Aile Yapımız Çatırdıyor
Millî ve mânevî değerlerin her geçen gün zayıfladığı toplumumuzda özellikle yaşlılara karşı büyük bir sorumsuzluk yaşanıyor. Dârülaceze’ye başvuranların sayısı her geçen gün artıyor. Başvuruların daha çok çekirdek ailenin hâkim olduğu batı bölgelerinden yapıldığı belirtiliyor. Bu durumu değerlendiren uzmanlar toplumu ayakta tutan mânevî değerlerin güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Son yıllarda huzurevlerine sadece kimsesizlerin değil, çocukları tarafından açıkta bırakılan insanlar da başvuruyor. Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinden çok başvuru olmuyor. Oralarda toplumsal değerler daha güçlü olduğu için aileler büyüklerine sahip çıkıyor. Araştırmalara göre eşler çalıştığı için aile büyüklerine bakılmıyor.
Bir sosyolog, yapılan bu başvuru yoğunluğunu toplumda yaşanan sosyal değişime bağlıyor. Sosyal değişime örnek olarak da modern çalışma hayatını, çekirdek aile yapısını ve mânevî değerlerin zayıflatılmasını gösteriyor. Bugün aile bireylerinin bir arada yaşamaya teşvik edileceğine, bunun tam tersi yapılmaktadır. Aile içi bağlar kaybolunca insanlar kendilerini ya sokakta buluyor ya da kendilerini bu kurumlara atıyor. Bu tek başına bir eğitim meselesi değildir. Toplum olarak bu konunun üzerinde hassasiyetle durmak gerekir.
Babam Okuduğum Okulu Bilmiyordu!
Gönül dostlarımdan biri, çocukluk anılarını anlatırken ilginç şeyler söyledi. Konumuzla da ilgisi olmasından dolayı bu anıyı sizlerle paylaşmayı istedim. Umarım size de ilginç gelir.
İlkokulda okuduğum yıllardı. Okulun bahçesinde arkadaşlarla top oynuyorduk. Ter içinde kalmıştım. Bir ara başımı kaldırdım ki babam yanımda. Bir an göz göze geldik.
- Oğlum, ne geziyorsun buralarda?
- Arkadaşlarla okulun bahçesinde top oynuyoruz, birazdan eve gideceğim baba der demez, babam enseme bir tokat patlatarak:
- Burası okulum diye beni mi kandıracaksın, dedi.
Öyle ya, beş yıl okuduğum okuluma babam ilk defa geliyordu. O da tesadüfen oradan geçerken beni görmüştü. Okuduğum süre içerisinde yapılan veli toplantılarına annem katılıyordu.
25 yıllık meslek hayatımda gerek veli toplantılarında gerekse özel görüşmelerde babaların katılım oranının çok düşük olduğunu söyleyebilirim. Babalar çalıştıkları için gelemiyor olabilirler, hiç değilse hafta sonları çocuğunuzu karşınıza alıp onunla konuşun, onu dinleyin, elinden tutup gezdirin, ailece pikniğe gidin. Çocuklarının baba sevgisinden mahrum olarak yetişmesin, onlar bu sevgiyi sizden alsın ki, büyüdüklerinde onlar da çocuklarına gereken sevgiyi göstersin.
Eski alışkanlıklarımızı, “Baba sever ama belli etmez...” anlayışını terk edelim. Peygamberimiz’in çocukları çok sevdiğini, onlarla şakalaştığını, selam verdiğini, hediye verdiğini, torunlarını sırtına alıp gezdirdiğini biliyoruz. Gördüğü çocukların başlarını okşadığını, kucağına aldığını dinî kaynaklar yazmaktadır. Bir gün Peygamberimiz torunlarını severken, bunu gören birinin:
“Benim on tane çocuğum var, ama hiçbirine sizin gibi davranmadım, bir gün olsun kucağıma alıp öpmedim.” deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Allah senin kalbinden merhameti aldıysa ben ne yapayım? Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” buyurmuşlar.
Eğitim Sevgi İşidir
Öğretmenin karşısındakini öncelikle insan olarak düşünmesi, onu muhatap alıp ona değer vermesi gerekir. Öğrenciyi, bilmeyen, anlamayan, algılamayan, sevgi ve saygıdan mahrum bir kişi olarak görmemelidir. Öğrenci dışlanmamalı, korkutulmamalı, aksine ondan fikrini açıkça ve korkusuzca söyleyen, düşünce üretebilen bir yapıya sahip olması istenmelidir. Öğrenciyi yapıcı, araştırmacı, üretici bir duruma getirmek için ona rehberlik edilmelidir. Öğrencinin, üzülme, gülme, sorma, sorgulama gibi davranışları olacağı göz ardı edilmemelidir. Kendisi baskı içinde yetişen bir öğretmenin öğrencilerini baskı altında tutması yetiştirilen öğrencilerin ülkenin değişik kademelerine geldiğinde emrindekilere baskı yapacağı muhakkaktır.
