Tarihten Bugüne İstanbul Köşk ve Sarayları
İstanbul, dünyanın en müstesna ve kadim şehirlerinin başında gelir şüphesiz. İstanbul deyince öncelikle ihtişam gelir akıllara. Çok yönlü bu ihtişamın bir yanını da bu kadim şehre mührünü vuran, tarihî köşk ve saraylar teşkil eder. Mimarî güzellikleriyle gözlere ve gönüller seyir zevki yaşatan bu sanatsal âbideler estetik açısından da zirvededirler.
Dünyanın sayılı ve gözde metropollerinden biri olan İstanbul demek biraz da onu tarihî kılan, benzerlerinden ayıran ve üstün kılan, görenlerin gözlerini kamaştıran birbirinden kıymetli köşkler ve saraylar demektir. Tarih boyunca sultanları ve ailelerini ağırlayan, Devlet-i Âliyye'nin yönetim merkezi de olan bu tarihî saraylar Osmanlı'nın karakteristik özelliklerini de yansıtmaktadır. İşte bu kadim saraylar Osmanlı'nın tarihine bizzat şâhitlik etmiştir.
Başta Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devletleri olmak üzere, Türklerde saray mimarlığı oldukça yaygın ve eski bir mimarlık dalıdır. Mâzisi çok eskilere dayanan saray mimarlığı 19. yüzyıllara kadar yaygın olarak devam etmiştir.
Osmanlı Devleti'nin 624 senelik serencamında padişahların, devletin geleceğine dair mühim kararları aldığı ve devleti fiilen yönettiği sarayların büyük bir anlam ve önemi vardır.
Bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti, birbirinden seçkin ve kıymetli saraylarıyla dünyada haklı bir şöhret bulmuştur. Bu saraylar arasında başta Topkapı Sarayı olmak üzere; Yıldız Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı ilk akla gelenlerdir. Bunlara İstanbul dışında yer alan Edirne Sarayı'nı, Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesi sınırları içinde yer alan İshak Paşa Sarayı'nı, Osmanlı'nın ilk sarayı olarak görülen ve Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olarak bilinen Bursa'da bulunan Bey Sarayı'nı ekleyebiliriz.
Osmanlı'nın Dört Asırlık Kadim İdare Merkezi: Topkapı Sarayı
"Devlet-i ebed müddet" olarak vasıflandırılan, mazlumların umutlarını yeşerten Osmanlı Devleti'nin yönetim merkezlerinin başında hiç şüphesiz ki, Topkapı Sarayı gelmektedir. Tarihî Yarımada üzerinde inşâ edilen bu devasa saray, yüzyıllarca (380 yıl) dünyaya hükmetmiştir. Gelmiş geçmiş birçok padişahın evi ve ofisi olan bu yapılar topluluğu tabir caizse Osmanlı'nın kalbi mesabesindeydi. 400 yıl boyunca kullanılan bu muhteşem saray nice tarihî karara tanıklık etmiştir. Burası zamanın durduğu, tarihin konuştuğu müstesna yerdir.
Muhteşem bir yer olan Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyûn, Bâbüsselâm ve Bâbüssaâde adı verilen üç ana kapı ile dört avlu, Harem ve Hasbahçeler’den oluşmaktadır. Sarayın etrafı, Sûr-ı Sultanî denilen bin dört yüz metre uzunluğunda yüksek bir duvarla çevrilmiştir.
Bizanslılar zamanında Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde yıkıntı hâlindeki Akropolis Tapınağı ile Ayasofya Kilisesi’nin papazlarına ait evler vardı. Gülhane Parkı’nda ise kışla ve cephane ambarları bulunmaktaydı. Sarayburnu’nda Hagia Barbara Kapısı ve Gotların sütunu vardı. İşte Topkapı Sarayı bu binaların bulunduğu alanda inşâ edildi.
İstanbul'un Fatih'i II. Mehmed, 13 yılda tamamlanan bu saraya Saray-ı Cedit (Yeni Saray) ismini vermiştir. İnşaat tamamlanır tamamlanmaz Bâyezîd’deki Eski Saray’dan buraya taşınmıştır. Söz konusu saray "Saray-ı Amire", "Südde-i Saâdet" ve "Der-i Devlet" gibi isimlerle de anılmaktadır. Buraya Topkapı Sarayı adının verilişi XIX. asırda olmuştur.
Osmanlı'nın idare merkezi olan Topkapı Sarayı, İstanbul’da Haliç, Boğaziçi ve Marmara’ya hâkim olan Sarayburnu’nda yer alan binalardan meydana gelmektedir. 1465-1478 yılları arasında Fatih Sultan Mehmed tarafından inşâ ettirilmiştir. XIX. yüzyılın ortalarına kadar gelişerek bugünkü şeklini almıştır. Hânedan üyeleri, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülmecid’in Batı mimarîsi tarzında inşâ ettirdiği Dolmabahçe Sarayı’na taşınmış, fakat Topkapı Sarayı kıymetini hiçbir zaman yitirmemiştir. Saltanatın son yıllarına kadar cülûs ve cenaze törenleri burada yapılmıştır. Yine Ramazan ayının on beşinci günü gerçekleştirilen Hırka-i Saâdet ziyaretleri için padişahlar Topkapı Sarayı’na gelmişlerdir.
700 dönüm arazi üzerinde kurulmuş olan Topkapı Sarayı'nın en önemli ve ilgi çekici kısmı Mukaddes Emânetler'in bulunduğu (sergilendiği) bölümdür. Burada dünyanın en kıymetli eşyaları bulunmaktadır. 1517 yılındaki Mısır Seferi’nin ardından İstanbul’a getirilen kutsal emanetler, 508 yıldır Topkapı Sarayı’nda büyük bir ihtimamla korunuyor.
Yıldız Sarayı, Osmanlı'nın Başkent İstanbul'daki Önemli Bir İdare Merkezidir.
Altı asır boyunca dünyaya adâlet dağıtan Osmanlı Devleti'nin ihtişamını yansıtan en büyük ve en görkemli saray Topkapı Sarayı olsa da, Yıldız Sarayı da ondan sonraki saraylar içerisinde apayrı bir önem ve yer teşkil eder. Bu saray, zamana tanıklık eden ve Osmanlı'yı 33 sene idare eden II. Abdülhamit Han tarafından uzun yıllar boyunca kullanılmıştır.
İstanbul Boğazı’na ve Marmara’ya hâkim yüksek bir arazi üzerine inşâ edilen Yıldız Sarayı, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’da yaptırdığı son büyük saraydır. Genel vaziyet plânı bağlamında doğuda saray (devlet yönetimi ve harem)-batıda Cuma Camii (Yıldız Hamidiye Camii) kurgusuyla Türk-İslâm saray mimarîsi geleneğini sürdürmektedir. 500.000 m2 alana sahip olan Yıldız Sarayı, 3 büyük kısımdan meydana gelmektedir. Birincisi devlet yönetimini ilgilendiren yapıların bulunduğu asıl saraydır, ikincisi Sultan’ın kendisine ve haremine ait olan husûsî bölümdür, üçüncü bölümü ise dış bahçe ve çevre yapılar oluşturmaktadır. Dış bahçe denilen yer, bugünkü Yıldız Parkı’dır. Saltanat döneminde saraya mahsus olan bu büyük park, günümüzde halka açıktır. Devrinde birçok köşklerin ve yapıların bulunduğu bu kısımdan günümüze sadece Çadır, Malta ve Şale köşkleri ulaşmıştır.
Sultan II. Abdülhamit Han tarafından uzun yıllar boyunca Osmanlı'nın yönetim merkezi olarak kullanılan Yıldız Sarayı, onun dışında çok fazla tercih edilmemiştir. Sultan II. Abdülhamid’den sonra tahta geçen Sultan V. Mehmed Reşad, daha çok Dolmabahçe Sarayı’nda ikamet etmiştir. 4 Temmuz 1918 tarihinde tahta çıkan son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin ise II. Abdülhamid gibi Yıldız Sarayı’nda ikamet etmeyi tercih etmiştir. Fakat bu saray Sultan Vahdeddin'e hiç de iyi gelmemiş, Osmanlı'nın sonunu burada görmek durumunda kalmıştır. Sultan Vahdeddin, Mustafa Kemal Paşa’ya 9. Ordu Müfettişliği vazifesini burada, ağabeyi II. Abdülhamid’e hal’ kararının tebliğ edildiği odada vermiştir.
Beylerbeyi Sarayı, İstanbul Puzzle’ının Önemli Bir Parçası Olma Özelliğini Koruyor.
