Sûfîlere Göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Ömrüne Yemin Edilmesi
İş’arî tefsir geleneğinin muteber eserlerinden Letâifü’l-İşârât’ta Abdulkerim Kuşeyrî (ö. 465/1072) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilmesi ile ilgili şöyle söylemektedir: “Şerefi ona tahsis etmek ve onu diğer yaratılmışlara üstün tutmak için hayatına yemin etti. Kendi zamanında onun hayatından daha şerefli bir hayat olmadığı için hayatına yemin etti.”[1] Ayrıca Kuşeyrî, Uyûnü’l-Ecvibe fî fünûni’l-esile adlı eserinde âriflerde kabz ve bast hâlinden hangisinin daha sık görüleceğine dair soruya cevaben Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin eden âyete atıf yaparken “Elbette sen öleceksin.”[2] âyetini de zikretmektedir.[3] Kuşeyrî zıt iki kavram olan kabz ve bastı açıklamak için Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şahsında zıt iki konuyu bir araya getirerek bir taraftan ömrü bir taraftan ölümü zikretmektedir. Buna göre ârifler genellikle temkin ehli iken kabz hâline de bast hâline de uğrayabilirler. Zira Cenâb-ı Hak bir yerde âriflerin en ârifi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ömrüne yemin ederken bir başka âyette onun ömrünün son bulacağını belirtmektedir.
Temhîdât adlı eserinde Aynülkudât el-Hemedânî (öl. 525/1131) ise bahse konu yemine özgün bir perspektiften bakmaktadır. Buna göre peygamberler (aslında bütün insanlar) Allah’ın adına ve sıfatlarına yemin ederlerken Allah; Hz. Muhammed (s.a.v.)’in rûhuna, başına ve yüzüne yemin etmektedir. Takdir edileceği üzere rûh, baş ve yüz bir şahsın kendine özgülüğüne ve zâtına atıf yapmak için kullanılan unsurlardır. Ayrıca bu yemin, Hz. İbrahim ve Hz. Musa gibi diğer bazı peygamberler Hakk’a talip iken Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Hakk’ın matlûbu olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Hemedânî sadece Hz. Muhammed (s.a.v.)’in değil “Allah, onları sever onlar da Allah’ı sever.”[4] tavsifine mazhar olmuş kişilerin matlûp sınıfına dâhil olduğunu belirtmektedir.[5]
Sûfîler arasında konuyu en geniş şekilde ele alan ve yorumlarındaki özgünlüğü ile temâyüz eden Rûzbihân Baklî (öl. 606/1209) ise tasavvuf ehlinin varlık nazariyesine dair görüşlerine atıflarda bulunarak le ‘amruke ifadesini metafizik alana taşır:
“Yani, kıdem tecellîsiyle yoktan var ettiğim ruhunun hayatına. Varlığa gelmesinden sonra müşâhedemde görülen ömrüne. Aynı şekilde zamanlar zaman değilken ve felekler hareket etmezken gayb ilmindeki Mustafevî nurların ömürlerine. Kibriya çadırında beni ziyaret ederdi ve (ziyaretin) zamanı sayılamazdı. Çünkü zamanı, zaman ve mekânın olmadığı bir zamandır. Onu kudretimle var ettim ve kudretimin mekânlarında kudretimle sakladım. Veya sıfatlarımın nurunu bilen ve Zât’ımın müşâhedesini idrak eden nurlarının ömrüne. Şu ömürler ne güzel ömürlerdir. Ya da rubûbiyet dîvânındaki ömrüne, yakınlığımdaki makamına, Miraç’taki ve bana vasıl olduğun zamandaki müşâhedenin güzelliğine. Yani müşâhedemin güzelliğinde daima kalacak ömrüne. Öfkenin darbeleri ya da zamanın tahribatının saldırısına uğramamış ömrüne. Hayatımın sendeki tecellîsinden senin için yarattığım hayatına. Zîrâ bu hayat, baban Âdem'e üflediğim rûhumun ruhudur. Hakk’ın Âdem’e üflediği rûh, Âdem’i ve diğerlerini yaşatan senin hayatınla idi. Onlar senin hayatından idi, rüyetleri ise bilinmezlik perdelerinde ve ‘amânın sarhoşluğunda idi.”
