Yedikule Hisarı
Dışarıdan bakılınca heybetli surları, esrarengiz yapılarıyla ilgi çeken tarihî mekânlardan birisi Yedikule Zindanlarıdır. İstanbul kara surlarının Marmara Denizi’ne yakın bölgesindeki Yedikule Hisarı, surlar üzerindeki en önemli kapı olan Altın Kapı’nın iç kısmında yer almaktadır. Roma dönemi imparatorluk alaylarının şehre girişlerinde kullanılan bu kapı, zafer taklarını andıran üçlü giriş açıklıkları ve onların her iki yanında inşâ edilen mermer kaplı iki büyük yapıdan oluşmaktadır. Adını, surların üzerine dizilmiş kulelerden alan bu yapı Bizans’a misafir gelen kralları ve yabancı saray mensuplarını karşılamak için yapıldı. Tarihî verilere göre bir zafer takı olarak dönemin Bizans İmparatoru Theodosios (378-395) inşâ ettirdi. Theodosios’tan sonra tahta geçen oğlu da dört tane yüksek gözlem kulesinden oluşan bir kaleyi kapı ile birleştirdi. İstanbul’un fethinden önce surların üzerindeki beş kule sebebiyle Bizanslılar, semte beş kule anlamına gelen “Pentaprikyor” adını vermişlerdi. İstanbul’un fethi ile şehri eline geçiren Fâtih Sultan Mehmet ‘in, iki ilâve kule inşâ ettirmesiyle bu görkemli yerin ismi, Yedikule’ye dönüşmüştür.
Tarihçesi
Günümüzde Yedikule Hisarı’na giriş kapısı olarak kullanılan bölümün üstünde de bir kule bulunmakta ve bu kule “Bayrak Kulesi” adıyla anılmaktadır. Fâtih Sultan Mehmed döneminde hazine, arşiv ve devlet hapishanesi olarak inşâ edildiği düşünülen hisarın yapımının tamamlanması ile birlikte çok sayıda Türk ve yabancı üst düzey devlet adamları için hapishane olarak da kullanılır. Bu arada hisarın orta alanına, tek şerefeli küçük de bir mescit inşâ edilir. 1550 yılında İstanbul’a gelen ve bir yıl süresince şehirde kalan Petrus Gyllius muhtemelen içine giremediği ancak dışarıdan izleyebildiği Altın Kapı’dan ve onun üzerinde bulunan heykellerden detaylı olarak bahseder. Evliya Çelebi çok yerde Yedikule’ye atıf yapmasına karşın, hisardan pek bahsetmez, 40 kişi olan Yedikule mehterlerinin sabah ve akşam fasıl ettiklerini, bu geleneğin Fâtih Kanunu olduğunu belirtir. Hisarın içinde, mahkûmların kullandığı bir hamam, Yedikule dizdarlığının da İstanbul için önemli bir makam olduğundan söz eder. 1700 yılında artık küçük bir mahalle hâline dönüşen Yedikule Hisarı esaslı bir onarımdan geçirilir. Bu arada şehirde meydana gelen çok sayıdaki yangınların zaman zaman Yedikule’ye de zarar verdiği bilinmektedir.
Yedikule Hisarı, İstanbul için önemli bir yapıdır. Şehri ziyaret eden hemen her gezgin onu merak edip, hakkında yazılar yazar. 1621-1628 yılları arasında İstanbul’da bulunan İngiliz Elçisi Sir Thomas Roe, 1675’de gezgin George Wheler, 1670-1672 yılları arasında şehirde bulunan Guillaume-Joseph Grelot Altın Kapı’nın detaylı olarak tasvirini yaparlar. Bu merakın en önemli nedenlerinden başta geleni Altın Kapı olsa da hisarın hapishane olarak kullanılması, çok sayıda Osmanlı devlet adamı ve yabancı elçinin burada tutuklu kalmasıdır. Üstelik Osmanlı Tarihi’nde başkaca benzeri görülmeyen bir şekilde Sultan II. Osman da (1618-1622) burada katledilir. Yedikule’nin zoraki konukları içinde ünlü yazar Lev Tolstoy’un dedesi Kont Pyotr Tolstoy da bulunmaktadır. Hisarın inşâsından 1494-1496 yılına kadar devlet hazinesi burada saklanmış, Sultan II. Mahmud (1808-1839) zamanına kadar da devlet hapishanesi olarak kullanılmıştır.
