Törenlerle Topkapı Sarayı
"Devlet-i ebed müddet" olarak vasıflandırılan Osmanlı Devleti'nin yönetim merkezlerinin başında hiç şüphesiz Topkapı Sarayı gelmektedir. Tarihî Yarımada üzerinde inşâ edilen bu devasa saray, yüzyıllarca (380 yıl) dünyaya hükmetmiştir. Gelmiş geçmiş birçok padişahın evi ve ofisi olan bu yapılar topluluğu tabir câizse Osmanlı'nın kalbi mesâbesindeydi. 400 yıl boyunca kullanılan bu muhteşem saray nice tarihî karara tanıklık etmiştir. Burası zamanın durduğu, tarihin konuştuğu müstesna yerdir.
Muhteşem bir yer olan Topkapı Sarayı, Bâb-ı Hümâyûn, Bâbü’s-Selâm ve Bâbü’s-Saâde adı verilen üç ana kapı ile dört avlu, Harem ve Hasbahçelerden oluşmaktadır. Sarayın etrafı, Sûr-ı Sultanî denilen bin dört yüz metrelik uzunluğunda yüksek bir duvarla çevrilmiştir.
Bizanslılar zamanında Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde yıkıntı hâlindeki Akropolis Tapınağı ile Ayasofya Kilisesi’nin papazlarına ait evler vardı. Gülhane Parkı’nda ise kışla ve cephane ambarları bulunmaktaydı. Sarayburnu’nda Hagia Barbara Kapısı ve Gotların sütunu vardı. İşte Topkapı Sarayı bu binaların bulunduğu alanda inşâ edildi.
İstanbul'un Fâtih'i II. Mehmed, 13 yılda tamamlanan bu saraya Saray-ı Cedit (Yeni Saray) ismini vermiştir. İnşaat tamamlanır tamamlanmaz Bayezid’deki Eski Saray’dan buraya taşınılmıştır. Söz konusu saray "Saray-ı Âmire", "Südde-i Saâdet" ve "Der-i Devlet" gibi isimlerle de anılmaktadır. Buraya Topkapı Sarayı adının verilmesi XIX. asırda gerçekleşmiştir.
Osmanlı'nın idare merkezi olan Topkapı Sarayı, İstanbul’da Haliç, Boğaziçi ve Marmara’ya hâkim olan Sarayburnu’nda yer alan binalardan meydana gelmektedir. 1465-1478 yılları arasında Fâtih Sultan Mehmed tarafından inşâ ettirilmiştir. XIX. yüzyılın ortalarına kadar gelişerek bugünkü şeklini almıştır. Hânedan üyeleri, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülmecid’in Batı mimarisi tarzında inşâ ettirdiği Dolmabahçe Sarayı’na taşınmış, fakat Topkapı Sarayı kıymetini hiçbir zaman yitirmemiştir. Saltanatın son yıllarına kadar cülûs ve cenaze törenleri burada yapılmıştır. Yine Ramazan ayının on beşinci günü gerçekleştirilen Hırka-i Saâdet ziyaretleri için padişahlar Topkapı Sarayı’na gelmişlerdir.
Dünyanın Paha Biçilemeyen En Kıymetli Eşyaları: Kutsal Emânetler
700 dönüm arazi üzerinde kurulmuş olan Topkapı Sarayı'nın en önemli ve ilgi çekici kısmı Mukaddes Emânetlerin bulunduğu (sergilendiği) bölümdür. Burada dünyanın en kıymetli eşyaları bulunmaktadır. 1517 yılındaki Mısır Seferi’nin ardından İstanbul’a getirilen kutsal emânetler, 508 yıldır Topkapı Sarayı’nda büyük bir ihtimamla korunuyor. Emânetler arasında, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’e ait Hırka-i Saâdet (Destimal), Peygamber Efendimiz'in mektupları, kılıcı, Uhud Savaşı’nda kırılan dişi, sakal-ı şerif ve ayak izi bulunuyor. Bunun yanında Kâbe kilitleri, Hz. Davud'un kılıcı, Hz. Musa'nın asası, Hz. Yahya'nın kolu ve kafatası parçası, Hz. İbrahim'in taş tenceresi, El yazması Kur'ân-ı Kerim, Hz. Fatıma'nın kaftanı, dört halifeye, Halid Bin Velid gibi sahabelere ait kılıçlar, tarîkat başlıkları bulunmaktadır.
