İşgallere Ağlayan Padişah
Takvimler, 13 Kasım 1918 tarihini gösteriyordu. Osmanlı’nın başşehri İstanbul, tarihinin en kara gününü yaşıyordu. İtilaf Devletlerinin elli beş gemiden oluşan donanması, İstanbul’a asker çıkarmıştı. Yüzyıllarca dünyaya hâkim olan bir devlet için kabul edilemez bir durumdu. Devlet adamları başta olmak üzere tüm Osmanlı halkı, İstanbul’un işgaline çok üzülüyor, kahroluyordu.
Sultan Vahdeddin’in acısı ise tarif edilemez boyutlardaydı. Bir gün Başkâtibi Ali Fuat Efendi’ye, içindeki acıyı şöyle aktarmıştı:
- İşgalciler Osmanlı topraklarına girdikten sonra, ha sınırda bir kulübeye girmişler, ha benim sarayıma, bir fark yok!
İstanbul’un işgalinden sonra, Osmanlı’yı ve milletimizi derinden sarsan ikinci işgal haberi, 15 Mayıs 1919’da İzmir’den geldi. Yunanlılar, vatanımızın gözbebeği İzmir’e asker çıkardılar. İzmir’de yaşayan Rumlar, Yunan askerlerini çılgınca alkışladılar. Hep bir ağızdan şöyle bağırıyorlardı:
- Zito/yaşasın Yunanistan! Zito Venizelos!
Kahrolsun Osmanlı, kahrolsun Türkler!
Yunan askerleri, binlerce Müslümanı çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmaksızın öldürdüler.Yaptıkları zulüm ve işkenceler, tarihe kara bir leke olarak geçti. Padişah Vahdeddin, İzmir’in işgal edildiğini duyduğunda, kendini tutamayıp hüngür hüngür ağladı. Sonraki yıllarda, o sırada yaşadığı dayanılmaz ıstırabı şöyle anlatacaktı:
- Saray da ben de yıkıldık haberi aldığımız zaman. Fetihler devri bir an, sinema filmi gibi geçti gözlerimin önünden. Ağlamak için yanımda bulunan herkesi dışarı çıkardım. Doya doya ağladım!
Sultan Vahdeddin, kalbini derinden yaralayan bu olayın etkisiyle Beykoz’daki köşkünü, katledilen Müslümanların yetim çocuklarına bıraktı. İşgalden sonra saraya gelen İzmirli bir gruba, duygularını şu şekilde açıkladı:
- İzmir vatanımızın bölünmez bir parçasıdır. Yurtseverlik duygularıyla dolu ve gerçek yaşama azmi içinde olan bir milletin yaşama ve var olma emellerini hiçbir kuvvet yok edemez!
İstanbul ve Anadolu, kelimenin tam anlamıyla kan ağlıyordu. İstanbul ve İzmir’in işgalini protesto eden mitingler birbirini izliyordu. Padişah Vahdeddin, vatanın kurtuluşu ve devletin bağımsızlığı için çareler düşünüyordu. İçinde düğümlenen ıstırabı, Başkâtibi Ali Fuat Bey’e güçlükle ifade edebilmişti:
- Buna insan kuvveti dayanamaz. Ancak ilâhî kuvvet dayanır!
Bir gün elektrik arızasından dolayı oturduğu Yıldız Sarayı’nın bir kısmı yanmaya başlamıştı. Olayı duyunca ilk tepkisini, şu sözlerle dile getirmişti:
- Benim milletimin ocağı yanıyor. Ben onu düşünüyorum. Kendi evim yanmış ne önemi var!
İsmail ÇOLAK
Yazar
Temelleri, Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde atılan ve ahşap bir saray olarak inşâ edilen Beylerbeyi Sarayı, sonraki yıllarda yanmış ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından 1863-1865 arasında...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Sevgili çocuk dostlarım;Bugün çiftliğe veteriner geldi. Keçilerden iki tanesinin yavrusu olacakmış. Çocuklar çok heyecanlı. Özellikle Zeliş çok sabırsız. Yavruları biran önce kucağına almak istiyor. K...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Orhan Gazi, 1281’de Söğüt’te doğdu. Ailesinin ilk çocuğuydu. Kayı Aşireti’nin uğuru ve umuduydu. Babası, annesi, dedesi, amcaları, dayıları, kısacası herkes onun doğumuna çok sevindi. Günlerce şenlikl...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Ülkemizde, hemen her yıl yaz aylarında patlak veren orman yangınları, ne yazık ki, başlıca gündem maddelerinden biri oluyor. Ormanlar ve içindeki varlıklarla birlikte yüreklerimiz de âdeta kor gibi ya...
Yazar: İsmail ÇOLAK