânı’nın sol tarafında tarihsiz fakat eski bir kayıtta “Şühûdî Efendi rahimehullah, mevlidleri Köprü kurbunda Hasköy’den vaki olmuşdur.” ifadesinin üzerinin çizilip “Mevlidi Burusa (Bursa) olduğun kendi tasrih eyledi.” ifadesinin yazıldığını, Şühûdî’nin ölünceye kadar Babaeski’de kalmasından dolayı Babaeskili olduğu hükmene varılmış olduğunu belirtmiştir.[6] Eğri, Şühûdî’nin Bursa’da doğduğunu Selimağa nüshası Dîvân’da, “Sebeb-i Tedvin-i Levayih-i Dili Gam-gin” başlıklı mensûr ifadede: “Derviş Muhammed-i bi-meded eş-şehiri bi-Şuhûdî-i şeyda la-zaıe gubarentahte akdami'l-fukara ve hadimen li-hadime huddam-ı selâtin-i fukara tedbir-i müdebbir-i lem-yezel, maskat-ı re'si olan Burusa hümaha'llahu Te'âlâ 'ani'l-leyleti ve'l-be'sadan diyar-ı Rûmili semtine rıhlet ve azimet-i siyahat-ı ekâlîm-i gurbed idüp...”[7] şeklinde kendisinin dile getirdiğini ve buradan hareketle müellifin Rumeli’ye göç ederek vefatına kadar bu bölgede ikâmet ettiğinin anlaşıldığını söylemiştir.[8]
Şühûdî, Rumeli’de bir müddet seyahat ettikten sonra Ali Abdurrahim Rahmânî (öl. ?) isimli bir zâta intisâp etmiş,[9] üç yıl bu zâtın hizmetinde bulunmuş, üstâdının vefatından sonra Babaeski’ye dönmüştür.[10] Üstâdının vefatı üzerine Babaeski Ali Paşa Cami’nde irşâd, vaaz ve nasihat etmekle meşgul olmuştur.[11]
1020-1021/1612’de vefat eden Şühûdî, Babaeski Cedîd Ali Paşa Câmi hazîresine defnedilmiştir.[12] Mezar taşında şunlar yazılıdır:
“Yâ Rabbi bir duâ ile her kim ederse yâd
İki cihânda kıl anı dilşâd ü ber-murâd.
Târih-i vefât-ı Şeyh Muhammed ibn Fakir Mirzâ mâte el-merhûm eş-Şeyh
Muhammed eş-Şehîr bi-Şuhûdî Efendi fî evâhir-i şehr-i cumâde’l-uhrâ min şuhûr sene ihdâ ve işrîn ve elf.”[13]
Osmanlı Müellifleri adlı eserinde Mehmet Tahir, Şühûdî’nin Tezkire, Dîvân ve Telvîhât-ı İlâhiyye adlı üç eserinde söz etmiştir.[14] Telvîhât-ı İlâhiyye adlı eserini[15] mürşidi Köstendilli Şeyh Ali Efendi’nin sözlerinden derleyerek Arapça kaleme alan Şühûdî’nin[16] Mehmet Tâhir haber verdiği Tezkire adlı eserine henüz ulaşılamamıştır.[17] Üsküdar Hacı Selimağa Kütüphanesi, Hüdâyî Efendi Bölümü, 1242; Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi, 4310 ve Yapı Kredi Bankası Sermet Çifter Kütüphanesi, Yazmalar, 297’de yazma nüshaları bulunan Dîvân’ı[18] üç defterden oluşmaktadır. Birinci defterde 23, ikinci defterde 114 ve üçüncü defterde 275 değişik türde manzûme bulunmaktadır.[19]
Şühûdî Dîvân’ında Mânevî Seyrin İlkeleri
Bir aşk dîvânı olarak değerlendirilebilecek eserinde Şühûdî, anlatılarını aşk merkezli bir işleyişle dile getirmiştir. Dîvân’ında birçok tasavvufî konuyu gündeme taşıyan Şühûdî’nin aşkı merkeze alarak nefs mücâdelesi, zâhid eleştirisi, ubûdiyyet, iman, ibâdet ve ahlâkî gelişim gibi konular üzerinde yoğun bir şekilde durduğu görülmektedir. Nitekim bir şiirinde o,
Âşık-ı pâk olmayan olmaz hevâdan münkatı/Ârif-i Hak olmayan olmaz riyâdan münkatı
Âşık-ı mahzuna çün yârün cefâsıdur vefâ/Olmasun ol bî-vefâ bir dem cefâdan münkatı
Sâlik-i âşık harîm-i kurba mahrem olmadı/İy Şühûdî olmayınca mâsivâdan münkatı[20] dizeleri ile aşkın nefsi hevâdan arındırıcı boyutuna, Hakk’ı tanımaya kapı aralayan tesirine, cefâ gibi görünen durumların kula bir lütuf oluşunun farkında olmaya katkısına ve tesiriyle mâsivâdan kurtulup Hakk’a yakınlık elde etmedeki fonksiyonuna değinmiştir.
