Ahmed-i Sûzî’nin Hakîkat Arayıcısına Nasîhatleri
Ahmed Sûzî, 1179/1765’te Sivas’ta dünyaya gelmiştir.[1] Halvetiyye’nin Şemsiye (Sivâsiyye) şubesinin müessisi Şemseddîn-i Sivasî’nin[2] altıncı kuşaktan torunu olan Sûzî’nin çocukluğu ve gençliği tasavvufî bir ortamda geçmiştir.[3] Sûzî Efendi, âlet ilimlerini Hâdimî Merhum’dan (ö. 1176/1762) tasavvuf ilmini ise Abdülmecîd Efendi’den (ö. ?) almıştır.[4] Abdülmecîd Efendi, isim benzerliği nedeni ile 1039/1638’de vefat eden Abdülmecîd-i Sivâsî ile karıştırılmıştır.[5] Sûzî’nin üstadı olan Abdülmecîd Efendi, Müeyyed b. Şemseddîn-i Sivâsî’nin (ö. 1075/1664-65)[6] talebelerinden Abdurrahmân-ı Turhâlî’nin (ö. ?) halîfesi Mustafa Turhâlî’den (ö. ?) tarikat eğitimini almış birisidir.[7]
Seyrüsülûkünden önce 1198/1783’te hac farizasını yerine getiren Sûzî, Dîvân’ında bu yolculuğunu manzum olarak anlatmıştır.[8] Hac dönüşü Sivas’taki Şemsî Dergâhı’nda[9] postnişin olan Sûzî, vefatına kadar bu görevini devam ettirmiştir.[10] Sûzî, bu tekkedeki görevinin annesinin vefatından bir süre sonra başladığını Dîvân’ında bir beyitte dile getirmiştir. Buna göre Sûzî, 1798 veya 1799 yılında posta oturmuş ve yaklaşık otuz yıl bu görevine devam etmiştir.[11]
Ahmed Sûzî’nin babası Şeyh Ömer Sâni Efendi’dir. O da Şemsî Dergâhı’nın şeyhlerindendir.[12] Kaynaklarda Sûzî’nin annesi hakkında bilgiye rastlanılmamıştır. Kaynaklarda, Sûzî’nin Mehmed Behlül (ö. 1256/1840) isimli bir kardeşinin olduğu ve Sûzî’nin vefatından sonra Sivas’taki tekkede bu kardeşinin görev yaptığı nakledilmiştir. Burada verilen bilgiye göre, Sûzî’den sonra kardeşi Mehmed Behlül Efendi, onun vefatından sonra ise oğlu Şeyh Hüseyin Sâni (ö. 1279/1862) Şemsî Dergâhı’nda görev yapmıştır. [13]
Hiç evlenmediği belirtilen Ahmed Sûzî Efendi,[14] 1246/1830 yılında Sivas’ta vefat etmiş,[15] cenaze namazı Sivas Meydan Camii’nde kılınmış ve dedesi Şemseddin Sivasî’nin yanına defnedilmiştir.[16]
Kaynaklarda Ahmed Sûzî’nin eserleri hakkında değişik bilgilere rastlanmaktadır. Bazı kaynaklar onun üç eserinden[17] bahsederken bazıları da bu sayıyı beşe çıkarmıştır.[18] Bu farklı değerlendirmelerle birlikte yapılan son araştırmalar Türkçe Dîvân, Farsça Dîvân, Pendname, Silsile-i Pîrân-ı Meşâyih-i Halvetiyye, Kaside-i Bürde Tercümesi, Abdülvehhâb-ı Gâzî Menâkıbnâmesi, Vasiyetnâme, Süleymânnâme ve Sülûknâme adlarında dokuz eseri olduğu anlaşılmıştır.[19]
Ahmed-i Sûzî’nin Mânevî Yolculuğa Çıkanlara Bazı Nasîhatleri
