Yûnus Der ki: İşidün Ey Ulular Âhir Zamân Olısar
Kıyâmet Kopacak
Kur’ân-ı Kerim’de Allahu Taâlâ, değişik âyetlerde kıyâmetin kopacağını haber vermektedir. A’râf Sûresi 187. âyet şu şekildedir:
“Sana kıyâmetin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki; ‘Onun bilgisi ancak Rabb’imin katındadır. Onu, vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir. Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar.” De ki; ‘Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”
Başka bazı âyetler de şöyledir:
“Kıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı.”[1]
“Şüphesiz, kıyâmet saati yaklaşarak gelmektedir...”[2]
“Gerçek şu ki, kıyâmet saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.”[3]
Âyetlerde kıyâmetin kopacağının kesin olduğu belirtilmekte, onun ne zaman olacağının bilgisinin ancak Allah’ın katında olduğu ve O’nun ortaya çıkaracağı, ansızın geleceği; yaklaştığı ve yaklaşarak geldiği belirtilmektedir. Âyet ve hadislerde vaktini sadece Cenâb-ı Allah’ın bildiği kıyâmetin sûra üfürülmesi ile mutlaka kopacağı vurgulanmaktadır. Kıyâmetin kopmasından sonra sûra ikinci defa üfürülecek ve bütün canlılar dirilerek yerlerinden kalkacaklar; bütün kullar mahşer yerinde toplanacaklar ve amel defterleri önlerine serilecektir. Dünya hayatında iman edip Allah’ın rızâsına uygun bir kulluk yapıp ona göre emrettiklerini yerine getirenler cennete; iman etmeyenler ve Allah’ın rızâsına uygun yaşamayanlar ise cehenneme sürüleceklerdir. Ondan sonra da âhiret hayatı başlayacaktır. İslâm itikad esaslarına göre de her mü’minin ölüme ve âhiret hayatına inanmak iman şartlarındandır.
Yûnus Emre dünya hayatına ve ölüme tam bir mü’min olarak bakar. O, dîvânında çok sayıda şiirinde bunları vurgulamakta, bazen kendi nefsi üzerinden, bazen da doğrudan muhâtaplarına hitâbederek dünyanın geçiciliği, aldatıcılığı, vefâsızlığı, dünya malının kalıcı olduğu söylenerek ölüm gerçeği hatırlatılmakta; bir gün kıyâmetin kopacağı, mahşer günü terâzinin kurulacağı ve herkesin dünyadaki kulluk yaşantısına göre cennete veya cehenneme gideceği anlatılmaktadır.
Yûnus Emre şiirlerinde bunlara vurgu yapmaktadır. Bir beyitinde onun mutlaka gerçekleşeceğini dile getirir; kıyâmetin kopacağını mü’minlere şöyle duyurur:
İşidün ey ulular âhir zamân olısar
Sağ Müsülmân seyrekdür ol da gümân olısar[4]
Burada Yûnus, âhir zamanın mutlaka olacağını, ancak gerçek Müslümanın nâdir bulunduğunu, onların da şüphe içinde olduğunu belirterek, maalesef Müslümanların âhiret hayatının mutlaka geleceği düşüncesinden uzak bir şekilde dünyaya daldıklarını anlatmaya çalışır.
Bir âyette kıyâmetin sûra üflenerek[5] kopacağı belirtilir:
“Artık Sûr’a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur (kıyâmet kopar).”[6]
Burada “sûra bir defa üflendiği” ifadesinden sonra, “yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman” denilmektedir ki, burada birinci üfürme ifade edilmiş bulunmaktadır.