Şühûdî Mehmed Efendi, Hakk’a vuslat için sûretâ bir dindarlık olarak gördüğü zâhid portresini şiddetli bir şekilde eleştirir.[21] Zâhid tipolojisine mukâbil âşık modelini benimseyen Şühûdî, âşık vasfının, nefsi arındırmak anlamına gelen tasavvuf yoluna sülûk etmekle elde edileceği kanaatini taşımaktadır. O, tasavvufun aslını hizmet, edeplere riayet etmek, Hakk’a teslîm olmak, tevekkül etmek ve uzleti tercih etmek şeklinde tanımladığı bir şiirinde Hakk’ı tanımak gayesinde olan kimsenin (ârifîn) sadece Hak’tan medet umacağını, gönlünü bu şekilde arındıran kimsenin Kur’ân-ı Kerîm’de bahsedilen ulü’l-elbâb vasfı ile muttasıf olacağını şu şekilde dile getirir:
Sûfiyâ asl-ı tasavvuf hıdmet ü âdâb imiş/Hakk’a teslîm ü tevekkül uzlet-i eshâb imiş
Ârif-i hak Zât-ı Hakk’dan eyler istimdâd/Sûfî-i sâfî-dil olanlar ulü’l-elbâb imiş.[22]
Şühûdî, ancak nefsin Hakk’ın rızasına uymayan istek ve arzularından vazgeçilerek ilâhî rızaya ulaşılabileceğini ve bir an bile olsa dünyaya meyletmek sûretiyle nefse tâbi olmanın Hakk’a vuslata mânî olduğunu şu şekilde dile getirir: “Giç hevâdan sâlik-i râh-ı rızâullâh isen/Tâbi-i nefs olma bir dem bakma dünyadan yana.”[23] Yedi başlı ejderha benzetmesi ile bir yandan nefsin yedi mertebesine diğer yandan da nefsin kişi açısından ne kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Şühûdî, nefsi gönül şehrini harabeye çeviren bir yılan olarak görür. Yine o, aç olan ejderha veya bir köpek olsa yediği zaman doyacak hâle gelir ancak nefs, şeytan ile işbirliği yaparak doyumsuz bir yapıya bürünür, tespiti ile sâlikleri nefse karşı dikkatli olmak konusunda uyarır. O, nefsin, Hakk’ın sayısız nimeti karşısında şükretmeyi bilmeyen bir yapısı olduğunu ve bu yönüyle nimete nankörlüğün kaynağının da nefs olduğunu söyler. Şühûdî, Hakk’ın kuluna her an olan ihsânını görmesine karşın isyan ve nisyan ile hareket eden nefsin özellikle emmâre mertebesinde Rab olma iddiasında bulunmasını, haddi aşan ve imansız olan Firavun’a benzeterek tasvir eder. O, çok yönlü ve büyük tehlikelerle şekillenmiş nefsin elinden kurtulmak için Hakk’a duâ etmeyi, O’na sığınmayı ve O’ndan yardım istemeyi tek çıkış kapısı olarak takdim eder.[24]
Nefsin tasallutlarından kurtulmanın yolunu, aşka bende olmak, şeklinde gören Şühûdî, aşk yoluna bende olmak için Hakk’a teslimiyet ve O’ndan yardım istemek gerektiğini söyler ve bu şekilde aşka bende olan kimsenin hakîkat yolunda, vadide akan su misâli Hakk’a vuslat yolunda mesafe kat edeceğini savunur. Âhiret kaygısı taşımayan, dünyaya yapışmış, idrâk süreçlerini tecrübe edemeyen kişiyi nefsin ahmaklık konumunda bıraktığını savunan Şühûdî, aşk zincirini boynuna takan kimsenin hevâyı bir kenara bırakıp, nedâmet ocağında pişeceğini, günahlarını fark edip Hakk’a karşı lâyık olan kulluk vazifesini yerine getireceğini ve böylece Hakk’ın rızasına ulaşabileceğini aktarır.[25]
Şühûdî’nin üzerinde durduğu adımlardan biri de ubûdiyyet hassasiyetini merkeze alarak sâlikin mânevî alanda yol alması konusudur. Buna göre, sâlikin zikir ve namaz gibi gayretleriyle yoğun ibâdet süreçleri yaşaması, duâ ile Hakk’a sığınması, kulluğunu kişiye hissettirecek her adımı fırsat bilmesi, âcizliğini/yokluğunu fark edip (fakr) bu farkındalıkla Hakk’a teslim olması, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in adımlarının sıkı bir takipçisi olması ve lütfedilen her şeyin Hakk’tan olduğunu bilmesi gibi hususlar seyrü sülûk sürecinde dikkate alınması gereken başlıklardır.[26] O, ibâdetlerle gönlü olgunlaşan sâlikin, rıza tecrübesi, derdine sevdalı olmak, nefs-i emmâreye bir an bile itaat etmemek, can verip canana ulaşmak ve aşk ile mestâneliği elde etmek gibi hakîkat yolunda riayet etmesi gereken başlıklar da zikreder:
Olmayan ehl-i rızâ Rıdvân’e olmaz âşinâ/Derd esiri olmayan dermâna olmaz âşinâ
Emrinebir dem itâat itmeyüp emmârenün/Cân u serden giçmeyen cânâne olmaz âşinâ
Câm-ı ışkı nûş idüp mest-i ilâhî olmayan/Bezm-i Hakk’da sohbet-i rindâne olmaz âşinâ.[27]
Şühûdî, kulluk bilincinin artmasına bağlı olarak sâlikte ahlâkî gelişimin de söz konusu olacağını belirtir. O, kibir ve riyaya düşmeden sıdk, teslimiyet, rıza, fakr, fenâ ve cömertlik gibi ahlâkî yöndeki gelişimin hakîkate ulaşmada etkili bir başlık olduğunu nakleder.[28] Sâlikin gönül sarayındaki tereddütleri ahlâkî olgunluk ile aşabileceğini dile getiren Şühûdî, bu süreçte sabır, şükür, rıza, tevekkül, vakar, hilm, istikâmet ve doğru sözlü olmak gibi ahlâkî yetkinliklerin sâlike hakîkat perdelerini aralayacağını nakleder:
Rızâ vü sabrla def olsa dayyık-ı sadr ü haraç/Gider şedâid-i gam irişdür o demde ferec
Tavâf-ı Kâ’be-i tahkîke sabr u şükr ü rızâ/Cenâb-ı Hakk’a tevekküldür menâsik-i hac
Vakâr u hilm ü tahammül nişân-ı ârifdür/Sefih ü câhil ider hıffet ü inadla lec
Şülûk-i râh-ı tasavvuf dilersen iy sâlik/Rızâ-yı fakr ü fenâ gibi yok sana menhec
Saâdet-i dü-cihânı çün çün istikâmetdür/Sözini özüni togrı eyle eyleme gec.[29]
Babaeski’nin ebedî misafirlerinden biri olan Şühûdî, on yedinci yüzyılda ilmî ve irfânî kişiliği ile etkin olmuş bir gönül eridir. Şühûdî Mehmed Efendi, ilim yolculukları, hakîkati arayan hassas kişiliği, şiirdeki mahareti, talebe yetiştirme ve irşâd gayreti ile memleketinden uzaklara gitme fedakârlığı, bir sûfî olarak hakîkat arayışındaki yöntem ve azmi ile dikkat çeken isimler arasındadır. Şühûdî’nin bütün tasavvufî görüşlerinin temelinde aşk konusunun olduğunu söylemek abartılı bir ifade olmayacaktır. Şühûdî, Dîvân’ında riya, ucb, tevekkül, tefekkür, zikir, imtihan/belâ, sabır, Hakk’a sığınmak, dertli olmak, gönül, tecellî, firâk, vuslat, adem, seyrü sülûk, kabz-bast, hevâ, keramet, cennet beklentisi, cehennem endişesi, havf, recâ, şevk, mehabbet, halvet, riyâzet, fakr, temâşâ, erbaîn, tenezzül, terakkî, cezbe, teveccüh, istiğrak, tecrîd, fenâ ender fenâ, vecd, Esmâü’l-Hüsnâ, melâmet, zâhid eleştirisi gibi birçok konuya değinen Şühûdî’nin tasavvufî kişiliği akademik çalışmalara konu olmalı ve onun görüşleri daha bütüncül bir şekilde ele alınarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmalarda bir aşk şâiri olarak kabul edilebilecek Şühûdî’nin gönül dünyasına yön veren Köstendilli Ali el-Halvetî, Yakup el-Germiyânî ve Ümmî Sinân gibi isimler, varsa ondan etkilenen isimler, tahalluk, tahakkuk ve mârifet telakkîsi gibi başlıklardaki düşüncelerinin orijinal yönleri ortaya konulmalıdır.
Babaeski’nin Ebedî Misafirlerinden Şühûdî Mehmed Efendi ve Dîvân’ında Mânevî Seyrin İlkeleri
Bu çalışmada Trakya bölgesi açısından önemli bir isim olan Halvetiyye’nin Sünbüliyye koluna mensûp Şühûdî Mehmed Efendi ve Dîvân’ı özelinde mânevî seyrin ilkelerine dair düşünceleri üzerinde durulacaktır.
Şühûdî ve Dîvân’ı
Şuarâ tezkirelerinde ismine rastlanmayan Şühûdî’nin[30] hayatı ve mânevî gelişimi ile ilgili yeterli bilgi olmadığı gibi nakledilen bazı bilgilerde de birtakım karışıklıklar söz konusudur. Şühûdî’nin doğum tarihi ve ilmî gelişimi ile yeterli bilgi bulunmamaktadır.[31] Bazı kaynaklarda Babaeskili,[32] Hasköylü[33] hatta Karamanlı olduğu yönünde veriler aktarılan Şühûdî’nin[34] üstâdının kim olduğu konusunda da karışıklık söz konusudur. Şühûdî ile ilgili yüksek lisans tezi hazırlayan Sadettin Eğri, Üsküdar Selimağa Kütüphanesi’nde bulunan ve müellif hattı olduğu belirtilen Şühûdî Dîvânı’nın sol tarafında tarihsiz fakat eski bir kayıtta “Şühûdî Efendi rahimehullah, mevlidleri Köprü kurbunda Hasköy’den vaki olmuşdur.” ifadesinin üzerinin çizilip “Mevlidi Burusa (Bursa) olduğun kendi tasrih eyledi.” ifadesinin yazıldığını, Şühûdî’nin ölünceye kadar Babaeski’de kalmasından dolayı Babaeskili olduğu hükmene varılmış olduğunu belirtmiştir.[35] Eğri, Şühûdî’nin Bursa’da doğduğunu Selimağa nüshası Dîvân’da, “Sebeb-i Tedvin-i Levayih-i Dili Gam-gin” başlıklı mensûr ifadede: “Derviş Muhammed-i bi-meded eş-şehiri bi-Şuhûdî-i şeyda la-zaıe gubarentahte akdami'l-fukara ve hadimen li-hadime huddam-ı selâtin-i fukara tedbir-i müdebbir-i lem-yezel, maskat-ı re'si olan Burusa hümaha'llahu Te'âlâ 'ani'l-leyleti ve'l-be'sadan diyar-ı Rûmili semtine rıhlet ve azimet-i siyahat-ı ekâlîm-i gurbed idüp...”[36] şeklinde kendisinin dile getirdiğini ve buradan hareketle müellifin Rumeli’ye göç ederek vefatına kadar bu bölgede ikâmet ettiğinin anlaşıldığını söylemiştir.[37]
Şühûdî, Rumeli’de bir müddet seyahat ettikten sonra Ali Abdurrahim Rahmânî (öl. ?) isimli bir zâta intisâp etmiş,[38] üç yıl bu zâtın hizmetinde bulunmuş, üstâdının vefatından sonra Babaeski’ye dönmüştür.[39] Üstâdının vefatı üzerine Babaeski Ali Paşa Cami’nde irşâd, vaaz ve nasihat etmekle meşgul olmuştur.[40]
1020-1021/1612’de vefat eden Şühûdî, Babaeski Cedîd Ali Paşa Câmi hazîresine defnedilmiştir.[41] Mezar taşında şunlar yazılıdır:
“Yâ Rabbi bir duâ ile her kim ederse yâd
İki cihânda kıl anı dilşâd ü ber-murâd.