Ahmed-i Sûzî, bir mürşid-i kâmil olarak mânevî yola talip olan ve bu seyri başarılı bir şekilde tamamlamak isteyenlere yani sâliklere nasîhatlerini, Pendnâme adlı eserinde yolun temel ilkelerini kısa ve öz bir şekilde sıralamıştır. Sûzî, ilk olarak sâlikin tevhîdin özünü arayan kimse olduğunu fark etmesini istemiş ve ona; “Hüdâ’ya eyle gel tevhîd tahkîk/ Resûlidir habîbi eyle tasdik” şeklinde seslenmiştir.[20] Bu mısrada Sûzî, sâlike, kelime-i tevhîdin iki asıl unsuru olan “Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve rasûlüdür.” gerçeği için mücâdele verdiğinin bilincinde olmasını telkin etmiş ve ondan tevhîdin özünü yakalayabilmek için seyrüsülûk yoluna geldiğinin farkında olmasını istemiştir. Hemen akabinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin isimlerini zikrederek geriye kalan sahâbe-i kiramın tamamını ise işaret ederek sâlike, tevhîdin aslına onların izini takip ederek ulaşabileceği mesajını vermiştir.[21] Sâlikin mânevî sahada vuslatı elde edebilmesi için zâhirini temizlemekle işe başlaması gerektiğini belirten Sûzî, farz, vâcib, sünnet ve adap öğrenmesini, beş vakit namaza dikkat etmesini, akâid öğrenerek inancını güçlendirmesini, mahremiyete özen göstermesini ve ahkâm-ı şer’îyeye riayetle zâhirini tertemiz bir hâle getirmesini tavsiye etmiştir.[22] Bu tavsiyelerinin ardından bâtınını temizlemek üzere iç âlemine yönelmesini sâlike telkin eden Sûzî, “Şerî’at ilmini ehlinden öğren/Tarîkat silkine gel sonra yelten” sözleri ile mârifet düşüncesinin işleyişine dair bilgi aktarmıştır.[23] Buna göre sâlik önce şerîatı öğrenmek ve onu hayata tatbik etmekle yükümlüdür ardından da tarîkat yoluna revan olarak iç âlemini temiz kılmaya çalışmalıdır.
Tarîkatta mürşid-i kâmil olmadan ilerlemenin mümkün olmadığını söyleyen Sûzî, sâlikin, mürşid aramak, ona hizmet etmek, onun sözünden çıkmamak gibi görevleri olduğundan bahsetmiştir.[24] Sûzî, mânevî yolculukta rehber olan mürşid-i kâmil ile sâlikin nasıl bir münasebetle bağ kuracağını şu beyitlerde dile getirmiştir:
Ki rehbersiz o dergâha varılmaz/ Delîlsiz bâb-ı Sultân’a girilmez
Ânınçün oldılar muhtâc delile/ Delîlsiz çün erilmez ol Celîl’e
Delîl kim der isen mürşiddir ancak/ Sözi anlar isen hakdır güzel bak
Refîkin mürşid olur bil hakîkî/ Bilürsen er-refîk sümme’t-tarîki
Ânun ‘avniyle ol matluba vâsıl/ Ne istersen murâdın ola hâsıl
Eğer mürşidsiz olsa ‘ilm-i a‘lâ/ Neden muhtâc olurdı Hızr’a Mûsâ
Bu hâli fikr eden münkir ü nâdân/ Tashîh itmezse bir ehlinden îmân.[25]
Sûzî’nin bu pasajda Hakk’ın sırlarına ulaşmak için bir yol göstericiye mutlaka ihtiyaç duyulduğunu vurguladığı ve “Önce refîk sonra tarik.” yani “Önce yol arkadaşı sonra yol.” deyiminin gerçeği dile getiren ve genel kabul gören bir söz olarak zikrettiği anlaşılmaktadır. Bu sözün bir gerçeği ifade ettiğine dayanak olarak Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasına bakılıp oradan ders alınmasını tavsiye eden Sûzî, her yolda mutlaka bir yol göstericinin olmasının zorunluluğunu inkâr eden kimselerin kâmil bir imana ulaşamayacak bahtsızlar olduklarını söylediği görülmektedir. Burada Sûzî’nin düşüncelerini bir yandan Kur’ân-ı Kerîm’e dayandırma diğer yandan da haklılığını ifade bağlamında genel kabul gören deyimlerden istifâde etme yoluna gittiğini belirtmek yerinde olacaktır.