Başka bir âyette sûra birinci ve ikinci üfürülüşün ikisi de yer alır:
“(O gün) sûra üflenecek, ardından -Allah’ın diledikleri dışında- göklerde ve yerde bulunanların hepsi düşüp ölecek; sonra sûra yeniden üflenecek ve onlar birden ayağa kalkmış, etrafa bakıyor olacaklar.”[7]
Bu âyette sûra birinci defa üfürüldüğünde “Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunanların hepsi düşüp ölecek.” denilmektedir. Buradan kıyâmetin kopuşu anlaşılmaktadır. Âyetin devamında ikinci sûra üfürüldüğü zaman da “Onlar birden ayağa kalkmıış, etrafa bakıyor olacaklar.” denilmektedir ki, bu da yeniden dirilmeyi ifade eder.
Diğer âyetlerde[8] sayı ve sıra belirtilmeden sadece “sûra üfürüleceği” ifade edilir; ancak o âyetlerde geçen bazı ifadelerden kıyâmetin kopmasından sonra sûra ikinci defa üfürülerek dirilişin gerçekleşeceği sonucu çıkarılmaktadır.
Meçhul fiil kullanıldığından âyetlerden sûra kimin üfleyeceğini çıkarmak mümkün değildir. Ancak bazı rivâyetlere dayanarak Sûr’a İsrâfil[9] isimli meleğin üfüreceği kabul edilir ve o melek sûra üflemek için Allah’ın emrini beklemektedir[10]; hatta bir rivâyette bu iş için iki meleğin hazır beklediğinden[11] ve bazılarında da İsrâfil’in sağında Cebrâil’in, solunda Mîkâil’in bulunduğundan[12] söz edilir.
Yûnus Emre, şiirlerinde sûra İsrafil’in üfleyeceği üzerinde durur, bunların bazılarında sûra ilk üflenişinin kasdedildiği görülmektedir:
İsrâfîl sûrı ura yer yüzi devşürile
Harâb ola berr ü bahr çarh-ı felek yoyıla[13]
İsrâfîl sûrını ura dağları yerinden tura
Bir karınca cevâbını bin Süleymân verimeye[14]
Görüldüğü gibi bu iki beyitte İsrâfil’in sûra üflemesinden sonra yeryüzünün devşirileceği, karaların ve denizlerin harap olacağı, göklerin bozulacağı, dağların yerinden oynayacağı ve bir karıncanın cevabını bin Süleyman’ın veremeyeceği ifade edilmektedir. Bunlardan Yûnus Emre’nin bu beyitlerinde sûra ilk üflenişi kasdettiği anlaşılmaktadır.
İsrâfil sûrın urıcak mahlûkât turugelicek
Senün ününden artuk hîç kulagum işitmeye[15]
İsrâfil sûrını ura cümle mahlûk turı gele
Dirilüben haşre vara anda kâzî Sübhân ola[16]
Andan İsrâfîl Sûr ura ölenler yerinden tura
Mîzân terâzû kurıla hükmini ede zü’l-Celâl[17]
Yûnus, bu beyitlerinde İsrâfil’in sûra ikinci defa üflemesinden sonra bütün yaratılmışlar uyanacak ve yerlerinden kalkarak haşre gideceklerini anlatmaktadır; orada terazi kurulacak ve hesap sorulacaktır; burada kadı Sübhân olan Allah’tır.