Eğitim sevgi işidir. Korkutarak, zorla, baskı ile eğitim yapmanın kalıcı olmayacağı bilinmektedir. Toplumumuzda düşünen, sorgulayan insanların dışlanmasının arka plânında baskıcı eğitim zihniyeti yatmaktadır. Bu durum, insanlarımızı itaat eden, boyun eğen, hakkını arayıp sormayan, sorgulamayan, seçmeyen ve seçilemeyen vatandaş haline getirmektedir. Düşünmesine müsaade edilmeyen insanların kültür ve medeniyet üretebilmeleri, fikir adamı, sanatçı ve deha yetiştirebilmeleri mümkün görülmektedir.
O hâlde ne yapalım? Baskının, zorbalığın, şiddetin ahlâkı ve insanın kişiliğini zedeleyeceğini düşünerek karşımızdakini insan olarak görüp ona insan olarak yaklaşmak zorunluluğu vardır.
İnsanın yaratılmışların en şereflisi olduğunu, ancak onun da hata yapabileceğini, yaramazlıklarının olacağını, ona sevgi ile yaklaşılması gerektiğini, hatalarının sonucunda onları dinleyip dertlerini, sıkıntılarını anlayıp öğrencilerimize ona göre davranmamız gerektiğini bilelim.
Öğretmen, önce kendisini zihinsel yönden değiştirerek işe başlamalıdır. Düşünmekten, bilgi üretip ortaya çıkarmaktan, onu uygulamaktan korkmayan, cesur, ideal sahibi öğrenciler yetiştirelim ki, sanatta, kültürde ve medeniyette en yüksek seviyeye ulaşalım.
Sevgili meslektaşlarım! Sizlere bütün samimiyetimle kalpten seslenmek istiyorum. Uzun yıllar eğitimin içinde olan biri olarak öğrencilerini hep sevmiş, onların gönüllerine seslenmiş, onları geleceğe hazırlamak için birçok fedakârlık yapmış, onların sevgi ve saygılarını kazanmış olduğunu sanan bir öğretmenin görüşlerine kulak vermenizi istiyorum.
Öğrencilerinize kocaman ve sıcak bir kucak açın ve hepsini çağırın. Yüreğinizdeki sevgiyi ne kadar çok verirseniz o kadar çok çoğalır. İçten bir gülümsemenin solmuş yüzlere renkler getireceğini, birazcık bir sevginin ölü ruhlara can vereceğini unutmayın. Öğrencimize vereceğimiz sevgi, bilgi ve ilginin sonucunda onların yaşama sevincinin çoğalacağını aklımızdan çıkarmayalım.
Öğretmen, bal yapmak için çiçek çiçek dolaşan bir arıya benzer. Çiçeklerini mutlu gördükçe sevinir, havalara uçar, etrafına neşe saçar, zevkten dört köşe olur. Çiçeklerini mutsuz görünce de çiçekleri kopartılmış, bir bahçenin ortasında kolu kanadı kırılmış, çaresiz kalmış bir bahçıvana benzer.
Öğretmen, öğrencilerinin yüreklerindeki tertemiz sevgiyi hissetmenin, gözlerindeki sevinç pırıltılarını görmenin mutluluğunu başka nereden alabilir ki?
Öğretmenin yüreği çocuk sevgisi ile bir yaprak gibi titremeye başlarsa, öğrencilerini kendi çocukları gibi görür, onları korur, sever, kucaklayıp bağrına basarsa işte o zaman başarıyı yakalar. Öğretmenin kalbi çocuk sevgisiyle dolup taşmalıdır.
Ali ÖZKANLI
Yazar
Ramazan’ı tamamladık, Ramazan Bayramı’nı geçirdik; iki ay on gün sonra da, dinî bayramlarımızdan ikincisi olan Kurban Bayramı’na erişeceğiz. Genel hâliyle Müslümanların sıkıntı içinde olduğu şu günler...
Yazar: Ali YILMAZ
Nasıl bir gençlik istiyoruz sorusu Müslümanların her zaman gündemimizde olmalı. Gençlik özel ve güzel özelliklerle dolu olacak ki geleceğimiz aydınlık olsun. Gönlü Allah sevgisiyle çarpan, inancının â...
Yazar: Ali ÖZKANLI
Eğitimciler olarak eğitim alanında yapılan en son gelişmelere göre kendimizi sorguluyor ve şu sorulara cevap buluyor muyuz?Eğitimci olarak kendimizi ve yeteneklerimizi tanıyor muyuz?Mesleğimiz yaşam ş...
Yazar: Ali ÖZKANLI
Güzel bir atasözümüz var; “Ne ekersen onu biçersin.” Biz büyüklerimizden gördüklerimizi uygularsak, çocuklarımız da bunları görecek onlar da bayramları bizim gibi kutlayacaklardır. Geleneklerimize sah...
Yazar: Ali ÖZKANLI