Dünkü ve bugünkü örneklerine asla benzemeyen, dünyaya huzur ve sükûn getiren, hakkı ve hukuku daima muhafaza eden bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti'nin, İstanbul'un siluetine zenginlik kazandıran saraylarından biridir Beylerbeyi Sarayı. Aynı ismi taşıyan semtte bulunan ve yazlık saray olarak kullanılan, görünüşüyle bir bibloyu andıran bu özgün ve güzel saray, İstanbul'un iki yakasını bir araya getiren Boğaziçi/15 Temmuz Şehitleri Köprüsü'nün Anadolu yakasındaki ayaklarının yanında ve yakınında yer almaktadır. Şehrin tarihî güzellikleri arasında önemli bir yer teşkil eden bu kadim saray, dünyanın en eski ve en güzel metropollerinden biri olarak gösterilen İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bulunmaktadır. İhtişamından bir şey kaybetmeyen bu tarihî bina, bugünlerde müze olarak ziyaretçilere hizmet vermektedir. Bu güzel saray, İstanbul puzzleının önemli bir parçası olma özelliğini koruyor.
Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın buradaki yalısından dolayı "Beylerbeyi" adını alan bu semtte inşâ edilen Beylerbeyi Sarayı, Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından yaptırılmış, Hicrî 1281 senesi Zilkade ayının 25. cuma günü açılmıştır. Saray ana binası, bodrumu ile birlikte üç katlıdır ve saray 24 oda, 6 salondan oluşur.
Beylerbeyi Sarayı sadece görünen mermer binadan ibaret değildir. Ana binanın dışında Beylerbeyi Sarayı’na bağlı birçok ek yapılar ve bahçeler de mevcuttur. Bunlar arasında Mermer Köşk, Sarı Köşk, Ahır Köşkü, Saray Bahçeleri ve Deniz Köşkleri sayılabilir.
Boğaz'ın incilerinden biri olan Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde çok sayıda aslan heykeli vardır. Yine sarayın bahçelerindeki bambu koruluğu dikkat çeker. Bu bambular bir sahil sarayı olan Beylerbeyi Sarayı'nın rutubetten korunması için dikilmiştir.
Beylerbeyi Sarayı, Sultan II. Abdülhamid Han'ın ölümüne tanıklık ettiği için fevkalâde hüzünlüdür. Sosyal ve siyasî hikâyelere mekân olduğu için de gizemlidir. Bu saray, Boğaz'ın kıyıcığında o bembeyaz görünüşüyle nazenin bir gelini andırmaktadır. Hülâsa Beylerbeyi Sarayı acısıyla, tatlısıyla, onurlu ve dik duruşuyla zamanın tanığıdır.
Çırağan Sarayı, Osmanlı'nın Mimarî Açıdan Avrupa’ya Yöneldiğini Gösterir
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde inşâ edilen ve modern mimarî esintilerini yansıtan bir görünüme sahip olan saraylarından biri Dolmabahçe Sarayı, diğeri ise Çırağan Sarayı'dır. Bu iki saray Osmanlı'nın kültür ve medeniyet olarak da Batı'ya evrildiğini gösterir.
Osmanlı Devleti, İslâm kültürünün etkisinde zengin bir kültür ve medeniyet inşâ etmiştir. Bu medeniyet her alanda kendisini göstermiştir. 17. yüzyılda başlayan yeniliklerin (Batılılaşmanın) sanatta ve özellikle de mimarîde yansıması görülmeye başlanmıştır. Böylelikle Osmanlı sanatı Batılılaşma sürecine girmiştir. Bu Batılı eğilim III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde saray mimarîsinde uygulanmıştır. II. Mahmud'un yaptırdığı Eski Çırağan Sarayı, oğlu Abdülmecid'in yaptırdığı Dolmabahçe ve II. Mahmud'un oğullarından Abdülaziz'in yaptırdığı Yeni Çırağan Sarayları, Osmanlı saray mimarîsindeki klâsik tarzın geride kaldığını ve Batılı bir çizgiye oturtulduğunu göstermektedir.
Bugünkü Çırağan Sarayı zaman içerisinde birçok değişim ve dönüşümlerden geçerek bugünlere gelmiştir. Yangından suikastlara kadar pek çok talihsizlikler yaşamıştır.