Kutsal Emânetler Dairesi'ndeki eşyaların mânevî kıymetinden dolayı Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han döneminde Topkapı Sarayı’nda başlatılan Kur’ân-ı Kerim okunma geleneği tam beş asırdır sürüyor. Mukaddes Emânetler Dairesi’nde her gün bir hatim tamamlanıyor. 28 hafız tarafından dönüşümlü olarak okunan Kur’ân-ı Kerim, asırlardır süren mânevî bir nöbetin sembolü olarak günün her saatinde saraya âdetâ hayat veriyor.
Topkapı Sarayı Birçok Törene ve Etkinliğe Sahne Olmuştur
Devletlerin sosyo-kültürel hayatlarında törenler olmazsa olmaz kabilindendir. Teşkilâtlanmada çok ileri düzeyde olan Osmanlı Devleti de törenlerin çokluğu açısından dikkat çeken bir devlettir. Çünkü bu törenler devletin daha organize hareket etmesini beraberinde getirmiştir. Hiçbir şey rastlantıların insaf(sılığ)ına bırakılmamıştır.
Osmanlı padişahlarının daimi ikametgâhı olan Topkapı Sarayı birçok törene ve etkinliğe sahne olmuştur. Bunlardan biri de padişahların çocukları için düzenlenen sünnet düğünleridir. Sarayda gerçekleştirilen bu törenler çok şatafatlı olurdu. Düğünden üç dört ay önce bütün eyaletlere ve komşu ülkelere haber gönderilir ve düğün hazırlıklarına başlanırdı. Sünnet düğünleri günlerce (15 gün, hatta bir ay bile) sürebilirdi. Sultan III. Murad’ın oğlu şehzade Mehmed’in 1582 yılında yapılan sünnet düğünü 52 gün, Sultan III. Ahmed’in şehzadelerinin 1720 yılında yapılan sünnet düğünü ise 15 gün devam etmişti. Padişahların çocuklarıyla birlikte fakir ve kimsesiz çocuklar da sünnet ettirilirdi. Bu şenliklerde İstanbul’da At Meydanı, Haliç, Okmeydanı gibi yerlerde çadırlar kurulurdu.
Bizde sünnet, erkekliğe girişin en önemli alâmet-i fârikalarından biridir. Yüce İslâm dininin de bir gereğidir sünnet. Hele de sünnet edilecek kişi bir padişahın çocuğuysa bunun anlam ve önemi tarif edilemez. Osmanlı zamanında sünnet düğününden önce çocuklara sünnet kıyafetleri giydirilip isteğe göre çocuklar araba, at veya faytonlarla gezintiye çıkarılırlardı. Bu gezintiler sırasında çocuklar Eyüp’e götürülür, Eyüp Sultan Hazretleri'nin türbesinde dualar edilirdi. Akraba, eş, dost ziyaretleri yapılarak büyüklerin eli öpülürdü.
Topkapı Sarayı’nda Bayramlaşma Törenleri Önemli ve Kadim Bir Gelenekti
Osmanlılarda bizzat kutlanan ve kayıtlarda adı geçen üç önemli bayram vardır. Bunlar Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı ve Nevruz Bayramı'dır. Nevruz isim olarak geçer, daha çok hediyeleşmek için bir vesîle kabul edilirdi. Osmanlı'nın teşrifat (protokol) kayıtlarında geçen Nevruz Bayramı'nda büyük bir devlet töreni yapılmazdı. Bu bayramda takvim hazırlanır, nevruziyeler verilir. Özellikle Ramazan ve Kurban Bayramları (ekseriyetle de Kurban Bayramı) çok görkemli bir şekilde kutlanırdı. Resmî devlet törenleri içine girerdi.
Topkapı Sarayı'nda Recep, Şaban ve Ramazan ayları ihyâ edilirdi. Surre-i Hümâyûn yola çıkardı. Kandiller olurdu. Hırka-i Saâdet ziyaret edilirdi, baklava ikramları olurdu. Ramazan Bayramı merasimleri bu ayın 26'sında başlardı. Ramazan'ın 26'sında sadrazamlar şeyhülislâma bir iftar ziyaretine giderler, bayramını kutlarlardı. Bu hem bir iftar davetidir hem de bir çeşit bayram tebrikidir. Bunlar saray merasimleri değil devlet törenleriydi. 27'sinde de şeyhülislâm kendisini ziyaret eden sadrazamlara iade-i ziyarette bulunurdu. Daha sonra da devlet adamları arasında ziyaretler ve bayram tebrikleşmeleri gerçekleşirdi.