Sûzî’nin sâlike vurgulu bir şekilde mânevî seyrinde dikkat etmesini telkin ettiği en önemli başlık zikirdir. O, sâlikin gafletten kurtulmasına ve nefsine dur demesine yardımcı olacak en etkili başlık olarak mürşidden aldığı zikri yerine getirme görevi olduğunu şu şekilde dile getirmiştir:
Dün ü gün zikr ü fikr ile devâm it/Ne ‘ahd aldınsa ana ihtimâm it
Olup ikrârın üzre şöyle kâim/Ola tâ imânın mahkûm-ı dâim.[26]
Zikirle gafletten uzak duran sâlikin nefs ve şeytanın türlü oyunları ile karşı karşıya geleceğini belirten Sûzî, sâliki nefs ve şeytanın öfke, kibir, hased, kin, insanlarda kusur görmek ve vaktini boş şeylerle harcamak gibi belli başlı oyunlarına karşı uyarmıştır. Sûzî, nefs ve şeytanın gönlü karanlıklara mahkûm eden bu tuzaklarına karşı uyarılarını şu beyitlerde dile getirmiştir:
Hevâ-yı nefs ile şeytân ile olma/Gönül şehrin sakın harâba salma
Gazâb kibr itme dâimâ halîm ol/Bulunduğun mahallerde hadîm ol
Hased kîn ü ‘adâvet bugz hîle/Habâis terkin it hem bunlar ile.[27]
Sûzî’nin bu pasajda nefs ve şeytanın hilelerini dile getirmenin yanında bu hilelerinin mukâbili olan yaratılmışa hizmet etmek ve halîm bir tavırla muâmelede bulunmak gibi bazı güzel hasletlere dikkat çektiği de görülmektedir. Sûzî’nin usulünde daha çok güzelliklere davet metodunu takip ettiğini nasîhat metninde daha belirgin şekilde görmek mümkündür. Bu bağlamda Sûzî, tevazu,[28] yoldaşını kendine tercih etmek,[29] büyüğe hürmet, küçüğe sevgi, daima hüsn-i zan ile hareket etmek,[30] insanların ayıbını örtmek, her işi Hak’tan bilmek, insanlardan ne gelirse gelsin hoş görmek,[31] her şeye ibretle bakmak, sükûtu tercih etmek,[32] az yemek, az konuşmak, uyku konusunda dikkatli olmak,[33] seher vakitlerini ihyâ etmek, zikre devam etmek ve bütün işleri Hakk’a havale etmek (tefviz) gibi başlıklara dair aktarımları dikkat çekicidir.[34]
Netice olarak ifade etmek gerekirse Sûzî, mânevî yolculuğu tecrübe etmiş bir rehber olarak insanın kendini ve Rabb’ini tanıyabilmesi yani mârifet sırrına ulaşabilmesi için kişiye zâhir ve bâtın anlamda yol gösterici birçok ilkeyi hayatına tatbik etmesini tavsiye etmiştir. Dinin hayat ile buluşması anlamına gelen zâhir boyutu bir başka ifadeyle dinin emir ve yasaklarıyla hareket etmeyi temel hareket noktası kabul eden Sûzî, insanın iç âlemini aydınlatma görevini üstlenen tarîkat sistemi ile hakîkat yolunda ikinci büyük adımın atılmış olacağını savunmuştur. O, kötü ahlâktan kurtulup İslâm ahlâkının güzelliklerine kavuşabilmek için nefs, şeytan ve dünya engellerini aşmanın zaruri olduğunu anlatmış ve bu gerçeği ifade için bazı âyet-i kerîmeleri, hadîs-i şerîfleri ve kelâm-ı kibâr sözleri zihinlerde canlı kalacak şekilde okuyucusuna takdim etmiştir.
Sûzî, bir yandan hakîkate ulaşma yolunda asıl engeller olan nefsin ve şeytanın insanda ortaya çıkmasına sebep olacakları kötü hasletlere karşı kişiyi uyarırken diğer yandan da insanın nefis ve şeytan elinden kurtulup ulaşması gereken güzel ahlâk ilkelerine dikkat çekerek meselenin olumsuz ve olumlu yönlerini dile getirme ve çözüm önerileri sunma metotlarını ustaca kullanmıştır. Sûzî’nin bu adımları, onun insan gerçeğini merkeze alarak sorunları tespit etmede, bu sorunlara çözüm önerisi sunmada ve ideal hedeflere yönlendirmedeki başarısını göstermektedir. Günümüz insanı açısından da Sûzî’nin bu evrensel nitelikteki telkinleri son derece önemlidir. Hayatın anlamını bulmak, dengeli bir hayat yaşamak ve hakîkat sırrını müşâhede etmek için Sûzî’nin zihinlere ve gönüllere bir emanet olarak bıraktığı bu tavsiyeleri ilk günkü tazeliğini korumaktadır.
[1] Sûzî’nin doğum tarihini Hocazâde, 1170/1757olarak vermiştir. Hocazâde Ahmed Hilmi, Ziyaret-i Evliyâ (İstanbul: Dâru’l-hilâfeti’l-aliyye,1307), 93. Onun doğum tarihini 1165/1751 olarak da gösterenler olmuştur. Vehbi Cem Aşkun, Sivas Şairleri (Sivas: Kâmil Matbaası, 1948), 64-89; Recep Toparlı, Ahmed Sûzî (Sivas: Revak Yayınları 1991), 33.