“Bazıları demişlerdir ki, ömrüne yemin olsun demek, müşâhedemdeki sırrının imâretine ve bütün yaratılmışlardan kesilmene yemin olsun demektir. Nuri demiştir ki ‘halk arasında sana tahsis ettiğim hayatına. Onlar ruhla hayat buldular, seni benimle canlı kıldım. Senin bekan benim bekama bağlıdır. Çünkü sen benimle bakisin.’ Cafer demiştir ki, ‘Senin hayatına yemin olsun ya Muhammed! Çünkü senin bize vesile ve delil oldukların hariç herkes gaflet sarhoşluğunda ve uzaklık perdesindedir.’ Kureşî demiştir ki ‘Allah Muhammed (s.a.v.)’in hayatına yemin etti ve le ‘amruke dedi. Çünkü onun hayatı Allah’la idi. O Hakk’ın kabzasında, yakınlık örtüsünde, inbisatın şerefinde ve infak makamında idi.’ Onun hayatına yemin etti ve le ‘amruke dedi. Yani senin gibisinin hayatına yemin olur. Çünkü herkes kaydı ama sen kaymadın. Herkes azgınlaştı ama sen azgınlaşmadın. Herkes istedi ama sen istemedin. Hatta sen istemeden biz icâbet etmeye başladık. Senden önceki yaratılmışların hayatı senin hayatınladır. Senden sonrakiler de senin hayatınladır. Çünkü sen hiçbir şekilde bizden ayrılmayan hayatımızla hayattasın. Harrâz dedi ki ‘Onu yarattıklarına vasfetti, onu halkından iyiliği ile gizledi.’”[6]
Rûzbihân Baklî’nin yorumları, ilgili yemini varlık nazariyesi zeminine taşımakta ve hakîkat-i Muhammediyye fikrine işaret etmektedir. Her ne kadar Baklî, hakikat-i Muhammediyye fikrinden ilk bahsedenler arasında zikredilse de[7] ilgili fikrin bu âyetle istişhad edilmesi son derece özgündür. Rûzbihân Baklî’nin yaptığı yorumlar ve aktardığı görüşler halinde tahlil edilecek olursa:
[1] Abdülkerîm Kuşeyrî, Tefsîru’l-Kuşeyrî el-müsemmâ Letâifü’l-işârât (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2007), 2/142.
[2] 39/Zümer, 30.
[3] Abdulkerim Kuşeyrî, Uyûnu’l-Ecvibe Fî Funûni’l-Esile Tasavvuf Nedir, çev. Yüksel Göztepe (İstanbul: İnsan Yayınları, 2023), 127.
[4] 5/Mâide, 54.
[5] Aynulkudât Hemedânî, Temhîdât Aşk ve Hakikat Üzerine Konuşmalar, ed. Halil Baltacı (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2017), 25-26.
[6] Rûzbihân el-Baklî, ʿArâisü’l-beyân fî hakâikı’l-Kurʾân (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2008), 2/298-299.
[7] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 04 Nisan 2025).
[8] “Hz. Peygamber’in sıklıkla kullanılan lakaplarından birisi de Nûru’l-Hüdâdır. Onun vahiyle ilk muhatap olduğu dağ, Nur Dağı’dır. Onun kabrinin bulunduğu şehir de Medine-i Münevvere ismini taşımaktadır.” Nuran Döner, Sûfîlere Göre Hz. Peygamber (İstanbul: İnsan Yayınları, 2014), 25-26.
[9] Gazzâlî, İhyâu ‘Ulûmi’d-Dîn, çev. Ahmed Serdaroğlu (İstanbul: Bedir Yayınevi, 1975), 2/7.
[10] Seyyid Yahya Şirvânî, Şifaü’l-esrar, haz. Mehmet Rıhtım (İstanbul: Sufi Kitap, 2020), 308.
Hamit DEMİR
Yazar
Bundan 50 yıl kadar önce ülkemizde yaşayan insanların dinlerini öğrenmek istediklerinde mürâcaat edecekleri eserlerin sayısı oldukça azdı. Mevcut kitapların pek çoğu Arap dünyasından veya Pakistan’dan...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
Ellerim boş yüzüm karaNere gidem senden başkaGeniş iken düştüm daraNere gidem senden başkaDünya bizi çekti toraNefis katlanmıyor zoraİstemem mülk ile paraNere gidem senden başkaSen yarattın cism ü can...
Şair: Ramazan PAMUK
Fıtratı itibariyle asker bir millet olan Türkler, her zaman savaşa hazır olmuşlardır. Bu durum şüphesiz ki onların savaşı çok sevmiş olduklarını göstermiyor. “Alp” tipinin müşahhas örneği olan Türkler...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
İslâm düşünce geleneğinde insan; yalnızca biyolojik bir canlı ya da dünyevî arzularını tatmin etmeye çalışan sıradan bir varlık değildir. Aksine o, gökler ile yerin, rûh ile bedenin, soyut ile somutun...
Yazar: Ramazan ALTINTAŞ