Abdülhamid’in Şehzâdeliğinin Geçtiği Yer: Maslak Kasrı
1861 yılında 19 yaşında iken babası Sultan Abdülmecid’in vefatıyla, hem annesiz hem de babasız büyümek durumunda kalan Şehzâde Abdülhamid’e amcası Sultan Abdülaziz çok büyük değer vermiştir. 1867 yılında gerçekleştirdiği Avrupa seyahatinde Şehzâde Abdülhamid ve Şehzâde Murad’ı yanında götüren Sultan Abdülaziz, istikbâlde devleti yönetecek şehzâdelerin dünyanın farklı coğrafyalarını ve devlet adamlarını görerek ufuklarının genişlemesini sağlamıştır.
Günümüzde Sultan II. Abdülhamid ile özdeşleşmiş yapılardan biri olan Maslak Kasırlarının bulunduğu çevrede ilk yapılaşma Sultan II. Mahmut Dönemi’nde başlamış, Sultan Abdülaziz döneminde devam etmiştir. Sultan II. Abdülhamid döneminde ise günümüzdeki hâlini almıştır. 170 dönümlük yeşil bir doku içinde bölgeye hâkim bir konumda yer alan yapılara ve bunların çevresine “Maslak” isminin verilmesinin sebebi, bölgede varlığı bilinen su dağıtım merkezlerinin olmasıdır. 19. yüzyıla kadar av bölgesi olarak bilinen bölge, ismini kasrın yakınında bulunan su dağıtım yeri anlamına gelen Maslak’tan almaktadır. Fâtih ormanlarındaki bentlerde toplanan su, açık ve kapalı kanallarla en yüksek tepeye taşınıyor. Buradaki maslaklardan, semte su dağıtılıyordu. Günümüzde o bölgede birisi kapalı olmak üzere, iki maslak varlığını korumaktadır.
Mîmarî açıdan farklı özelliklere sahip yapılar topluluğu; harem işlevinde olan Kasr-ı Hümâyûn, kabul mekânı olan Mâbeyn-i Hümâyûn, atlı talimlerin izlendiği Seyir Köşkü, havuz, ağalar dairesi, hamam, limonluk, limonluk külhanı, kuşçu ve bahçıvan odası, su deposu, bekçi odası, telgraf odası, tavla ve matbahtan oluşmaktadır. Kasırların 1868 tarihinde Şehzâde Abdülhamid’in ikametine tahsis edilmesi, bölgeye ve yapılara farklı bir anlam kazandırmıştır. Maslak Kasırları bu dönemde onun tercihleri doğrultusunda şekillenmiş; bunda, İstanbul’da yaşayan Rum asıllı mimar Vasilaki’nin önemli etkisi olmuştur. Sultan II. Abdülhamid Han’ın şehzâde ve veliaht statüsünde yaklaşık sekiz sene kullandığı Maslak Kasırları yapılar topluluğu, bir şehzâdenin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek şekilde tasarlanmış, âdeta küçük bir saray olarak yapılandırılmıştır. Burası; şehzâde Abdülhamid’in marangozluk, ticaret, bağcılık ve hayvancılık yaparak çiftlik hayatı yaşadığı ve 1876 yılına kadar daimî olarak ikamet ettiği ilk şehzâde yapısı olmuştur. Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı noktayı görebilen konumda bulunan Maslak Kasırlarını Sultan II. Abdülhamid Han’ın bizzat kendisi şöyle anlatır: “Tarabya üzerinde Maslak Kasırları var. Oraya lodos nadir gelir, orada hep poyraz olur, orası boğazın Karadeniz’e açıldığı noktayı tamamıyla görür, pek güzeldir.”