Târih-i vefât-ı Şeyh Muhammed ibn Fakir Mirzâ mâte el-merhûm eş-Şeyh
Muhammed eş-Şehîr bi-Şuhûdî Efendi fî evâhir-i şehr-i cumâde’l-uhrâ min şuhûr sene ihdâ ve işrîn ve elf.”[42]
Osmanlı Müellifleri adlı eserinde Mehmet Tahir, Şühûdî’nin Tezkire, Dîvân ve Telvîhât-ı İlâhiyye adlı üç eserinde söz etmiştir.[43] Telvîhât-ı İlâhiyye adlı eserini[44] mürşidi Köstendilli Şeyh Ali Efendi’nin sözlerinden derleyerek Arapça kaleme alan Şühûdî’nin[45] Mehmet Tâhir haber verdiği Tezkire adlı eserine henüz ulaşılamamıştır.[46] Üsküdar Hacı Selimağa Kütüphanesi, Hüdâyî Efendi Bölümü, 1242; Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi, 4310 ve Yapı Kredi Bankası Sermet Çifter Kütüphanesi, Yazmalar, 297’de yazma nüshaları bulunan Dîvân’ı[47] üç defterden oluşmaktadır. Birinci defterde 23, ikinci defterde 114 ve üçüncü defterde 275 değişik türde manzûme bulunmaktadır.[48]
Şühûdî Dîvân’ında Mânevî Seyrin İlkeleri
Bir aşk dîvânı olarak değerlendirilebilecek eserinde Şühûdî, anlatılarını aşk merkezli bir işleyişle dile getirmiştir. Dîvân’ında birçok tasavvufî konuyu gündeme taşıyan Şühûdî’nin aşkı merkeze alarak nefs mücâdelesi, zâhid eleştirisi, ubûdiyyet, iman, ibâdet ve ahlâkî gelişim gibi konular üzerinde yoğun bir şekilde durduğu görülmektedir. Nitekim bir şiirinde o,
Âşık-ı pâk olmayan olmaz hevâdan münkatı/Ârif-i Hak olmayan olmaz riyâdan münkatı
Âşık-ı mahzuna çün yârün cefâsıdur vefâ/Olmasun ol bî-vefâ bir dem cefâdan münkatı
Sâlik-i âşık harîm-i kurba mahrem olmadı/İy Şühûdî olmayınca mâsivâdan münkatı[49] dizeleri ile aşkın nefsi hevâdan arındırıcı boyutuna, Hakk’ı tanımaya kapı aralayan tesirine, cefâ gibi görünen durumların kula bir lütuf oluşunun farkında olmaya katkısına ve tesiriyle mâsivâdan kurtulup Hakk’a yakınlık elde etmedeki fonksiyonuna değinmiştir.
Şühûdî Mehmed Efendi, Hakk’a vuslat için sûretâ bir dindarlık olarak gördüğü zâhid portresini şiddetli bir şekilde eleştirir.[50] Zâhid tipolojisine mukâbil âşık modelini benimseyen Şühûdî, âşık vasfının, nefsi arındırmak anlamına gelen tasavvuf yoluna sülûk etmekle elde edileceği kanaatini taşımaktadır. O, tasavvufun aslını hizmet, edeplere riayet etmek, Hakk’a teslîm olmak, tevekkül etmek ve uzleti tercih etmek şeklinde tanımladığı bir şiirinde Hakk’ı tanımak gayesinde olan kimsenin (ârifîn) sadece Hak’tan medet umacağını, gönlünü bu şekilde arındıran kimsenin Kur’ân-ı Kerîm’de bahsedilen ulü’l-elbâb vasfı ile muttasıf olacağını şu şekilde dile getirir:
Sûfiyâ asl-ı tasavvuf hıdmet ü âdâb imiş/Hakk’a teslîm ü tevekkül uzlet-i eshâb imiş
Ârif-i hak Zât-ı Hakk’dan eyler istimdâd/Sûfî-i sâfî-dil olanlar ulü’l-elbâb imiş.[51]
Şühûdî, ancak nefsin Hakk’ın rızasına uymayan istek ve arzularından vazgeçilerek ilâhî rızaya ulaşılabileceğini ve bir an bile olsa dünyaya meyletmek sûretiyle nefse tâbi olmanın Hakk’a vuslata mânî olduğunu şu şekilde dile getirir: “Giç hevâdan sâlik-i râh-ı rızâullâh isen/Tâbi-i nefs olma bir dem bakma dünyadan yana.”[52] Yedi başlı ejderha benzetmesi ile bir yandan nefsin yedi mertebesine diğer yandan da nefsin kişi açısından ne kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Şühûdî, nefsi gönül şehrini harabeye çeviren bir yılan olarak görür. Yine o, aç olan ejderha veya bir köpek olsa yediği zaman doyacak hâle gelir ancak nefs, şeytan ile işbirliği yaparak doyumsuz bir yapıya bürünür, tespiti ile sâlikleri nefse karşı dikkatli olmak konusunda uyarır. O, nefsin, Hakk’ın sayısız nimeti karşısında şükretmeyi bilmeyen bir yapısı olduğunu ve bu yönüyle nimete nankörlüğün kaynağının da nefs olduğunu söyler. Şühûdî, Hakk’ın kuluna her an olan ihsânını görmesine karşın isyan ve nisyan ile hareket eden nefsin özellikle emmâre mertebesinde Rab olma iddiasında bulunmasını, haddi aşan ve imansız olan Firavun’a benzeterek tasvir eder. O, çok yönlü ve büyük tehlikelerle şekillenmiş nefsin elinden kurtulmak için Hakk’a duâ etmeyi, O’na sığınmayı ve O’ndan yardım istemeyi tek çıkış kapısı olarak takdim eder.[53]