Bir beyitte de her bir varlığın kendi nefsinin derdine düşeceğini ifade eder:
İsrâfîl sûrı urıcak her bir sûret nefsüm diye
Ben anmayam hîç Yûnus’ı Tapduk gele ol dem dile[18]
Sûr’a birinci defa üflenmesi ile kıyâmetin kopuşu başlamış olacaktır; ondan sonra nelerin olacağı da âyetlerde açıklanmış bulunmaktadır. Cenâb-ı Allah bir âyette[19] kıyâmetin kopuşunu “yürekleri hoplatan büyük felâket” olarak nitelendirmekte ve “o gün insanların, her biri bir tarafa uçuşan kelebekler gibi olacağı” ve “dağların da atılmış renkli yünler gibi olacağı” belirtilmektedir. Başka bir âyette[20], güneşin dürüleceği, yıldızların bulanıp söneceği, dağların yürütüleceği, gebe develerin salıverileceği, yaban hayatı yaşayan bütün canlıların toplanacağı ve denizlerin kaynatılacağı belirtilmektedir. Başka birçok âyette de kıyâmetin kopuş anıyla ilgili açıklamalar yer almaktadır. Yûnus Emre de şiirlerinde âyetlerde anlatılanlara benzer şeyler söylemektedir. İsrâfil’in sûra üflemesinden sonra yeryüzünün devşirileceği, karaların ve denizlerin harap olacağı, göklerin bozulacağı, dağların yerinden oynayacağı ve bir karıncanın cevabını bin Süleyman’ın veremeyeceğini ifade eden beyitleri verilmişti. Başka beyitlerde de benzer açıklamalar yapmaktadır. Bir beyitinde bütün varlıkların şaşkın hâle düşeceğini, insanların kendinden geçmiş ve başı dönmüş hale geleceğini[21]; başka bir beyitinde dağların yerinden oynayacağını, kıyâmetin şiddetinden gökyüzünün yarılacağını, yıldızların yerinden oynayıp uçacağını dile getirir:
Taglar yerinden ırıla heybetinden gök yarıla
Yılduzlar bağı kırıla düşe yire perrân ola[22]
Ona göre, o gün herkesi bir korku saracak ve yeryüzü yarık yarık olacaktır[23]; herkes başının kaygısına düşecektir.[24]
Mahşer
Âyetlere göre İsrâfil’in sûra ikinci defa üflemesinden sonra da bütün yaratılmışların uyanacağı, yerlerinden kalkarak haşre gidecekleri ve orada da hesap sorulacağı yukarıda belirtilmişti; burası mahşer[25] yeridir. Yûnus Emre’nin, bu devreyi ifade ettiği çok sayıda beyiti vardır. Burada yüce bir dîvân kurulacak, dünya hayatında işlediği her şey ortaya çıkarılacak ve perdeler yırtılıp bilmediğimiz günahlar bile ortaya serilecektir:
Ulu dîvân kurıla anda kullık sorıla
Bin tekebbür vermeye bir garîb nevâz ile[26]
Yazuklarumuz tartıla anca perdeler yırtıla
Bilmedügün günâhlarun anda sana ıyân ola[27]
Allah bunu Kur’ân’da haber vermektedir; zerre mikdarı iyilik de kötülük de bize gösterilecektir: “Kim zerre mikdarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre mikdarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.”[28]
Atanın oğluna bakmayacağı, ananın kızdan uzak durmaya çalışacağı ve geleceğinden şüphe olmayan o günü hiç unutmamak gerekir:
Ata oğuldan beze bakmaya ana kıza
Şol gün geliser bize unutma arasâtı[29]
Cenâb-ı Allah, Abese Sûresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Kulakları sağır eden o ses geldiğinde; işte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.”[30] Bu durum başka bir âyet-i kerîmede şöyle belirtilmektedir: “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”[31] Yûnus Emre de beyitinde bu durumu ifade etmektedir.