Osmanlı'nın yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı’nda, bayramlaşma törenleri Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir geleneğiydi. Bu törenler "Hünkâr Sofası" adı verilen salonda gerçekleştirilirdi. Hünkâr Sofası, sarayın en büyük ve en ihtişamlı salonlarından biridir. Bayramlaşma töreni, genellikle Ramazan ve Kurban Bayramlarında yapılırdı. Törende, Osmanlı padişahı tahtında otururdu. Devlet erkânı, vezirler, şeyhülislâm ve diğer yüksek rütbeli görevliler padişahın huzuruna gelir, sırayla ellerini öper ve bayramlarını tebrik ederdi. Bu tören, devletin düzenini ve padişahın otoritesini simgeleyen önemli bir ritüeldi. Aynı zamanda, saraydaki hiyerarşiyi ve protokol düzenini de ortaya koyardı. Bayramlaşma sonrası padişah, törene katılanlara hediyeler dağıtabilir veya ikramlar sunabilirdi. Bu anlar, Osmanlı ihtişamının ve büyüklüğünün bir göstergesi olarak kayıtlara geçmiştir.
Topkapı Sarayı'nda Cülûs Merasimleri
Osmanlı Devleti'nde padişahın tahta çıkış törenlerine cülûs merasimi (töreni) denilirdi. Osmanlı’da cülus töreni Topkapı Sarayı Babü’s-Saâde önünde yapılan en önemli ve en ihtişamlı törendi. Biat ve cülûs törenlerinin ne zaman, nerede ve nasıl yapılacağı belli kurallara bağlanmıştı. Bu tören, şayet önceki padişah hayatını kaybetmişse, önceki padişahın cenaze merasiminden önce gerçekleştirilirdi. Çünkü geç kalınırsa devlet yönetiminde otorite boşluğundan kaynaklanan aksamalar oluşabilirdi. Tahta çıkacak olan şehzadeye padişahın öldüğü bildirilir, kendisinin tahta çıkma sırasının geldiği söylenirdi. Tören esnasında valide sultan veya haseki sultanlar Adâlet Kulesi’nden töreni izlerlerdi.
Yeni padişahın cülûsu İstanbul’da dellâllar ve top atışlarıyla ilân edilirdi. Böylelikle herkes haberdâr edilirdi. Bu sırada önceki padişahın ölümünden kaynaklanan hüzün ve şehzadenin padişah olup tahta çıkmasından kaynaklanan sevinç bir arada yaşanırdı. Törende eski şehzade, yeni padişah bir kolunda Darü’s-Saâde ağası, diğer kolunda ise silahdar ağa olmak üzere Enderun Avlusu’ndaki Has Oda’da Hırka-i Saâdet’in bulunduğu odaya getirilirdi. İlk olarak sadrazam ve şeyhülislâm kendisine biat eder, padişah da onların tebriklerini kabul ederdi. Yeni padişah Babü’s-Saâde önüne konulan altın tahta oturur, diğer devlet ve saray erkânının (sadrazam, şeyhülislâm, vezirler, kazaskerler, defterdarlar, nişancılar, divan üyeleri, beylerbeyleri, kaptan-ı derya) tebriklerini kabul ederdi. Yeni padişaha biat merasimi yapılmadan şehzade kendini padişah olarak ilân edemezdi. Bu törenlere yabancılar katılamazdı. Padişah, törene katılan devlet büyüklerini selâmladıktan sonra ölen padişahın cenaze namazını kılar, sonra da Enderun Avlusuna dönerdi. Cülûstan birkaç gün sonra yeni padişah Eyüp Sultan’a giderek beline kılıç kuşanırdı. Ardından yeni padişah, önceki padişahların türbelerini ziyaret eder, ziyaretini Fâtih Sultan Mehmet Türbesi’yle tamamlardı.
Cülûs hükümdarlığın resmen başladığını belirten resmî bir törendir. Cülûstan sonra padişahların sakal bırakması, devlet ve saray erkânına, ulemaya ve yeniçerilere cülûs bahşişi dağıtması kadim bir gelenekti. Cülûstan sonraki ilk cumada padişah adına hutbe okutulurdu.
Cülûs merasimleri İstanbul'un fethinden önce Bursa ve Edirne'de yapılırdı. Fetih sonrasında İstanbul'un payitaht merkezi olmasıyla ilk cülûs merasimi II. Bâyezîd'in tahta çıkmasıyla (22 Mayıs 1482'de) Topkapı Sarayı'nda gerçekleştirildi. Bundan sonra cülûs törenleri birkaç istisna dışında 20. yüzyılın başına kadar hep burada yapıldı.
