ADALET DEYİNCE HZ. ÖMER
Sevgili çocuklar; İslâm tarihinde ikinci halife olan Hz. Ömer, adaletiyle tanınan bir şahsiyettir. Onun yaşlı ve fakir bir kadına gece yarısı un ve yağ götürmesi yüzyıllar boyunca dilden dile aktarılmış; anlatılmış ve yazılmıştır. Kısa bir şekilde özetleyerek yazayım: Hz. Muhammed (s.a.v.)’in amcası Hz. Abbas bir gece Halife Ömer’i ziyaret etmek için dışarıya çıkmış. Yolda Hz. Ömer ile karşılaşmış. Birlikte mahalleyi dolaşmaya başlamışlar. Her kapıyı kontrol etmişler. Bir de bakmışlar ki evler bitmiş ve Medine’nin dışına gelmişler. Geri dönmek üzerelerken uzakta bir çadır görüp merakla yaklaşmışlar. Yaşlı bir kadın ocağın başına oturmuş, ocaktaki çömleği karıştırıp duruyormuş. Çadırdaki çocuklar, “Acıktık, acıktık!” diye ağlıyorlarmış. Kadın ise “Durun yavrularım, şimdi pişecek.” diyormuş. Çocuklar yeniden ağlamağa başlayınca Hz. Ömer selam verip sormuş: - Ey teyze, bu yavrular niçin ağlıyor? - İki günden beri karınları aç. - O halde neden yemek koymuyorsun önlerine? - Yemek mi! Çömleğin içinde yemek mi var sandın! Sadece çakıl taşları ve su var. Kaynayan onlar. Belki susarlar diye çocukları böyle avutuyorum. Başka çarem yok. Çocukları kandırdığım için beni ayıplamayın. - Peki, senin kocan, oğlun, kardeşin ya da akraban yok mu? - Hepsi öldü... Kimsem yok. - Bu küçükler çocukların mı? - Torunlarım. - Niçin Halife’ye gidip derdini anlatmıyorsun? - Halife’ye öyle mi? Allah kahretsin onu, yerlerde süründürsün! En kısa zamanda bu dünyada belâsını bulsun! - Ömer ne yaptı sana teyze? Niçin böyle beddua ediyorsun? - Ben yetim yavrularımı böylesine avuturken Halife’nin yatıp uyuması doğru mu? O bizim başımız, biz ona Allah’ın emanetiyiz. Gelip halimizi sorsa kötü mü olur? - Haklısın, yalnız, zavallının işi pek çok, belki gelmeye zaman bulamamıştır. Sen gidip söylemezsen senin halini nerden bilsin? - Bilmeyecekti de niçin başımıza halife olmuş? Böyle bir mazereti kim kabul eder? Lafa bak! Zavallının işi çokmuş! - Haklısın teyze, çocukları biraz daha oyala. Ben hemen gidip geleceğim. Halife önde, Hz. Abbas arkada, perişan halde, hızlı adımlarla gıda maddelerinin bulunduğu depoya gelmişler. Halife Ömer demiş ki: - Şu un çuvalını gördün mü? Onu benim sırtıma yükle. Sen de şu yağ testisini al. Çuval Halife’nin sırtında, geldikleri yoldan geri dönerlerken Hz Abbas demiş ki: - Çuvalı biraz da ben götüreyim. Hz. Ömer kabul etmemiş ve şunları söylemiş: - Yorulmayı bırak, ölsem bile bana yardım etme sakın! Bu işin sorumluluğu bana ait. Kadın demin neler söyledi duymadın mı Abbas? Yarın Allah’ın huzurunda hesap verirken kimse Ömer’in zararlarına ortak olmaz. Madem halifelik görevini yüklendim, bütün bunlardan ben sorumluyum. Dicle Irmağı’nın kenarında bir kurt bir koyuna saldırsa, Allah onun hesabını Ömer’den sorar. Unu ve yağı yaşlı kadına vermişler ve demişler ki: - Yarın Halife’nin çalıştığı daireye gel, sana yardım etmeğe çalışalım. Kadın çok memnun olmuş, öfkeli hâlinden eser kalmamış. Öğleden sonra yaşlı kadın Halife’nin dairesine gitmiş. Ömer kadına yakın ilgi göstermiş: - Teyze galiba gece uykusuz kaldın. Bundan böyle her ay senin ihtiyaçlarını karşılayacağız. Sıkıntı çekmeyeceksin. Şimdi beni affettin mi? demiş. Kadın, Ömer’i Halife’nin yerinde görünce, gece çadıra gelen kişinin Halife olduğunu anlamış; ne diyeceğini bilememiş. “Adaletini her zaman böyle devam ettir.” demiş. Başı önde, sessizce oradan uzaklaşmış.
Sırrı ER
YazarSevgili çocuklar;Ülkemizde her yıl olduğu gibi eylül ayı gelince kocaman yaz tatili sona erdi. Eğer eylül ayının dili olsaydı neler söylerdi çocuklara? Bir düşünün bakalım. Benim ilk anda aklıma gelen...
Yazar: Sırrı ER
Çukurova bayramlığın giyerken,Çıplaklığın üzerinden soyarken,Şubat ayı kış yelini kovarken,Cennet dense sana yakışır dağlar.KaracaoğlanSevgili çocuklar;Kış mevsimi, gitmemek için ne kadar direnirse di...
Yazar: Sırrı ER
Sevgili çocuklar; Eskiden bir zamanlar tarihî olaylarla ilgilenmek zenginler arasında moda hâline gelmiş. Bu yüzden bazı zenginler, köşklerinin duvarlarına, tarihteki önemli olayları tasvir eden ...
Yazar: Sırrı ER
Şam şehri yakınlarında üç yıl süren bir kuraklık olmuş. O yıllarda, başta buğday olmak üzere, hiçbir ürün yetişmemiş. Açlık ve gıdasızlıktsan ölenlerin sayısı her geçen gün artınca, çölde yaşayan aile...
Yazar: Sırrı ER