Dünyada zâlimlik yapanlar orada yüzü kara olacaklardır; nitekim Cenâb-ı Allah, “O zâlim olanlar azâbı gördüklerinde kuvvetin tamamının Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın çetin bir azap sahibi olduğunu anlayacaklardır.”[32] buyurur; Yûnus da bunu bir beyitinde şöyle ifade eder:
Bunda zâlimlik eyleyen nefsi harâmla toylayan
Yüzleri kara kopısar öz cânları râhat degül[33]
Kur’ân’da, “Her insanın sorumluluğunu omuzuna yükledik. Kıyâmet gününde insana, açılmış vaziyette önüne konulacak olan bir kitap çıkaracağız. ‘Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter.’ (denilecek).”[34] buyurulmaktadır. Yûnus Emre’ye göre de amel defteri herkesin eline verilecek, ne etti ise hepsi karşısına çıkacak, dost-düşmanın da bulunduğu bu hal karşısında dağlar bile eriyecektir:
Varıcagız terâzûya Hak kendü bakar yazuya
Göricek dağlar eriye ol Zebânîler andadur
Biti sunıla elüne etdügün gele yoluna
Tanuklar bile bulına dostun düşmenün andadur[35]
İnsanları iyi-kötü diye ayıranların ve bu dünyada yaptıklarının burada kalacağını sananların durumu açıklanır[36]; kaçıp sığınacak yer aranan bu günde gökler açılacak, iyi kötüden seçilecek, herkes “ana ata” diye çağrışacak, fakat herkes birbirinden usanacak ve Allah’a yalvaracaklar[37]; sultan ile halk fark etmeyecek, ayırım yapılmayacak ve herkes korku içinde olacak[38]; herkes yaptıklarının hesabını verecektir:
Yazugum çok günâh öküş yürür idüm dünyâda hoş
Etdüklerümün hisâbın vireyim andan varayım[39]
Kul, orada şaşkınlık içinde âdetâ yakasını yırtacak:
Yarın mahşerde ben yırtam yakamı
Niçe feryâd edem bu aşk elinden[40]
Yûnus, işte o günün korkusu içindedir; hâlinin ne olacağını bilmemenin şaşkınlığını yaşamıştır:
Zelîl mağbûn kala başum anda hîç dinmeye yaşum
Mahşer güni içüm taşum nâr olursa n’ideyin ben
Suç anıcak göyner özüm kan yaşıla dolar gözüm
Yarın Hak katında yüzüm kar’olursa n’ideyin ben
Fesâdıla dolu içüm hey hoca bağışla suçum
Key Cehennem benüm içün yer olursa n’ideyin ben[41]
İşte orada herkes başının derdinde olacaktır:
Ol kıyâmet bâzârında her bir kula baş kayusı
Ne kayursın anı seven çün ol arasâtda bile[42]
Hesap görülüp amellerinin karşılığı ortaya çıktıktan sonra herkes Zebânîler[43] tarafından feryâd u figân içinde sırât köprüsüne götürülecektir:
Günâhlarun tartalar andan Sırât’a ilteler
Zebânîler dutalar figânlar ola katı[44]
O köprü kıldan ince bir köprüdür; o köprüden geçebilenler cennette Kevser’e ulaşacak, geçemeyenler de cehenneme yuvarlanacaktır:
Kıl gibi köpri yaparsın geç diyü
Geçüben kevser şarâbın iç diyü[45]
Nedense Yûnus, hep amellerinin yetersizliğinden dem vurur; bu da onun havf u recâ/korku ve ümit içinde olmak gerektiği düşüncesinde olduğunu göstermektedir, çünkü hemen Allah’a sığınmaktadır:
Aldı beni ince yola
İltdi Sırât köprüsine
Amelüme yok mededüm
Allâh sana sundum elüm[46]
Orada günahkâr olanların işi zordur; onların derileri yanacak ve kemiklerinden duman tütecektir; Zebânîler feryatlar ve yardım çığlıkları arasında onları cehenneme götürecek; onlar da feryâd u figân edeceklerdir; Mâlik isimli melek cehenneme seslenerek herkesin korktuğunu, fakat dünya hayatında Allah’ın buyruklarını tutmayanların orada pişip kebap olacaktır:
Zebânîler çeke tuta götüre Tamu’ya ata
Deri yana sünük düte dün-gün işi efgân ola
