Sabır ve Rıza İklimi
Hayat, sevinçler kadar imtihanların, neşe kadar hüznün, lütuf kadar kahrın da tecelli ettiği bir mânevî olgunlaşma mektebidir. İnsanoğlu bu yolda yürürken zaman zaman fırtınalarla, hastalıklarla, beklenmedik sıkıntı ve dertlerle karşılaşır. Önemli olan, bu çetin yollardan geçerken kalbin duruşunu bozmamak, fırtınalar karşısında kökleri derinlere uzanan bir iman kalesi olabilmektir. Tasavvuf geleneğinde sabır, sadece acıya katlanmak değil; Hakk’tan gelen her şeyi bir lütuf bilerek rızâ göstermektir. Bu kutlu irfan yolunun günümüzdeki asırları aydınlatan sembol şahsiyetlerinden Osman Hulûsi Efendi, eserlerinde ve hayatıyla tam da bu teslimiyet bilincini bizlere miras bırakmıştır.
Hulûsi Efendi’ye göre başa gelen belâ, musibet veya hastalıklar, kulun sabır testinden geçerek ehl-i irfan olmasının birer vesilesidir. O, sıkıntılara maruz kalan dervişlerine yaşananları "celâl tecellilerinin bir yansıması" olarak görmelerini öğütlemiştir. Bir mektubunda bu hakîkati şöyle özetler:
“Belânın senden hoşnutlukla sâhibü’l-belâya varması içün zuhûra gelen belâdan râzî ve hoşnud olmaklığın elzemdir.”
Kadere inanan mü’min, her işin arkasında ilâhî bir hikmet arar. Başına gelenleri telâş ve hayıflanmayla karşılamak yerine, "Bunun da bir hikmeti vardır." diyerek sükûneti seçer. Çünkü bilir ki, kulun vazifesi tedbiri elden bırakmamak, sonrasında ise tam bir teslimiyetle hükme razı olmaktır.
Hulûsi Efendi de ömrü boyunca çeşitli sıkıntılarla ve uzun soluklu hastalıklarla imtihan edilmiştir. Hastane odalarında geçen günlerinde kendisine refakat eden bir yakınının, "Efendim, bu gibi sıkıntılar bütün pîrlerde de vuku bulmuş mudur?" sorusuna verdiği cevap, tasavvufi sabrın zirvesini gösterir:
“Cenâb-ı Allah (c.c.), en büyük eza ve cefayı Habibine, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’e verdi. Ondan sonra enbiyalarına, ondan sonra da evliyalarına verdi.”
Kendisi için hiçbir talepte bulunmayıp "Ne diyelim, Rabb’imiz bizi görüyor." diyen Hulûsi Efendi, Hz. Zekeriyya'nın çile dolu kıssasıyla sabrın sınırlarının ne kadar geniş olduğunu hatırlatır. Hakîkat güllerini derebilmek, acıları bal eylemek, dünya ve âhiret saâdetine erebilmek ancak bu çetin sabır testinden alın akıyla geçmekle mümkündür.
Bu kutlu irfan yolunun asırları aydınlatan sembol şahsiyetlerinden Osman Hulûsi Efendi, eserleri ve örnek hayatıyla tam da bu teslimiyet bilincini bizlere miras bırakmıştır. O, sıkıntılara marûz kalan dervişlerine yaşananları "celâl tecellilerinin bir yansıması" olarak görmelerini öğütlemiş, başa gelen her belâ ve iptilâyı ilâhî birer ihsan kabul etmiştir.
Bugün bizler de hayatın koşturmacası içerisinde yorulduğumuz, umutsuzluğa kapıldığımız ya da imtihanlarla sarsıldığımız anlarda Hulûsi Efendi’nin rehberliğine muhtacız. Gelin, başımıza gelen her hadiseyi Hakk’tan gelen bir ihsan bilip sabra sarılalım; acıyı tatlandırmasını, zorluğu kolaylaştırmasını bilen Rabb'imize sığınarak gönül mihrabımızda huzuru bulalım.
Sabırla, rızayla ve teslimiyetle...
Kemal DEMİR
Yazar
İstanbul, asırlar boyunca medeniyetimizin incisi, estetik anlayışımızın ve mimarî zarâfetimizin en görkemli tecelligâhı olmuştur. Bu aziz şehir; camileri, külliyeleri, surları ve saraylarıyla bir devr...
Yazar: Kemal DEMİR
İstanbul’un kalbinde, dalgaların ritmiyle mermerin suskunluğunu buluşturan öyle mekânlar vardır ki, onlar sadece mimarî birer gövde değil; zamanın, edebiyatın ve insan rûhunun taşa bürünmüş hâlidir. B...
Yazar: Kemal DEMİR
Gireceksen bir yola, bir iddian olmalıHaydi durma sevdanın, deryasına dal da gelDertsiz insan olur mu, derdin yoksa kendineGit pazardan pahalı, bir dert satın al da gelYol yürünmez yoksa aşk, yarım ka...
Şair: Celalettin KURT
Zamanın sessiz sedâsız aktığı bir çağda, kelimelerle dertleşen, mısralarla hakîkatin izini süren bir gönül eri vardı: Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş Efendi (k.s.). Onun adı, sadece bir şairin yahut bir m...
Yazar: Kemal DEMİR