Asırlarca zindan olarak kullanılan Yedikule Hisarı’nda ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti’nin savaştığı ülkelerin elçileri, yabancı siyasî suçlular ve sarayın gözden çıkardığı Osmanlı devlet adamları hapsedilmiştir. Hisar bu yıllarda pek çok önemli ismin mahkûmiyetine tanıklık etmiş olup, bunlardan en önemlisi genç yaşta tahta çıkan Genç Osman lâkaplı II. Osman’dır. Genç Osman, yeniçeriler tarafından tahttan indirildikten sonra Yedikule Zindanları’na getirilmiş ve burada katledilmiştir. Hapsedilen diğer önemli isimlere bakıldığı zaman, Fâtih tarafından varlığına son verilen Trabzon Rum İmparatorluğu’nun son imparatoru David Komnenos ve oğulları, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan getirdiği son Abbasi Halifesi IV. Mütevekkil, Kırım Hanı Mehmet Giray, Ermeni Patriği Avedik ilk akla gelenlerdir.
Genç Osman Kulesi
Osmanlı İmparatorluğu’nun genç ve talihsiz padişahlarından olan II. Osman’ın, bu kulenin ikinci katında öldürüldüğü bilinmektedir. Yeniçerilerin hunharca katlettiği bu genç sultan kanı dökülerek öldürülen ilk Osmanlı hükümdarıdır. Bu tarihten önce hanedanın kanının kutsiyetine bağlı olarak ölüm cezalarında yay kirişi ile boğulma uygulaması yapılmıştır. İlk kez hanedanın kanının kutsiyeti göz ardı edilmiş ve kanı dökülerek genç sultan katledilmiştir. Tarihin sayfalarında gözyaşı ile dolan bu sayfaları okurken insanın rûhen incindiği, bu olmamalıydı terennümleri ile gözlerinin nemlendiği âşikârdır. Bu sebepten dolayı da bu kulenin adı, “Genç Osman Kulesi” olarak anılır. Bizans Dönemi ve Osmanlı Dönemi’nde zindan olarak kullanılan Genç Osman Kulesi’nde “Kanlı Kuyu” adı verilen derin bir kuyu mevcuttur. Şimdilerde ise Kanlı Kuyu’nun üstüne, insanlar düşmesin diye demirden bir kafes yapılmıştır.
Cephanelik Kulesi
Bu kule, devlete bağlı olduğu süreçte cephane deposu olarak kullanılmış olup iki hapishane dışında devlet suçlularının hapsedildiği zindanlardan birisidir. Mahkûmlar bu kulede de kalmışlardır.
III. Ahmet Kulesi
Bu kule günümüze kadar dayanamayıp depremlerle yıkılan bir kule. Adını, yapım ve onarımında büyük katkı sağlamış olan devrimci padişah III. Ahmet’ten almış. Kulenin sokağa bakan dış yüzeyinde mermer bir levha üzerinde,“Maşâallahu ta’ala/Yüce Allah’ın izniyle!” yazısı ilgi çekmektedir.
Hazine Kulesi
Yedikule Zindanları’nın, devletin sahip olduğu hazinelerin tutulduğu yerdir. İşte o dönemde hazinenin bulunduğu bu yer; Hazine Kulesi idi. Ancak daha sonra III. Murat zamanında hazine saraya aktarılmıştır. Bu kulenin tepesinde görkemli bir bayrak direği bulunan zarif köşk, 1748 yılında büyük İstanbul yangınında tamamen yanmış. O dönemlerde Hazine Kulesi’nin adı, “Yanan Kasır” olarak da anılmıştır.