[2] Fatih Çınar, Şemseddîn-i Sivâsî ve Tasavvufî Görüşleri (İstanbul: Kitap Dünyası, 2024), 15-501.
[3] İbnülemin Mahmut Kemal İnan, Son Asır Türk Şairleri (İstanbul: MEB Yayınları, 1970), 3/1709.
[4] Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri (İstanbul: Meral Yayınları, 1975), 1/191.
[5] Âlim Yıldız, “Ahmed Sûzî ve Pendnamesi”, Osmanlılar Döneminde Sivas Sempozyum Bildirileri (Sivas: Sivas Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, 2007), 2/353; Cengiz Gündoğdu, Bir Türk Mutasavvıfı: Abdülmecid Sivasî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri (Ankara: KB Yayınları, 2000), 39–397.
[6] Onun vefat tarihini Hocazâde 1070/1659-1660 olarak nakletmiştir. Hocazâde, Ziyaret-i Evliya, 93. Ayrıca bkz., Necdet Yılmaz, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (İstanbul: OSAV, 2001), 196.
[7] Hocazâde, Ziyaret-i Evliya, 93; Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl) (İstanbul: İnsan Yayınları, 2004), 237; Fatih Çınar, “Hüseyin Vassâf Bey’in Sefine-i Evliya Adlı Eserinde İsmi Geçen Sivas’ta İkamet Eden ve Sivaslı Olan Sûfîler”, CÜİFD 12/1, (2008), 394.
[8] Bu arada Sûzî, henüz on dokuz yaşındadır. Sûzî, Divan’ı içerisinde 39 beyitlik bir “Hacnâme” bölümünde bu yolculuğuna değinmiştir. Burada verdiği bilgilere göre Sûzî Medine’de 72 gün kalmıştır, karayolu ile önce Şam’a uğramış daha sonra Sivas’a dönmüştür. Sûzî, Divan (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 2646), 16b; Yıldız, “Ahmed Sûzî ve Pendnamesi”, 353.
[9] Mustafa Özdamar, Dersaâdet Dergâhları (İstanbul: Kırk Kandil, 1994), 97.
[10] Metin Ceylan, “Ahmed Sûzî ve Divanı”, Sosyal Bilimler Dergisi 2/2 (2004), 237.
[11] Yıldız, “Ahmed Sûzî ve Pendnamesi”, 353.
[12] Hocazâde, Ziyaret-i Evliya, 93.
[13] Hocazâde, Ziyaret-i Evliyâ, 94; Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, 238.
[14] M. Fatih Güneren, Sivasî Şiirleri (İstanbul: Seçil Ofset, ts), 19.
[15] Halil İbrahim Şener - Âlim Yıldız, Türk-İslam Edebiyatı (İstanbul: Rağbet Yayınları, 2003), 311. Vefatına şu beyitlerle tarih düşülmüştür: “Pişvâ-yı ehl-i halvet rehnümâ-yı sâlikân/ Şems-i sânî Ahmet Sûzî azîz-i kambîn
Aşk-ı hakla zâhir ü bâtın idüp tekmîl-i zât/ İrciî emriyle şimdi kurba oldı vâsılîn
Şâd ola rûh-ı revânı mûnis-i nûr-ı Hudâ/ Himmeti sâliklerine ola memdûd u karîn
Târihîn menkûtla üçler çıkıp etdi nidâ/ Tekye-i dâru’s-selâma Sûzî oldı post-nişîn: 1246/1830.” İsmail Hakkı - Rıdvan Nafiz, Sivas Şehri, haz. Recep Toparlı (Sivas: Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Yayınları, 1997), 167.
[16] Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, haz: Mehmet Akkuş - Ali Yılmaz (İstanbul: Kitabevi, 2006), 3/509.
[17] Hakkı - Nafiz, Sivas Şehri, 167; Vassâf, Sefine, 3/509.
[18] Yıldız, “Ahmed Sûzî ve Pendnamesi”, s.354.
[19] Fatih Çınar, “Ahmed Sûzî ve “Sülûknâme” İsimli Eseri”, İslam Araştırmaları 3/1 (Mayıs 2010), 207; Âlim Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri (Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, 2011), 14; Emine Yıldız, Sivaslı Sufi Şair Ahmed Suzi ve Tasavvufi Görüşleri (Sivas: Sivas cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019), 26-31.
[20] Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 38.