Mâlik çagıra Tamu’ya çek anı meydâna getür
Hak korkısından Tamu’da ditreyüben figân ola
Mâlik eydür hey hey Tamu korkubanı ditrer kamu
Tanrı buyrugın tutmayan anda bişe biryân ola[47]
Mü’minin hedeflerinden biri de mahşer gününde cemâlullahı görebilmektir; bu konuda İslâm âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerse de genel olarak Allah’ın dünyada hiç kimse tarafından görülemeyeceği, fakat âhirette mü’minlerin Cenâb-ı Allah’ı görebilecekleri yönündedir.[48] Yûnus Emre de buna inananlardandır. O cemâlullahı görebilme arzusu içindedir. O dostun cemâlini arzulayarak gezer dolaşır, ayrılığa katlanamaz; bunu kendine dert edinen kimse bu nimete erişir ve perdeler açılır; ona kavuşmak için bu dert ile umut içinde olunmalıdır; âdetâ bu istek ve arzu ile deli gibi aklını fikrini bu yola yöneltmelidir; bu düşünceye ermeden önceki giyim kuşam yiyip içme gibi şeyler arzular, arzusuna ulaşmak için her türlü nefis arzularını terk etmelidir; böyle olunca da o arzusuna erişecektir:
Yine seyreyledi gönlüm
Dostun cemâlin arzular
Hicre katlanımaz gönül
Dostun cemâlin arzular
……
Yûnus’un sözi yerince
İniler cânın verince
Tâ ölüp sine girince
Dostun cemâlin arzular[49]
Cemâlullahı görme şerefine mazhar olmak için gerçek kul olmak ve o kulluğu terk etmemek gerekmektedir:
Kullukdan ırag olma sultân göresin bir gün
Göstere cemâlini hayrân olasın bir gün[50]
O cemâlullahı göremeyecek olanları da şöyle belirtir:
Bu dünyede üç kişi Hak dîdârın görmeye
Bir dikçi bir kovcı biri gammâzdur beşe[51]
Bu beyite göre isyankâr olup bunu inatla sürdürenler, kovuculuk yapan ve hasedcilik edip insanları gammazlayanlar cemâlullahı göremeyecektir.
Ben dervîşin diyenler yalan da’vî kılanlar
Yarın Hak dîdârını görmeyiser göz ile[52]
Bu beyite göre de gerçekten öyle olmadığı hâlde dervişlik taslayıp bu hâliyle insanları aldatanlar da cemâlullahı göremeyecektir.
* * *
bahr: Deniz. ber: Kara. biti: Yazılmış şey, amel defteri. bunda: Bu dünyada.göynemek: İçin için yanmak. gümân: Şüphe. kamu: Herkes, bütün. mağbûn: Şaşırmış, şaşkın. nevâz: Okşayıcı, taltîf edici. olısar: Olacak. öküş: Çok fazla, ziyade. perrân: Uçan, uçucu. sin: Mezar. sünük: Kemik. tamu: Cehennem. turmak: Ayağa kalkmak, yerinden oynamak. Turugelmek: Ayaklanmak. yazuk: Günah, suç. yoyılmak: Eski haline dönmek, geri gelmek, bozulmak.
[1] 54/Kamer, 1.
[2] 20/Tâhâ, 15.
[3] 22/Hac, 7.
[4] Mustafa TATÇI, Yûnus Emre Divânı (Tenkitli Metin), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005. Şiirlerin sonundaki rakamlardan ilki şiirin bu eserde kaçıncı sayfada, ikinci rakam kaçıncı şiir olduğunu, sonraki rakam veya rakamlar o şiirin kaçıncı beyiti/beyitleri olduğunu göstermektedir.
[5] Sûr ve sûra üflenmesi hakkında bkz. Adil Bebek, “Sûr”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), c. 37, ss. 533, 534, İstanbul 2009.
[6] 69/Hâkka, 13-15.
[7] 39/Zümer, 68.
[8] Bkz. 6/En’âm, 73; 18/Kehf, 99; 20/Tâhâ, 102; 23/Mü’minûn, 101; 27/Neml, 87; 36/Yâsîn, 51; 50/Kâf, 20; 74/Müddessir, 8.
[9] İsrâfil için bkz. Lutfullah Cebeci, “İsrâfil”, DİA, c. 22, ss. 180, 181, İstanbul 2001.
[10] Bkz. Hâfız Ebu’l-Kâsım Süleyman b. Ahmed et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, c. 25, s. 278, Mektebetü İbn Teymiyye, Kâhire, tarihsiz.