Kasr-ı Hümayun
Harem dairesinin birinci katta olan kısmı taştan, üst katlar ise ahşaptan yapılmıştır. Merdivenler çift çıkışlı ve simetriktir. Merdivenin tamamen ahşap olmasını tercih eden II. Abdülhamid Han’ın; yapılarda, insana daha sıcak gelen ahşap malzemeyi tercih ettiğini görmekteyiz. İçeri girildiğinde orta sofanın sağında ve solunda şehzâde tarafından kullanılan odalar bulunuyor. Odaların tavanları, fonksiyonuna uygun olarak süslenmiş. Meselâ, çalışma odası olarak kullanılan odaların tavanlarında saat, kitap, okka, mürekkep şişesi resmedilirken yemek odalarında tabaklar içinde meyveler resmedilmiştir.
Girişte sağ tarafta bulunan bu son odalar, Şehzâde Abdülhamid Efendi tarafından yatak odası olarak kullanılmış odanın bölünmesiyle oluşturulmuştur. Haluk Şehsuvaroğlu’nun “Tarihî Odalar” isimli kitabına göre II. Abdülhamid Han, yatak odasına açılan iki kapıdan birini körleştirmiş. Bunun yerine, kendi eliyle yapmış olduğu aynalı bir dolap kapağı görünümlü mobilyayı kapı gibi kullanarak yattığı yere geçermiş. Bunun sebebi, yatak odasının mahremiyetini korumaktır.
Maslak Kasrı’ndan Devlet Yönetimine
Sultan V. Murad’ın sıhhatinden ümit kesilmiş, bunun üzerine Mithat ve Sadrazam Mütercim Rüştü Paşalar Maslak Kasırlarına gelerek veliaht Abdülhamid Efendi’yi ziyaret etmişti. Ülkenin idaresi, Meşrutiyet ve Kanûnî Esâsî’nin ilânı ile ilgili konuların ilk kez resmî sıfatlarla dillendirildiği görüşme, bu salonda gerçekleşmişti. Bu ziyaret, birçok kaynakta şu şekilde yer alır: “Paşalar bu büyük salona çıktıkları vakit, veliaht Abdülhamid sol tarafta, ortaya doğru duvar kenarındaki bir koltuğun önünde ayakta duruyordu. Ziyaretlerinden büyük bir memnuniyet duyduğu paşaları görünce bir iki adım ilerledi. Evvela Rüştü Paşa, sonra da Mithat Paşa kendini yerden temennalarla selâmladılar.
Sultan Abdülhamid Han seneler sonra bu görüşmeyi şöyle anlatır:
“Mithat Paşa ve Mütercim Rüştü Paşa, biraderimin hastalığı üzerine bana geldiler. Onlarla ilk defa orada mülâki oldum. Orada bana, ‘Şekl-i hükûmetten meşrutiyeti mi, yoksa istibdadı mı tercih edersin?’ diye sordular. Ben de cevaben, ‘Avusturya İmparatoru Macaristan’a gider, Macar şapkasını giyer, Macar olur; Avusturya’ya gelir, oralı olur. Bir gemi kaptanı gemiye kumanda ettiği zaman nasıl ki, icap eden hâle göre kumanda ederse ben de kumandan mevkiine gelince selâmet-i memleket hangi sûret-i idarede olduğuna kanâat gelirse ve hayırlı görülürse onu ihtiyar ederim.’ dedim. ‘İlâveten şunu da söyleyeyim ki, benim şimdiki kanaatim, şekl-i meşrû olan meşrutiyettir. Çünkü istibdad idaresinde iyi kötü her şey hükümdara atfedilir. Vükelâ, hiç mesûliyet kabul etmez. Bu, sizin belki daha çok işinize gelebilir.’ dedim, onlar da güldüler.” Müteakiben tahta çıkan II. Abdülhamid Han I. Meşrutiyeti 1876’nın 23 Aralığında ilân ederek Kanûnî Esâsî’yi uygulamaya koymuştur.