[21] Sûzî, şunları söylemiştir: “Ebû Bekr ü ‘Ömer ‘Osman u Haydar/ Habîbin dostlarıdır yâr-ı ahyâr
Dahî Ashâb u âl ü cümle izhâr/ Salât ile selâm anlara her bâr.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 38.
[22] Sûzî, bu tavsiyelerini şu şekilde dile getirmiştir:
“Ferâiz vâcibât sünnet ü âdâb/ Ta’allüm eyle bunlardan birer bâb
Dahî ahkâm-ı şer’î şart-ı îmân/ Bular ile güzelce eyle iz’ân
Salât-ı hamsi vaktiyle edâ it/ Habîbin sünnetine iktidâ it
Mehârimle mekârih hem menâhî/ Buları terk ile az it günâhı
‘Akâid farzını öğren birazca/ ki dinin berk ola vakti gelince
Bununla zâhirin olur münevver/ Velâkin bâtının olmaz mutahhar.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 39.
[23] Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 39.
[24] Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 39.
[25] Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 44.
[26] Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 39.
[27] Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 40.
[28] “Tevâzu eyle her kimi görürsen/ telattuf eyle dostlara erersen
Kamudan kendini ednâ hem ahker/ Bilüp nefsini mücrim dahî kemter.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 40.
[29] “Tarîk kardaşlarına eyle hürmet/ Ki akdemdir nesebden bu uhuvvet
Neseb kardaşı kardaşdır babadan/ Bu kardaşdır sana özge babadan.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 40.
[30] “Büyüklerden hayâ ile hazer it/ Küçüklere riâyetle güzer it
Dahî Mevlâ kulına cümleten var/ Nazar it hüsn-i zannıyla ne kim var.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 41.
[31] “’Uyûb-ı nâsı görünce setir it/ Arayup nefsini bir kerre fikr it
Ne derlerse sana mahlûka bakma/ Kusûrumdur deyüp kendini yakma
Ne iş olsa kamûsın bil Hüdâ’dan/ Gazab kahr u kerem lütf u ‘atâdan
Yıkan yapan eden kılan muhakkak/ Kamû Hak’dır kulun fi‘li muallak.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 41.
[32] “Basîretle hemân ‘ibret ala gör/ Bu sûretden geçüp ma‘nâ tuya gör
Sükût it cümleden kendin bil alçak/ Bilürim deyû çok söyleme ahmak
Ki çok bilen yanılur çok çok elbet/ Sükût eden bulur ‘izzet ü şöhret.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 41.
[33] “Gel it uyku yemek içmekde kıllet/ Sülûk ehline budur de’b-i sünnet
Gurûbdan sonra itme ekl ü şürbi/ Eğer ister isen Mevlâ’ya kurbı
Gönül âyinesin bunlar pas eder/ Dahî nefs ile şeytânı süs eder.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 42.
[34] “Seherde kalka gör uyuma znihâr/ El açup ‘aşk ile dergâha yalvar
Seherde sâlikin derdine dermân/ Seherde bulunur hastaya Lokmân
…
Umûrunu Hakk’a tefviz eyle cümle/ Gelür taksîm olan elbette ele.” Yıldız, Ahmet Sûzî, Hayatı ve Şiirleri, 42-43.
Fatih ÇINAR
Yazar
İslâm tarihindeki üç meşhur şemsten biri kabul edilen Şemseddîn-i Sivâsî (k.s), Zile’de dünyaya gelmiş, Tokat ve İstanbul’daki eğitim süreçlerinin ardından Sahn-ı Semân Medreseleri’nden birinde müderr...
Yazar: Fatih ÇINAR
1. Gönlümüzü kayd eylememek şânına düşmezEy şânı yüce zülf-i perîşânına düşmez2. İsterler atâ cümlesi bâb-ı keremindenHer dest-i taleb dâmen-i ihsânına düşmez3. Rahm et men üftâde-i sahrâ-yı cünûnaHer...
Yazar: Es-Seyyid Osman Hulusi Ateş Efendi
Karadenizli Olan Ve Karadeniz’de Faaliyet Yürüten Şemsiyye (Sivâsiyye) Meşâyihi Anadolu’da etkin olan önemli tarîkatlardan biri Halvetiyye’dir.[1] Dört ana şubesi ve birçok alt kolu ile Halvetiyye Tar...
Yazar: Fatih ÇINAR
Halvetiyye Tarîkatı şube ve kollarının çokluğu nedeniyle “Tarîkat Fabrikası” veya “Tarîkat Kuluçkası” şeklinde anılan, ilmî, siyâsî, kültürel ve vicdânî yönden tarihte derin izler bırakan etkin bir y...
Yazar: Fatih ÇINAR