Tarihin En Uzun Şiiri: Ayasofya
İstanbullu sanat tarihçisi ve rehber Sedat Bornovalı’nın kaleme aldığı "Tarihin En Uzun Şiiri: Ayasofya", okuyucuyu sadece bir binanın koridorlarında değil, dünya tarihinin en kritik kırılma noktalarında bir yolculuğa çıkarıyor. Bornovalı, bu eserinde Ayasofya’yı salt bir mimarî yapı ya da bir ibâdethâne olarak değil, bin beş yüz yıldır yazılmaya devam eden devasa bir epik şiir olarak tanımlıyor.
Ayasofya üzerine bugüne kadar binlerce sayfa yazıldı, yüzlerce araştırma yapıldı. Ancak Sedat Bornovalı’nın farkı, bu yapıyı hem bir uzman titizliğiyle hem de yıllarını ona vermiş bir âşığın tutkusuyla anlatmasıdır. Kitap, Ayasofya’nın sadece görünen yüzünü değil; taşların arkasındaki felsefeyi, kubbenin taşıdığı matematiksel mucizeyi ve her bir mermer damarının anlattığı hikâyeyi gün yüzüne çıkarıyor.
Bornovalı, kitabının başlangıcında okuyucuyu MS 532 yılına, Nika Ayaklanması sonrası küllerinden doğan bir kentin inşâ sürecine götürüyor. İmparator Justinianus’un "Süleyman, seni geçtim!" nidasının arkasındaki mühendislik dehasını incelerken, dönemin fizikçileri Trallesli Anthemius ile Miletli Isidoros’un geleneksel kalıpları nasıl yıktığını anlatıyor.
Kitapta, Ayasofya’nın o dönem için "yapılamaz" denileni nasıl başardığı, devasa kubbenin âdeta "gökten bir zincirle asılmışçasına" nasıl boşlukta durduğu, teknik ama bir o kadar da anlaşılır bir dille tasvir ediliyor. Yazar, bu noktada sadece teknik detaylara boğulmuyor; bu mimarî başarının insanlık tarihindeki estetik ve ruhsal karşılığını da sorguluyor.
"Tarihin En Uzun Şiiri" isminin hakkını veren en önemli bölüm, yapının dönüşüm sürecidir. Bornovalı, Ayasofya’nın bir kilise olarak başlayıp bir camiye evrilen, ardından müze ve tekrar cami olan serüvenini tarafsız bir tarihçi perspektifiyle ele alıyor. Ancak yazarın anlatımında bu bir "değişim" değil, bir "eklemlenme" sürecidir.
Osmanlı döneminde Mimar Sinan’ın yapıya eklediği payandaların, yapıyı sadece ayakta tutmakla kalmayıp ona nasıl yeni bir estetik kimlik kazandırdığını okurken, Türk mimarîsinin Ayasofya’ya duyduğu derin saygıyı hissediyorsunuz. Kitap, hat levhalarıyla mozaiklerin, minberle ikonaların nasıl aynı çatı altında benzersiz bir uyum sergilediğini ustalıkla işliyor.
Kitabı benzersiz kılan unsurlardan biri de Bornovalı’nın profesyonel rehberlik tecrübesidir. Binlerce kez girdiği bu yapıda, sıradan bir ziyaretçinin asla fark edemeyeceği detayları okuyucuya birer "bilmece" çözer gibi sunuyor: Mermerlerin üzerindeki simetrik desenlerde saklı olan "Rorschach testi" benzeri figürler, Vikinglerin mermer korkuluklara kazıdığı gizli yazılar (grafitiler), yapının içindeki akustik dengenin nasıl sağlandığı, zemindeki terleme taşı ve diğer halk efsanelerinin tarihsel gerçeklerle harmanlanması...
"Tarihin En Uzun Şiiri: Ayasofya", sadece İstanbul’u sevenler ya da tarih meraklıları için değil; insanlığın ortak mirasına, estetiğe ve dehaya ilgi duyan herkes için bir başucu kitabıdır. Bu eser bittiğinde, Ayasofya sizin için sadece Sultanahmet Meydanı’ndaki görkemli bir silüet olmaktan çıkacak; her taşıyla size seslenen, binlerce yıllık acıları, zaferleri ve duâları fısıldayan canlı bir organizmaya dönüşecektir.
Bornovalı’nın dediği gibi, Ayasofya’yı okumak dünyayı okumaktır. Ve bu kitap, o devasa kütüphanenin en kıymetli rafına uzanmanız için size uzatılan bir eldir.
Yusuf HALICI
Yazar
1652 yılında İzmir’de doğan sûfî şair Sâkıb Dede’nin asıl adı Mustafa’dır. İlk öğrenimini memleketinde gören şair, sonra İstanbul’a giderek Fâtih Medresesi’nde tahsilini sürdürmüştür. Mevlevî Tarîkatı...
Yazar: Hamit DEMİR
Anadolu'nun incisi Van ilimiz; verimli akarsuları, zengin toprakları ve bol iklim koşulları nedeniyle tarihin eski çağlarından beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle oldukça köklü b...
Yazar: Yusuf HALICI
Ahmed Sûzî, 1179/1765’te Sivas’ta dünyaya gelmiştir.[1] Halvetiyye’nin Şemsiye (Sivâsiyye) şubesinin müessisi Şemseddîn-i Sivasî’nin[2] altıncı kuşaktan torunu olan Sûzî’nin çocukluğu ve gençliği tasa...
Yazar: Fatih ÇINAR
Bilal Kemikli’nin kaleme aldığı Hacnâme: Huzurda Bir Kutlu Mevsim, hac ibâdetinin yalnızca ibâdet yönünü değil, onun iç dünyadaki yankılarını, mânevî izlerini ve gönül ikliminde bıraktığı derin tesirl...
Yazar: Yusuf HALICI