Yemek Odası
Yemek dışında çalışma ve dinlenme amacıyla da kullanılmıştır. Çünkü Osmanlı sarayındaki odalar Avrupa saraylarında olduğu gibi tek bir kullanım amacıyla değil, genellikle farklı kullanımlar için de hazırlanırdı. Tavandaki panolarda odanın kullanım maksadına uygun olarak değişik meyveler resmedilmiştir. Odada bulunan renkli mermerden şömine orijinal. Dekoratif amaçlı köşelere yerleştirilmiş vazolar, Yıldız Porselen imalatı olup üzerindeki bezemeler Türk sanatçı Halit Naci tarafından yapılmıştır. Ceviz renkli ağaçtan oyma sedef işlemeli sandalyelerin tasarımının ve bir örneğinin Şehzâde Abdülhamid Efendi tarafından yapıldığı bilinmektedir. Sandalyenin üzerindeki Abdülhamid yazısı, sanatçı kişiliğine güven duyduğu Ebu Ziya Tevfik tarafından tasarlanmıştır.
Çalışma Odası
Dönemin belgelerinde bu oda mütalâa odası yani okuma, çalışma, değerlendirme odası olarak geçer. Tavanda yer alan yeşil bir örtü üzerinde şişe, kitap, küre, yazı takımı ve kalem çizimleri odanın çalışma odası olduğuna işaret ediyor. Bu odadaki en özel objelerden biri de duvarda yer alan ve Sultan II. Abdülhamid Han’a ait olan tuğradır. Tuğra, krem renkli ipek kumaş üzerine sarı renkli telle çiçek motifleri işlemelidir.
Mâbeyn-i Hümâyun Dairesi’nin en özel yeri; altın varak süslemeli, camlı ahşap kapılarla limonluğa açılan büyük salondur. Salonla bütünleştirilen sera; insana, kendini doğa ile iç içe hissettirildiği özel bir çalışma alanı oluşturmuştur. Seranın içinde ise fıskiyeli havuzlar, köprü, yapay mağara, seyir köşkü, yürüyüş yolları, limon ağaçları, kamelya ağaçları gibi nadir türde bitkilerin yer aldığı huzurlu bir bahçe tasarımı yapılmıştır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın tercihleri doğrultusunda hazırlanan bu ilginç çalışma alanının benzeri, daha sonra Yıldız Sarayı’nda da oluşturulmuştur.
Çadır Köşkü
Bu köşk; ormana egemen bir noktada, Kasr-ı Hümâyûn’un kuzeybatısında yer alır. Altta ocaklı bir mekân ile üstte tek odadan oluşan, sekizgen planlı bir yapıdır. Üstteki odaya çift kollu, mermer basamaklı ve demir korkuluklu merdivenle çıkılır. Köşkün etrafı balkonla çevrilidir. Balkonun korkulukları, çatı saçakları ve direkleri, ahşap süslemeciliğinin en güzel örneklerini sergiler.
Resul KESENCELİ
Yazar
BeyitGönül nefsine hâkim oluben eyle zafer peydâZiyâsı kalbi rûşen kılmağa et bir kamer peydâ(Ey gönül sen nefsine hâkim olursan, onun dediğini yapmazsan, nefsine boyun eğmezsen zafere ulaşırsın, baş...
Yazar: Resul KESENCELİ
Prof. Dr. Süleyman Doğan ve Prof. Dr. Cihan Okuyucu tarafından kaleme alınan iki ciltlik "Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi: Darende’ye Adanmış Bir Ömür" eseri, 20. yüzyılın önemli tasavvuf, edebiyat ve h...
Yazar: Yusuf HALICI
Atomun parçalanabildiğinin ispatlanması ve bunun büyük bir enerjiye dönüştürülmesi, bilindiği üzere Batı dünyasında gerçekleşti. Bunun şer güçler tarafından keşfedilmesi ve kullanılmasının, insanlık a...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Dünya Savaşı sırasında Medine'nin boşaltılmasına karar verilince, Mukaddes Emânetlerin Topkapı Sarayı'na gönderilmesi uygun görüldü. Zira zâyî olma tehlikesi mevcuttu. Hicaz Kuvve-i Seferiye Kumandanı...
Yazar: Resul KESENCELİ