Nefsin tasallutlarından kurtulmanın yolunu, aşka bende olmak, şeklinde gören Şühûdî, aşk yoluna bende olmak için Hakk’a teslimiyet ve O’ndan yardım istemek gerektiğini söyler ve bu şekilde aşka bende olan kimsenin hakîkat yolunda, vadide akan su misâli Hakk’a vuslat yolunda mesafe kat edeceğini savunur. Âhiret kaygısı taşımayan, dünyaya yapışmış, idrâk süreçlerini tecrübe edemeyen kişiyi nefsin ahmaklık konumunda bıraktığını savunan Şühûdî, aşk zincirini boynuna takan kimsenin hevâyı bir kenara bırakıp, nedâmet ocağında pişeceğini, günahlarını fark edip Hakk’a karşı lâyık olan kulluk vazifesini yerine getireceğini ve böylece Hakk’ın rızasına ulaşabileceğini aktarır.[54]
Şühûdî’nin üzerinde durduğu adımlardan biri de ubûdiyyet hassasiyetini merkeze alarak sâlikin mânevî alanda yol alması konusudur. Buna göre, sâlikin zikir ve namaz gibi gayretleriyle yoğun ibâdet süreçleri yaşaması, duâ ile Hakk’a sığınması, kulluğunu kişiye hissettirecek her adımı fırsat bilmesi, âcizliğini/yokluğunu fark edip (fakr) bu farkındalıkla Hakk’a teslim olması, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in adımlarının sıkı bir takipçisi olması ve lütfedilen her şeyin Hakk’tan olduğunu bilmesi gibi hususlar seyrü sülûk sürecinde dikkate alınması gereken başlıklardır.[55] O, ibâdetlerle gönlü olgunlaşan sâlikin, rıza tecrübesi, derdine sevdalı olmak, nefs-i emmâreye bir an bile itaat etmemek, can verip canana ulaşmak ve aşk ile mestâneliği elde etmek gibi hakîkat yolunda riayet etmesi gereken başlıklar da zikreder:
Olmayan ehl-i rızâ Rıdvân’e olmaz âşinâ/Derd esiri olmayan dermâna olmaz âşinâ
Emrinebir dem itâat itmeyüp emmârenün/Cân u serden giçmeyen cânâne olmaz âşinâ
Câm-ı ışkı nûş idüp mest-i ilâhî olmayan/Bezm-i Hakk’da sohbet-i rindâne olmaz âşinâ.[56]
Şühûdî, kulluk bilincinin artmasına bağlı olarak sâlikte ahlâkî gelişimin de söz konusu olacağını belirtir. O, kibir ve riyaya düşmeden sıdk, teslimiyet, rıza, fakr, fenâ ve cömertlik gibi ahlâkî yöndeki gelişimin hakîkate ulaşmada etkili bir başlık olduğunu nakleder.[57] Sâlikin gönül sarayındaki tereddütleri ahlâkî olgunluk ile aşabileceğini dile getiren Şühûdî, bu süreçte sabır, şükür, rıza, tevekkül, vakar, hilm, istikâmet ve doğru sözlü olmak gibi ahlâkî yetkinliklerin sâlike hakîkat perdelerini aralayacağını nakleder:
Rızâ vü sabrla def olsa dayyık-ı sadr ü haraç/Gider şedâid-i gam irişdür o demde ferec
Tavâf-ı Kâ’be-i tahkîke sabr u şükr ü rızâ/Cenâb-ı Hakk’a tevekküldür menâsik-i hac
Vakâr u hilm ü tahammül nişân-ı ârifdür/Sefih ü câhil ider hıffet ü inadla lec
Şülûk-i râh-ı tasavvuf dilersen iy sâlik/Rızâ-yı fakr ü fenâ gibi yok sana menhec
Saâdet-i dü-cihânı çün çün istikâmetdür/Sözini özüni togrı eyle eyleme gec.[58]
Babaeski’nin ebedî misafirlerinden biri olan Şühûdî, on yedinci yüzyılda ilmî ve irfânî kişiliği ile etkin olmuş bir gönül eridir. Şühûdî Mehmed Efendi, ilim yolculukları, hakîkati arayan hassas kişiliği, şiirdeki mahareti, talebe yetiştirme ve irşâd gayreti ile memleketinden uzaklara gitme fedakârlığı, bir sûfî olarak hakîkat arayışındaki yöntem ve azmi ile dikkat çeken isimler arasındadır. Şühûdî’nin bütün tasavvufî görüşlerinin temelinde aşk konusunun olduğunu söylemek abartılı bir ifade olmayacaktır. Şühûdî, Dîvân’ında riya, ucb, tevekkül, tefekkür, zikir, imtihan/belâ, sabır, Hakk’a sığınmak, dertli olmak, gönül, tecellî, firâk, vuslat, adem, seyrü sülûk, kabz-bast, hevâ, keramet, cennet beklentisi, cehennem endişesi, havf, recâ, şevk, mehabbet, halvet, riyâzet, fakr, temâşâ, erbaîn, tenezzül, terakkî, cezbe, teveccüh, istiğrak, tecrîd, fenâ ender fenâ, vecd, Esmâü’l-Hüsnâ, melâmet, zâhid eleştirisi gibi birçok konuya değinen Şühûdî’nin tasavvufî kişiliği akademik çalışmalara konu olmalı ve onun görüşleri daha bütüncül bir şekilde ele alınarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmalarda bir aşk şâiri olarak kabul edilebilecek Şühûdî’nin gönül dünyasına yön veren Köstendilli Ali el-Halvetî, Yakup el-Germiyânî ve Ümmî Sinân gibi isimler, varsa ondan etkilenen isimler, tahalluk, tahakkuk ve mârifet telakkîsi gibi başlıklardaki düşüncelerinin orijinal yönleri ortaya konulmalıdır.