Padişahla Halk Arasında Kurulan Muhkem Bir Köprü: Cuma Selâmlığı
Sarayla halkı kaynaştıran Cuma selâmlığı, Osmanlı padişahlarının İstanbul'un fethinden 1924'e kadar düzenli olarak sürdürdükleri kadim bir gelenekti. Sultan, halka açık bir camide Cuma namazını halkla birlikte edâ eder, namaza gidiş ve geliş merasimine de Cuma alayı veya Cuma selâmlığı adı verilirdi. Cuma selâmlığına gidiş ve dönüşte yol emniyetini ve ihtiyaçların karşılanması vazifesini yeniçeri ağası ve emrindeki yeniçeriler ifa ederdi. Bütün tedbirlere rağmen yine de istenmeyen hadiseler olurdu. Bu minvalde 18 Ekim 1791 tarihinde III. Selim’e Ayasofya’da, 21 Temmuz 1905’te de II. Abdülhamid’e Hamidiye Camii’nde Cuma selâmlığı sırasında başarısız suikast girişimlerinde bulunulmuştu.
Cuma selâmlığı sayesinde padişahlar saray dışında gözlem yapma imkânı bulurlardı. Camiye giderken geçtikleri güzergâhlarda halkla bütünleşirlerdi. Padişahlar, başta Ayasofya olmak üzere Beyazıt, Süleymaniye, Sultan Ahmed, Eyüp Sultan gibi selâtin camilerinde cuma namazını kılarlardı. 18. yüzyıl sonlarından itibaren padişahların cuma namazlarını kıldıkları bu camilere Tophane, Kılıç Ali Paşa, Nusretiye, Fındıklı Molla Çelebi, Dolmabahçe, Beşiktaş Sinan Paşa, Mecidiye ve Ortaköy, Mihrimah Sultan, Atik Valide, İskele Valide Sultan, Ayazma ve Selimiye Camileri eklenmiştir. Böylelikle hükümdarla halk bütünleşmesi sağlanırdı. Yani cuma selâmlıkları dinî yönünün dışında siyasî, hukukî, sosyal ve kültürel boyutlarıyla da büyük önem arz ederdi. Sıkıntısı olan halk, dertlerini birinci elden padişaha anlatma imkânı bulurdu. Öte yandan cuma namazında hükümdarlar adına hutbe okutulurdu. Osmanlı döneminde sarayla halkın bir araya geldiği ve kenetlendiği son cuma selâmlığı, Halîfe Abdülmecid Efendi’nin 29 Şubat 1924’te kıldığı namaz sırasında gerçekleşmiştir.
Osmanlı, insanî ve vicdanî özellikleri yeterince inkişaf etmiş bir devletti. Görüldüğü üzere bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti'nde şehzadelerin sünnet düğünleri, padişah kızlarının evlenmeleri, padişahların tahta çıkışları, yabancı elçilerin karşılanması, padişahların vefatları, padişah çocuklarının doğumları, padişahların sefere çıkmaları, kılıç kuşanmaları, sarayda bayramlaşmalar gibi çeşitli vesilelerle törenler gerçekleştiriliyordu. Bu da Osmanlı'nın ne denli güçlü bir teşkilâta sahip olduğunu gösteriyordu.
M.Nihat MALKOÇ
Yazar
Türkiye, Türkiye'den ibâret değildir. Bizim Türkiye dışında kalan Türk Dünyası coğrafyamız da var. Bu hüzünlü coğrafyanın önemli duraklarından biri de Batı Trakya'dır. Osmanlı ruhunun sindiği bu kadim...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Kurtuluş Savaşı döneminde çok önemli bir kongreye de ev sahipliği yapan Sivas, ülkemizin en müstesnâ ve mutenâ (seçkin) şehirlerinden biridir. İç Anadolu’nun doğusunda yer alan “yiğido”lar şehri, aynı...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Fırtınalar geçer de kırdığı dallar kalırHazandan bu dünyaya sarılar, allar kalırHer bahar çiçekleri dolaşır nice arıÖmürleri tez biter geride ballar kalırNice cân toprakları besler ara vermedenTaşınan...
Şair: Ekrem KAFTAN
Prof. Dr. Selami Şimşek’in “Tarikatname: Kadiriyye Usul ve Âdabı” adlı eseri, İslâm tasavvuf geleneğinin en köklü ve etkili yapılarından biri olan Kadiriyye Tarikatını ilmî ciddiyet, tarihsel derinlik...
Yazar: Yusuf HALICI