Zindan Kulesi/Kitabeler Kulesi
Yedikule Hisarı, devlet hapishanesi olduğu dönemde, mahkûmlar tarafından zindan girişine kazılan kitabelerden adını alan bu kulede, soylu esirler, krallar, vezirler ve elçiler, 1768 yılına kadar yatmışlardır. Daha sonra padişahtan aldıkları izinle kale içinde bulunan evlerde tutsaklıklarına devam etmişlerdir. Zindanın giriş kısmındaki listede burada yatanların adları, neden burada bulundukları ve âkıbetlerini yazmaktadır. Meşhur “Yılanlı Kuyu” da bu kulenin içinde bulunmaktadır. Bu alanda yılanların bulunmasından dolayı bu isim verilmiştir.
Top Kulesi
Bu kule de diğer kuleler gibi değişik dönemlerde zindan olarak kullanılmış, mahkûmlar kalmışlardır.
Bayrak Kulesi
Yedi kule arasında en sağlam olanı, Altın Kapı’nın üstünde olan Bayrak Kulesi’dir. Kapının girişindeki sağ ve sol taraftaki kemerli tavana sahip odalar o dönemde kapı muhafızlarının odaları olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda bu kulede Osmanlı’nın sancağı dalgalanmakta olup yeniçeri askerleri nöbetler tutmuşlardır.
Trimphalis Caddesi/Fâtih Yolu
Bu cadde, seferlerden dönen imparatorların şehre törenler ile ihtişam içinde girdiği tarihî caddedir. İstanbul’un Fethi’nden sonra bu cadde “Fâtih Yolu” olarak da anılmaya başlanmıştır. Yol kenarında bulunan büyük gülleler, buraya Fâtih zamanında konulmuştur. Kazanılan zaferler sonrası orduların ihtişamla yürüyüş yaptıkları yol burasıdır.
Mescit
İstanbul’un en eski, Osmanlının ilk mescitlerinden birisidir. Fâtih Sultan Mehmet tarafından fetihten beş yıl sonra Hisarın inşâsı sırasında yaptırılmıştır.
Korkuluk Zinciri
Hisarın girişinin sağ tarafındaki duvarda duran bu zincir, Amasyalı Bayram Paşa tarafından 1635 yılında İstanbul surlarını tamir ettirdiği sırada koyulmuştur. Tamirat tamamlanınca da bu zincir aynı yerinde öylece kalmıştır.
İstanbul'un fethinden sonra devlet hazinesini ve arşivlerini koruyan, hapishane olarak kullanılan, efsaneleriyle ünlü tarihî Yedikule Hisarı/Zindanları, Yedi kuleden oluşur. Beş kulesi Bizans döneminden kalmadır. İki kulesi Fâtih Sultan Mehmet han zamanında inşâ edilmiştir. Günümüzde hem müze olarak hem de kültürel faaliyetlerde kullanılmaktadır.
Resul KESENCELİ
Yazar
Yıllar yılı bugünün hayalleri görülmüş,Şeytanı kıskandıran ne planlar kurulmuş,Karşı çıkan olursa ölüm emri verilmiş.Nasıl düşünür insan böyle bir ihaneti?Hainler ilelebet hak ediyor laneti!Gaiplerden...
Şair: Yusuf DURSUN
-Ömer Halisdemir’in aziz ruhuna-Bin beş yüz yıl akmış kana,Ne göz yumduk ne yenildik...Nasıl el kalkmış Osman’a?Biz Osman’ı nâmus bildik,Şehid düştük, darp edildik...Nizâmülmülk bir dehâydı,Haşhâşîler...
Şair: Halil GÖKKAYA
İnsan hayatta hiçbir şeyi tek başına başaramaz. Mutlaka birilerinden destek alır, yardımlaşır. Bu nedenle her başarının ardında birilerinin desteği vardır. Güzel bir bina tek kişinin gayretiyle inşa e...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
BeyitSaâdetdir o yârın uğruna cânı nisâr etmekKabâhatdır ana cân vermeyip de i’tizâr etmek(O sevgilinin uğruna can vermek âşık için mutluluk kaynağıdır. O sevgiliye can vermek yerine özür beyân etmek ...
Yazar: Resul KESENCELİ