[1] Safâyî Mustafa, Tezkire (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 2549); Salim, Tezkire-i Sâlim (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 3872); Hasan Çelebi, Tezkire (İstanbul: Atıf Efendi Kütüphanesi, 2016); Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi, 109).
[2] Komisyon, İstanbul Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Kataloğu (XVII. YY) (İstanbul: MEB Yayınları, 1959), 2/232.
[3] Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1333), 1/97; Nev’izâde Atâî, Şakâyık-ı Nu’maniye Zeyli (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1268), 601; Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1311), 180.
[4] Cemâleddin Mahmud Hulvî, Lemezat-ı Hulviyye ez-Lemeât-ı Ulviyye (İstanbul: Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî, 100), l72a.
[5] Müstakimzâde Süleyman Sadeddin, Mecelletü’n-nisab (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi, 628), 280b.
[6] Sadettin Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk) (Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1989), 3.
[7] Şühûdî, Dîvân (İstanbul: Selimağa, Hüdâyî Efendi, 1242), 8a.
[8] Sadettin Eğri, “Bursalı Şeyh Mehmed Şuhûdî ve Levâmiu’l-Eşvak Adlı Eseri”, Tasavvuf I/2, (1999), 71-75; a.mlf., “Tasavvuf Kültürünün Kaynaklarından Menkabeler ve Bursalı Mehmed Şuhûdî”, Bursa’da Dünden Bugüne Tasavvuf Kültürü- 2, hzl. Nahit Kayabaşı (İstanbul: Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Yayınları, 2003), 269.
[9] Şühûdî, üstâdını şu şiirinde dile getirmiştir: “Mürşîd-i kâmil imâmü’l-evliyâ pîrüm Ali/ Şeyh-i ekrem gavs-ı a’zam seyyidü’l-aktâb imiş.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 102.
[10] Şühûdî, Dîvân, 9b.
[11] Şühûdî, Dîvân, 10a.
[12] Tuğçe Tuna, Balkanlardaki Miras: Tekkeler (İstanbul: H Yayınları, 2012), 67; Mustafa Kara, Buhara Bursa Bosna Şehirler/Sûfîler/Tekkeler (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2012), 311-312; a. mlf., “Balkanlarda Tasavvuf Edebiyatına Genel Bakış”, Balkanlarda İslam, ed. Muhammet Savaş Kafkasyalı (İstanbul: Tika Yayınları, 2016), 2/144.
[13] Ahmed Bâdi Efendi, Riyâz-ı Belde-i Edirne (İstanbul: Beyazıt Devlet Kütüphanesi, 10393), 3/34; Nazif Velikâhyaoğlu, Sümbüliye Tarikatı ve Kocamustafapaşa Külliyesi (İstanbul: Çağrı Yayınları, 2000), 192-196; Şimşek, “Kırklareli’de Tarikatlar ve Tekkeler”, 208-210.
[14] Tahir, Osmanlı Müellifleri, 1/97.
[15] Bu eserin yazma nüshası İstanbul Atatürk Kütüphanesi, Osman Ergin Yazmaları, 345’tedir. Hatice Yılmaz, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri Adlı Eserinin Tashihi: Tarikatlar ve Meşayıh Faslı (Bursa: Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2021), 20.
[16] Semih Ceyhan, “Köstendilli Ali Alâeddîn”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2019), Ek-2/84; Şühûdî Mehmed Efendi, Telvîhât-ı Sübhâniyye ve Mülhemât-ı Rahmâniyye, hzl. Semih Ceyhan (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2020), 41.
[17] Tahir, Osmanlı Müellifleri, 1/97; Yılmaz, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri Adlı Eserinin Tashihi, 20.
[18] Bir çalışmada Şühûdî’nin Dîvân’ı üzerinde Ertuğrul Can tarafından bir yüksek lisans tezi hazırlandığı bilgisi nakledilmiştir. Yılmaz, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri Adlı Eserinin Tashihi, 20. Bahsi geçen yüksek lisans tezinin müellifinin de ifade ettiği gibi Divânçe-i Şuhûdî adını taşıyan ve teze konu olan Dîvân’ın kime ait olduğu tespit edilememiştir. Ertuğrul Can, Divançe-i Şuhûdî (Adana: Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2003), 1. Tarafımızca yapılan karşılaştırmada bu teze konu olan Dîvân’ın Bursalı Şühûdî Mehmed Efendi’ye ait olmadığı gözlemlenmiştir.
[19] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 15-17.
[20] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 117.
[21] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 35, 43, 57, 65.
[22] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 101.
[23] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 20.
[24] Şühûdî, bu düşüncelerini şu şiirinde dile getirmiştir:
“Yidi başlu ejdehadur bend ü zencir esilmez/ Yakdı dil şehrini ol subân elinden el-gıyâs
Toysa ejderha olur ac olsa bir kelb-i ukûr/ Şekl-i insanîde ol şeytân elinden el-gıyâs
Hâlik-i perverd-gârûn şükrin itmez bir nefes/ Abd-i âsî ma’den-i küfrân elinden el-gıyâs
Hakkun ihsânın görüyo dâim isâetdür işi/ Menbaü’l-isyân ve’n-nisyân elinden el-gıyâs
Şân-ı da’vâ-yı rubûbiyyet seg-i emmârenin/ Yâ Râb ol Firavn-ı bi-îmân elinden el-gıyâs
Nefs elinden kıl Şühûdî kulunı yâ Râb halâs/ Kalmışam biçare vü hayrân elinden el-gıyâs.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 62.