Çırağan Sarayı tarihî süreçte iki kez inşâ edilmiştir. Sultan III. Selim'den sonra tahta geçen II. Mahmud, büyük bir saray yaptırmak istemiş, binanın mimarlık görevini Ebniye-i Hassa Müdürü Abdülhalim Bey'e vermiştir. Sarayın inşâsına 1834 yılında başlanmıştır. Sultan II. Mahmud, Çırağan Sarayı'nı bitmiş hâliyle göremeden 1839 yılında vefat etmiştir. Söz konusu sarayın inşâatı 1841'de tamamlanabilmiştir. II. Mahmud'un ölümünden sonra tahta geçen Abdülmecid, kızı Naime Sultan'ın 1840'daki doğum şenliğini Çırağan Sarayı'nda yapmıştır. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe Sarayı'na taşınana kadar 16 sene boyunca Çırağan Sarayı'nda kalmıştır. Daha sonra saray farklı amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır.
Dolmabahçe Sarayı, Tezyinat Açısından Batı Mimarîsinin Modern Bir Yansımasıdır
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde yapılan ve modern mimarî esintilerini yansıtan bir görünüme sahip olan saray Dolmabahçe Sarayı'dır. Bu saray Devlet-i Âliyye'nin İstanbul'daki üçüncü yönetim merkezidir. (Diğerleri Topkapı ve Yıldız Saraylarıdır.)
Malûm olduğu üzere 19. yüzyıl, dünya genelinde değişim ve dönüşümün başladığı yenilikçi bir yüzyıl olmuştur. Osmanlı da bu değişim ve dönüşüme uyarak modern çizgileriyle dikkat çeken Dolmabahçe Sarayı'nı yönetim merkezi olarak tercih etti. Abdülmecid'in yaptırdığı bu eser, Osmanlı'nın modernleşmeye ayak uydurduğu bir saray olarak dikkat çeker.
İşlevsiz hâle gelen Beşiktaş Sahil Sarayı yıktırılarak yerine 31. Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından Dolmabahçe Sarayı yaptırılmıştır. Bugünkü Dolmabahçe Sarayı'nın inşâsına 13 Haziran 1843 tarihinde başlanmış, çevre duvarlarının tamamlanması ile birlikte fiilî açılışı 7 Haziran 1856 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
Mimarî plânlama açısından Türk-İslâm saray geleneğini sürdüren Dolmabahçe Sarayı, tezyînât (süsleme) açısından Batı mimarîsinin modern bir yansımasıdır. Osmanlı'nın modern yüzünü yansıtan bu saray, kasırlar ve bağımsız yapılar hâlinde değil, bütünleşik bir yapıdadır.
Bütün ihtişamıyla günün 24 saatinde yanı başındaki Boğaz'la söyleşen (sırlarını âdetâ onunla paylaşan), taşların sanat eserine dönüştüğü Dolmabahçe Sarayı, büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış Boğaziçi'nin modern tezyinatıdır. Boğaz boyunca sıralanan yapılar içerisinde bambaşka bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir o. Osmanlı'nın son büyük ihtişamının yansıması olan bu muhteşem saray, Osmanlı'nın ekonomik anlamda darboğazda olduğu bir zamanda yaklaşık beş milyon altına yaptırılmıştır. Bu saray sadece bir ihtişamın yansıması değil, modern hayata geçişin de müşahhas bir simgesiydi.
Bugün bir metropol olan kadim İstanbul şehri, köşk ve saraylarıyla da misafirlerine mimarîlerin en güzelini göstermekte, başka şehirlerden farkını açıkça ortaya koymaktadır.
M.Nihat MALKOÇ
Yazar
Dünyaca ünlü çinileri, Ayasofya'sı ve gölüyle Bursa'nın alâmet-i fârikalarından biridir İznik. Zira, İznik deyince Bursa, Bursa deyince de İznik akıllara gelir. Bu güzel ilçe, dünyada eşine az rastlan...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Ne AmerikaNe AvrupaNe RusyaİnsanlığınBaba eviAna eviOrda bir araya gelmiş ebeveyniNe ÇinNe MaçinNe de başka kıt'aEn büyük ana karaMedeniyetlerin beşiğiHakikatlerin eşiğiİlle de Asyaİlle de AsyaArabist...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
Denizde yüzen balık, gökte uçan ebâbil,Yaratılmış ne varsa rızkına Allah kefil,Yeri başka insanın, o yeryüzünde vekil…En şerefli makâma kullukla ulaşılır,Nefsin engebeleri şükrederek aşılır.Akıl gemid...
Yazar: İsmail Adil ŞAHİN
Eyyûp Sultan ve Civarı İstanbul'un Kalbi MesâbesindedirEyyûp Sultan deyip de geçmemek lâzım. İstanbul'un rûhu ve kalbidir Eyyûp Sultan. Bu şehrin tarihinin ve talihinin ön sözüdür (mukaddimesi) tarihe...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