[11] İbn Mâce, Sünen, Kitâbü’z-Zühd, 33. Çağrı Yayınları, c. 2, 1428, İstanbul 1981.
[12] Ebû Dâvûd, Sünen, Kitâbü’l-Ḥurûf, 1, Çağrı Yayınları, c. 4, s. 293, İstanbul, tarihsiz.
[13] Tatçı, 297.306/1
[14] Tatçı, 307.317/4
[15] Tatçı, 20.3/8
[16] Tatçı, 26.9/2
[17] Tatçı, 153.153/6
[18] Tatçı, 308.334/13
[19] Bkz. 101/Kâria, 1-5.
[20] 81/Tekvîr, 1-6.
[21] Tatçı, 26.9/1
[22] Tatçı, 26.9/6
[23] Tatçı, 297.306/5
[24] Bu durum Kur’an’da bir âyette şu şekilde belirtilmektedir: “O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.” 16/Nahl, 111.
[25] Bkz. Süleyman Toprak, “Haşir”, DİA, c. 16, ss. 416, 417, İstanbul 1997.
[26] Tatçı, 323.335/10
[27] Tatçı, 26.9/7
[28] 99/Zilzâl, 7, 8.
[29] Tatçı, 371.385/7
[30] 80/Abese, 34-36.
[31] 26/Şuarâ, 88.
[32] 2/Bakara, 165.
[33] Tatçı, 154.154/4
[34] 17/İsrâ, 13, 14.
[35] Tatçı, 57.44/5, 6
[36] Tatçı, 74.60/6
[37] Tatçı, 141.138/2 ve 5
[38] Tatçı, 153.153/7
[39] Tatçı, 215.210/6
[40] Tatçı, 257.262/5
[41] Tatçı, 267.274/2-4
[42] Tatçı, 308.37/8
[43] Cehennemliklere şiddetle muâmele eden veya ellerinin yanı sıra ayaklarını da kullanabilen cehennem görevlilerine verilen addır; başlarında Mâlik isimli bir melek bulunmaktadır. Bkz. Yusuf Şevki Yavuz, “Zebânî”, DİA, c. 44, s. 164, İstanbul 2013.
[44] Tatçı, 371.385/5
[45] Tatçı, 400.417/11
[46] Tatçı, 183-184.184/15
[47] Tatçı, 26.9/3-5
[48] Bu konuda bkz. Temel Yeşilyurt, “Rü’yetullah”, DİA, ss. 311-314, İstanbul 2008.
[49] Tatçı, 78(?).98/1-6
[50] Tatçı, 187(?).229/1
[51] Tatçı, 282.293/5
[52] Tatçı, 323.335/5
Ali YILMAZ
Yazar
Eyerinde kıtaları gezdiğimYağız küheylandır sabır türküsü.Gözlerinde has ümidi sezdiğimBir körpe ceylandır sabır türküsü.Dağlardan set olsa, çağlardan yokuş,Bendini kucaklar âhenkli akış.Ümidim ilkbah...
Şair: Bestami YAZGAN
Allah için sevdiğine,Halil olmak zor kardeşim...Pişman olup doğduğuna,Zelil olmak zor kardeşim...Nefsin başta, şeytan sonda,Gıybet-haset dört bir yanda,İmtihanlar arasında,Delil olmak zor kardeşim...Y...
Şair: Halil GÖKKAYA
Kur'ân-ı Kerim'in üslûbuna baktığımız zaman, bir taraftan kıssalar ve inanç esasları anlatılırken diğer taraftan da şeriatın hükümleri ve ahlâkın prensipleri bildiriliyor. Zaman zaman da cihad bahisle...
Yazar: Aydın BAŞAR
Ramazan Bayramı’nı geçirdik, Kurban Bayramı’nı bekliyoruz. İki bayram arasında bulunuyoruz; bu sefer de geleneklerimizi ele alalım.Türklerin “bayram” kelimesini bugün anlaşıldığı mânâda ne zamandan be...
Yazar: Ali YILMAZ