Alçak Gönüllülük ve Hoşgörü
Olumsuz bir anlama sahip olan alçak kelimesi gönlün sıfatı olduğunda olumlu bir anlam kazanmakta, kibrin zıddı olan tevazuyu ifade etmektedir. Alçak gönüllülük, insanın sahip olduğunu sandığı -bedeni ve ruhu dâhil- her şeyin Allah’tan bir emanet olduğunu bilmesi, kendinde başkalarını ölçme ve değerlendirme yetkisini görmemesi, muhatabına üstünlük taslamaması, Allah’ın eseri olması dolayısıyla muhatap olduğu insanlara saygılı davranmasıdır. Hoşgörü de aynı yaklaşımla, gördüklerini beğenmese bile insanları yargılama yetkisine sahip olmadığı düşüncesiyle olumsuzluklarla fazla meşgul olmamaktır. Hoşgörü, asla, dinimizde mekruh ve haram sayılan söz ve fiilleri anlayışla karşılamak ve meşru görmek değildir. Hoşgörü, olumsuzlukları yapıcı bir yaklaşımla düzeltmek amacıyla duruma göre (muktezây-ı hâl) davranmaktır.
Alçak gönüllülük melekesi, nefsin arzularını kontrol etmek, ona her istediğini vermemek, insanlar arasında psikolojik üstünlük elde etme arzusunu bastırmakla elde edilir. Kur’an-ı Kerim’de İsrâ Suresi 70. ayette Allah “Şüphesiz, biz Âdemoğlu’nu değerli yarattık.” buyurmaktadır. Buna göre genel anlamda insanoğlu yaratılışı itibarıyla zaten değerlidir ve saygıyı hak etmektedir. Bazı insanlar, işledikleri günahlar sebebiyle Allah’ın kendilerine verdiği değeri zayi ederek rezil rüsva duruma düşebilirler. Bu durumda olanları ayıplamak ve dışlamak gerekmez. Günahkâr sandığımız insanın tevbe etmiş olması mümkündür. Peygamberimiz, “Kim bir mü’min kardeşini tevbe ettiği günahından dolayı ayıplarsa o ayıbı işlemeden ölmez.” buyurmuştur. Buna göre hoşgörü, günahkârın tövbe ettiğine hüsnü zan ederek onu ayıplamamaktır, denilebilir.
Kur’an’da “kerim” kelimesi insanlar için kullanıldığında insanın değerli oluşunu ifade etmektedir. Allah’ın değer verdiği bir varlık olan insanı gayr-i ihtiyarî yaptığı bir hatadan dolayı ayıplamak aslında ayıplayan açısından bir kusurdur. Alçak gönüllülükle insanlara yaklaşan, saygı gösteren saygı görür. Bir mecliste insanın hatasını yüzüne vurmak onu rencide eder. Rencide edilen insan ise duyduğu mahcubiyete o anda veya daha sonra farklı tepkiler vererek yeni kırgınlıklara sebebiyet verebilir.
Bir zamanlar şuursuzca yaşayan biri bir rehberin öncülüğünde aydınlanmış, kendisini toparlamış, makbul ve mazbut bir hayat tarzını tercih etmiş olabilir. Bunun tersi de mümkündür. Aynı durum bizim için de geçerlidir. İstikametin doğru olması kadar akıbetin güzel olması da önem arz eder. Alçak gönüllü ve hoşgörülü bir yaklaşımla, iyi durumda olmayan birini kazanmak mümkündür. Belki onun da elinden tutacak bir öncüye ihtiyacı vardır. Ahlaken kötü durumda olan birinin ayıplanması ve dışlanması, onun şeytanın oyuncağı haline gelmesine sebep olabilir.