[25] Şühûdî Mehmed Efendi, bu düşüncelerini şu şiirinde aktarmıştır:
“Yâri kıl alup nefsüm elinden yakam iy dost/ Cân ile dili ışkun odına yakam iy dost
Kurtar beni ol zâlim-i bî-dînün elünden/ Vâdisine su gibi düşer mi akam iy dost
Ukbâyı koyup dâmen-i dünyaya yapışmış/ İdrâk eseri yok ne aceb ahmakam iy dost
Tak-ı silsile-i ışka beni boynuma takardum/ Zencîr-i hevâyı ne vardur takam iy dost
Mahv eyledüm eşk-i nedâmetle diriga/ Yüzüm karasın yüzüne niçe bakam iy dost
İsyân-ı Şühûdî’den idüp Hakk’a tazallüm/ Kaldı âna kim başuma odlar yakam iy dost.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 58.
[26] Şühûdî bu hususları şu şiirinde dile getirmiştir:
“Zikr ile namâz oldı derd ile niyâz oldı/ Sûz ile güdâz oldı ünvân-ı ubûdiyyet
Yoklıgını zikr itmek taksirini fikr itmek/ Acizlügini bilmek pâyân-ı ubûdiyyet
İrfân ü ibâdetde aczine ider ikrâr/ Ol şâh-ı ser-firâz eyvân-ı ubûdiyyet
Fakr ile fenâyile teslîm ü rızâyile/ Ser-dâr-ı rüsul oldı sultân-ı ubûdiyyet
İsyân-ı Şühûdî çok ânun gibi mücrim yok/ Kıl ben kuluna yâ Râb ihsân-ı ubûdiyyet.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 60.
[27] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 20.
[28] Şühûdî ibadet ve ahlâkî gelişimi arasındaki bağı şu şiirinde dile getirmiştir:
“Lây-ıkı sadr-ı Makâmât bülend-i evliyâ/ Hâk-i bî-mikdâr olur dervîş-i bî-kibr ü riyâ
Sıdk u teslîm-i rızâdur zillet ü fakr ü fenâ/ Hasb-i hâli evliyâ âlî makâm-ı enbiyâ
Nakd-i cân virmek sehâ-yı âşıkı-ı ser-bâz imiş/ Mâlını bezl eylemek cûd u sehâ-yı agniyâ.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 34-35.
[29] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 66-67.
[30] Safâyî Mustafa, Tezkire (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 2549); Salim, Tezkire-i Sâlim (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 3872); Hasan Çelebi, Tezkire (İstanbul: Atıf Efendi Kütüphanesi, 2016); Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi, 109).
[31] Komisyon, İstanbul Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Kataloğu (XVII. YY) (İstanbul: MEB Yayınları, 1959), 2/232.
[32] Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1333), 1/97; Nev’izâde Atâî, Şakâyık-ı Nu’maniye Zeyli (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1268), 601; Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1311), 180.
[33] Cemâleddin Mahmud Hulvî, Lemezat-ı Hulviyye ez-Lemeât-ı Ulviyye (İstanbul: Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî, 100), l72a.
[34] Müstakimzâde Süleyman Sadeddin, Mecelletü’n-nisab (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi, 628), 280b.
[35] Sadettin Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk) (Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1989), 3.
[36] Şühûdî, Dîvân (İstanbul: Selimağa, Hüdâyî Efendi, 1242), 8a.
[37] Sadettin Eğri, “Bursalı Şeyh Mehmed Şuhûdî ve Levâmiu’l-Eşvak Adlı Eseri”, Tasavvuf I/2, (1999), 71-75; a.mlf., “Tasavvuf Kültürünün Kaynaklarından Menkabeler ve Bursalı Mehmed Şuhûdî”, Bursa’da Dünden Bugüne Tasavvuf Kültürü- 2, hzl. Nahit Kayabaşı (İstanbul: Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Yayınları, 2003), 269.
[38] Şühûdî, üstâdını şu şiirinde dile getirmiştir: “Mürşîd-i kâmil imâmü’l-evliyâ pîrüm Ali/ Şeyh-i ekrem gavs-ı a’zam seyyidü’l-aktâb imiş.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 102.
[39] Şühûdî, Dîvân, 9b.
[40] Şühûdî, Dîvân, 10a.
[41] Tuğçe Tuna, Balkanlardaki Miras: Tekkeler (İstanbul: H Yayınları, 2012), 67; Mustafa Kara, Buhara Bursa Bosna Şehirler/Sûfîler/Tekkeler (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2012), 311-312; a. mlf., “Balkanlarda Tasavvuf Edebiyatına Genel Bakış”, Balkanlarda İslam, ed. Muhammet Savaş Kafkasyalı (İstanbul: Tika Yayınları, 2016), 2/144.
[42] Ahmed Bâdi Efendi, Riyâz-ı Belde-i Edirne (İstanbul: Beyazıt Devlet Kütüphanesi, 10393), 3/34; Nazif Velikâhyaoğlu, Sümbüliye Tarikatı ve Kocamustafapaşa Külliyesi (İstanbul: Çağrı Yayınları, 2000), 192-196; Şimşek, “Kırklareli’de Tarikatlar ve Tekkeler”, 208-210.
[43] Tahir, Osmanlı Müellifleri, 1/97.
[44] Bu eserin yazma nüshası İstanbul Atatürk Kütüphanesi, Osman Ergin Yazmaları, 345’tedir. Hatice Yılmaz, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri Adlı Eserinin Tashihi: Tarikatlar ve Meşayıh Faslı (Bursa: Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2021), 20.
[45] Semih Ceyhan, “Köstendilli Ali Alâeddîn”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2019), Ek-2/84; Şühûdî Mehmed Efendi, Telvîhât-ı Sübhâniyye ve Mülhemât-ı Rahmâniyye, hzl. Semih Ceyhan (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2020), 41.
[46] Tahir, Osmanlı Müellifleri, 1/97; Yılmaz, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri Adlı Eserinin Tashihi, 20.
[47] Bir çalışmada Şühûdî’nin Dîvân’ı üzerinde Ertuğrul Can tarafından bir yüksek lisans tezi hazırlandığı bilgisi nakledilmiştir. Yılmaz, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri Adlı Eserinin Tashihi, 20. Bahsi geçen yüksek lisans tezinin müellifinin de ifade ettiği gibi Divânçe-i Şuhûdî adını taşıyan ve teze konu olan Dîvân’ın kime ait olduğu tespit edilememiştir. Ertuğrul Can, Divançe-i Şuhûdî (Adana: Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2003), 1. Tarafımızca yapılan karşılaştırmada bu teze konu olan Dîvân’ın Bursalı Şühûdî Mehmed Efendi’ye ait olmadığı gözlemlenmiştir.
[48] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 15-17.
[49] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 117.
[50] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 35, 43, 57, 65.
[51] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 101.
[52] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 20.
[53] Şühûdî, bu düşüncelerini şu şiirinde dile getirmiştir:
“Yidi başlu ejdehadur bend ü zencir esilmez/ Yakdı dil şehrini ol subân elinden el-gıyâs
Toysa ejderha olur ac olsa bir kelb-i ukûr/ Şekl-i insanîde ol şeytân elinden el-gıyâs
Hâlik-i perverd-gârûn şükrin itmez bir nefes/ Abd-i âsî ma’den-i küfrân elinden el-gıyâs
Hakkun ihsânın görüyo dâim isâetdür işi/ Menbaü’l-isyân ve’n-nisyân elinden el-gıyâs
Şân-ı da’vâ-yı rubûbiyyet seg-i emmârenin/ Yâ Râb ol Firavn-ı bi-îmân elinden el-gıyâs
Nefs elinden kıl Şühûdî kulunı yâ Râb halâs/ Kalmışam biçare vü hayrân elinden el-gıyâs.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 62.
[54] Şühûdî Mehmed Efendi, bu düşüncelerini şu şiirinde aktarmıştır:
“Yâri kıl alup nefsüm elinden yakam iy dost/ Cân ile dili ışkun odına yakam iy dost
Kurtar beni ol zâlim-i bî-dînün elünden/ Vâdisine su gibi düşer mi akam iy dost
Ukbâyı koyup dâmen-i dünyaya yapışmış/ İdrâk eseri yok ne aceb ahmakam iy dost
Tak-ı silsile-i ışka beni boynuma takardum/ Zencîr-i hevâyı ne vardur takam iy dost
Mahv eyledüm eşk-i nedâmetle diriga/ Yüzüm karasın yüzüne niçe bakam iy dost
İsyân-ı Şühûdî’den idüp Hakk’a tazallüm/ Kaldı âna kim başuma odlar yakam iy dost.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 58.
[55] Şühûdî bu hususları şu şiirinde dile getirmiştir:
“Zikr ile namâz oldı derd ile niyâz oldı/ Sûz ile güdâz oldı ünvân-ı ubûdiyyet
Yoklıgını zikr itmek taksirini fikr itmek/ Acizlügini bilmek pâyân-ı ubûdiyyet
İrfân ü ibâdetde aczine ider ikrâr/ Ol şâh-ı ser-firâz eyvân-ı ubûdiyyet
Fakr ile fenâyile teslîm ü rızâyile/ Ser-dâr-ı rüsul oldı sultân-ı ubûdiyyet
İsyân-ı Şühûdî çok ânun gibi mücrim yok/ Kıl ben kuluna yâ Râb ihsân-ı ubûdiyyet.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 60.
[56] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 20.
[57] Şühûdî ibadet ve ahlâkî gelişimi arasındaki bağı şu şiirinde dile getirmiştir:
“Lây-ıkı sadr-ı Makâmât bülend-i evliyâ/ Hâk-i bî-mikdâr olur dervîş-i bî-kibr ü riyâ
Sıdk u teslîm-i rızâdur zillet ü fakr ü fenâ/ Hasb-i hâli evliyâ âlî makâm-ı enbiyâ
Nakd-i cân virmek sehâ-yı âşıkı-ı ser-bâz imiş/ Mâlını bezl eylemek cûd u sehâ-yı agniyâ.” Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 34-35.
[58] Eğri, Şühûdî Dîvân’ı (Levâmiu’l-eşvâk), 66-67.
Fatih ÇINAR
Yazar
17.yüzyılda, Anadolu’da, dildeki başarısı ve gönlünün zenginliği ile dikkat çeken birçok mâneviyât erinden bahsetmek mümkündür.[1] Onlardan biri, üstâdı Abdülehad Nûrî-i Sivâsî (öl. 1061/1651) ve onun...
Yazar: Fatih ÇINAR
Hacı Bayram Velî’nin (833/1430) halîfesi ve Fâtih’in hocası olması, tabipliği, eserleri ve yetiştirdiği talebeleri ile ilim ve irfân tarihimizde derin bir iz bırakan Akşemseddîn (öl. 863/1459), aynı z...
Yazar: Fatih ÇINAR
“Anadolu İrfânı” tabiri Anadolu coğrafyasını yüzyıllardır rengine boyayan mânevî bir neşvenin en kısa ve özlü ifadesidir. Gönül dünyasını şekillendirdiği insanları, Hak ve halk nezdinde saygın bir kon...
Yazar: Fatih ÇINAR
İstanbul’un Beşiktaş ilçesi, Yıldız mahallesi’ni Çırağan Caddesi’ne bağlayan Yahyâ Efendi çıkmazında yer alan Yahyâ Efendi Külliyesi… Mescid-tevhidhâne, medrese, hamam ve çeşme gibi birçok yapıdan mey...
Yazar: Fatih ÇINAR