Peygamberimiz (s.a.v.), “Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah da ahirette onun ayıplarından birini örter.” hadis-i şerifiyle kusurların yayılmaması, başkasına anlatılmaması, hata sahibinin rencide edilmemesi, özetle, hoşgörülü olunması hususuna işaret etmektedir. Ayıpların örtülmesi tavsiyesi ile ayıpların umursanmaması anlaşılmamalıdır. İnsanlara uygun ve yapıcı bir üslupla hatalarının söylenmesi gerekir. Hatalı olduğu söylenmeyen bazı insanlar, hatasını normal bir şey zannedebilir.
Alçak gönüllülüğün zıddı olan kibir, insanın kendisinin başkalarından değerli ve yüksek olduğunu vehmetmesidir. Kibirli insan kendisini üstün göstermeye çalışırken başkalarının gözünde değer kaybettiğinin farkına bile varmaz.
Alçak gönüllülük ve hoşgörü birbirini tamamlayan iki meziyettir. Hoşgörülü olan, kusur aramaz. Onaylamadığı bir söz ve davranışı hayra yorar, benim bilmediğim başka bir durum vardır, belki niyeti öyle değildir, ben yanlış anlamış ve görmüş olabilirim, der. Peygamberimiz (s.a.v.) de sahabede bir hata gördüğünde “Bana ne oluyor ki bazılarınızın şöyle şöyle yaptığını görüyorum.” derdi. Yoksa ben mi yanlış görüyorum, demeye getirerek kibarca ashabını uyarırdı. Bir seferinde Mescid-i Nebevî’de küçük abdestini bozan bir bedeviye sahabe çok kızmıştı. Bunu gören Peygamberimiz, onları sakinleştirmiş; oraya önce temiz su dökülmesini sonra üstünün toprakla kapatılmasını emretmiş, bu işi yapana da hiçbir şey dememişti. Bu kıssa hoşgörüye en güzel örnektir.
İnsanlar arasında masum olan, yani günah işlemekten Allah tarafından korunan tek zümre peygamberlerdir. Peygamberlerin dışında herkesin çeşitli şekillerde ve durumlarda hata yapması hatta günaha girmesi mümkündür. Günümüzde gıybet günahından korunanlar çok nadirdir. İnsan mevcut durumunu beğendiğinde önce şükretmeli sonra geçmişini hatırlamalı, nereden nereye geldiğini düşünmelidir. Sonra da akıbetinin nasıl olacağını düşünmeli, hâsılı, daha çok kendi durumu ile meşgul olmalıdır.
Alçak gönüllü bir fert aile ortamında da sevilir, ona saygı duyulur. Kibir ise insanlarda antipati oluşturur. Hoşgörülü bir aile bireyi de ailede gördüğü her şeyi sorgulayıp yargılamaz fakat terbiye amacıyla yapılan hatalarla da güzel bir şekilde mücadele ederler.
Emine Büşra YÜKSEL
Yazar
Edep ve ahlak, dinimizin özünü teşkil etmektedir. İnsanı süfli bir hayattan, pespaye bir kişilikten kâmil insan seviyesine yükselten nitelik edep ve ahlaktır. Çocuklar, edep ve ahlaka dair temel bilgi...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Cennet; ağacı ve yeşili çok, muhteşem saray, malikâne ve kâşanelerin bulunduğu, bakıldığında insana huzur veren harika manzaraların yer aldığı, tarifi imkânsız leziz yiyecek ve içeceklerin sunulduğu, ...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Ramazan ayı, bereketiyle gelir. Bu ayın kadr ü kıymetini bilen, gündüzünü oruçla, gecesini ibadetle geçiren herkes onun bereketinden istifade eder. Peygamberimiz (s.a.v.), “Ramazan ayının başı rahmet…...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
İnsanın doğumundan ölümüne kadar Allah’ın kendisin takdir ettiği yaşama süresine “ecel” denilir. Ölüm, ecelin tükenmesini müteakip başlayan uhrevî hayatın ilk aşamasıdır. Takvimden her gün bir yaprağı...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL