Özdeyişlerin Unutulmayan Yazarı Mehmed Selâhaddin Şimşek
Edebiyat, fikir, kültür ve sanat dünyamızda vefâ duygusunu ayakta tutanlara ne mutlu! O bahtiyarlar zümresine selâm olsun! Mehmed Selâhaddin Şimşek bugün hâlâ hatırlanıyorsa bunu büyük ölçüde iki yakın dostuna Cihat Zafer’e ve Fahri Tuna’ya borçluyuz. İyi ki, varlar. Ve iyi ki, bizi nisyandan, gafletten, unutuş ayıbından kurtarıyorlar.
Gönül adamlarının gözünde bir efsane adam olan Mehmed Selâhaddin Şimşek hakkında bir anma kitabı yayımlanacağını duyduğumda çok sevindim. Üstelik bu kitabı merhumun azîz dostu Fahri Tuna’nın da aralarında olduğu bir komisyon hazırlayacaktı. Bana da görev verildiğinde bu ‘ev ödevi’ne hazırlık yapmaya başladım. Mehmed Selâhaddin Şimşek ile eskilerin tabiriyle ruberu yani yüz yüze görüşmek nasip olmamıştı. Onu sadece eserlerinden tanıyordum. Dolayısıyla benim bu naçiz satırlar, diğer dostlarımın kıymetli yazılarına göre sathi olacaktır, okuyuculardan af dilerim.
Mehmed Selâhaddin Şimşek, benim için önce Ş. idi sadece. Bir rumuzu ve sembolü andıran bu müstear isim kime aitti, sahibi kimdi, bilmiyordum. Ama delikanlılık yıllarımda Sakarya’da çıkan ve sıkıca takip ettiğim Zafer dergisinin en çok sevdiğim imzalarındandı Ş. yazıları. Kısa özlü özdeyişlerden, veciz sözlerden ve düşündüren kelâmlardan meydana geliyordu daima. Bu gözde sayfa, genelde derginin arka kapağında, arka kapağın iç sayfasında güzel bir resimle yer alıyordu. Kısacık bir söz demeti için bu kadar sayfa ayrıldığına göre demek ki, derginin en prestijli, en itibarlı yazarlarındandı Ş.’nin kendisini merak ediyordum ama ücra yerden, taşradan bunları bilebilmek, öğrenebilmek mümkün mü?
Yıllar sonra Ş.’nin Mehmed Selâhaddin Şimşek’in soyadının ilk harfi olduğunu öğrendiğimde hem şaşırdım hem de bu yüksek tevâzuûna imrendim, hatta hayran kaldım. Öyle ya derginin kocaman sayfasında pekâlâ “Mehmed Selâhaddin Şimşek” adı iri puntolarla verilebilirdi. Ama hayır! Herkesin ismini ve resmini cilalayıp parlattığı bir garip dönemde yazarımız, tevâzu zırhına bürünüyordu. İsmini ve cismini saklıyor, felaket çağının kibir oklarına ve amansız hücûmuna bu şekilde mahviyetle karşı koyuyordu.
Yıllar önceydi. Mehmed Selâhaddin Şimşek’in vefatından sonra ESKADER olarak bir anma toplantısı yapmamızın gerekli olduğunu düşünmüştüm. Sınırlı bir çevrede tanınan ama edebiyat camiasının mahrum kaldığı Ş.’yi daha yakından tanıyabilmek ve herkese tanıtabilmek amacıyla yapılmalıydı bu toplantı. Ve hâliyle derginin çıktığı Sakarya yaranına mürâcaat ettim ilkin. Sağ olsunlar, hiçbiri kırmadı. Cihat Zafer, Selim Gündüzalp, Serhat Demirel ve Fahri Tuna, Murat Başaran ve Muammer Erkul ve diğer dostları, tanıyanlar… 2016’nın ilk aylarında düşünmüştüm toplantıyı. Hazırlıklara başladık. Cihat Zafer’in tavsiyesiyle Mustafa Özcan’ı da davet etmiştik. Zîrâ merhum hakkında “İçimizdeki Ebu Zer” başlıklı bir yazı kaleme almıştı.
Ş.’nin Zafer Yayınları arasında, Özdeyişler adıyla basılan ince kitabını görmüştüm. 1999 yılıydı ve derginin Genel Yayın Yönetmeni Selim Gündüzalp’in öncülüğünde hazırlanmıştı. Kitaba o kadar çok sevinmiştim ki… Zîrâ talebelik yıllarımda tane tane okuduğum mücevher özdeyişlerin neredeyse tamamı bu eserin içinde yer almıştı.
Unutulmaz Özdeyişler Hazinesi
Mehmed Selâhaddin Şimşek’in her özdeyişi kıymetliydi. Zîrâ bir kuyumcu titizliğiyle düşünülmüş, hazırlanmış, tasarlanmış, işlenmiş ve okuyucuya zarif bir pakette sunulmuştu. Ama bazıları vardı ki, hakîkaten derindi ve çarpıcıydı. Kalbe ve rûha dokunuyordu. İşte onlardan biri: “Ana sıcağından mahrum kalanları, hayatları boyunca hiçbir güneş yeterince ısıtamaz.” Peki, çocuklarının geleceğini kavrayamayan ebeveynler hakkındaki şu söze ne demeli: “Çocuklarına istikballerini kazandıralım derken ebediyetlerini kaybettiriyorlar…” Ve düşündüren, aklımızı hizaya getiren vecize: “Saygı görmek istiyorsan saygıdeğer ol… Çakıl taşlarını kolye yapmazlar…” Tarihin imbiğinden süzülen şu söz de ne kadar manidardır: “Nice ışık saçanlar yangın çıkartmakla suçlanmışlardır!” Düşünen ve düşündüren adamdı Şimşek. Soy ismiyle müsemmaydı. Sözleri yıldırım gibi çakar ve her yeri aydınlatırdı. Tefekkür deryasına kalpleri, ruhları, gönülleri ve dimağları daldıran, iman hakîkatinin tezâhürü olan altın sözlerinden birisini daha okuyalım mı: “Göklere giden yolu bulmak isteyenler, Allah’ın Elçisi’nin yerdeki ayak izlerini takip etsin.”
Unutulamayan Akşam
“Çağı Sorgulayan Adam Mehmed Selâhaddin Şimşek” başlıklı toplantımız, 14 Nisan 2016 Perşembe gününün akşamında o sıralarda Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği olarak “Bâbıâli Sohbetleri”ni düzenlediğimiz Cağaloğlu’nda Alay Köşkü Caddesi üzerindeki Timaş Kitap Kahve’de gerçekleşmişti. Özel, unutulmaz bir geceydi. Akıl ve kalbin buluştuğu, hisli insanların bir araya geldiği vefâ ve kadirbilirliğin zirveye çıktığı muhteşem gece... Konuşmalar yapıldı, hatıralar anlatıldı, hatta gözyaşları döküldü ve Mehmed Selâhaddin Şimşek, rahmetle, hürmetle, muhabbetle, şükranla yâd edildi. Fakirin yönettiği 287. toplantımızdı bu. Hüzünle neşenin harmanlandığı hakîkaten mânâlı bir gece olmuştu. Bazen yüzlerde tebessüm çiçekleri açıyor, bazen de gözler gayrı ihtiyarî yaşarıyordu. Geceye anlam katıp mühür vuran, Mehmed Selâhaddin Şimşek’e duyulan müşterek sevgi, şükran ve hürmetti.
Yazarlar, fikir ve sanat adamları vefat etseler de eserleri, fikirleri ve dostları sayesinde aramızda yaşamaya devam ediyorlar. Ş.’nin ardından yazan kalem erbabı Cihat Zafer, Serhat Demirel, Fahri Tuna, Mustafa Özcan, Murat Başaran ve diğer dostları yaşadıkça Mehmed Selâhaddin Şimşek aramızda soluk alıp vermeye devam edecektir şüphesiz. Buna yürekten inanıyorum. Vefâlı yüreklere selâm olsun!
Biliyorum bu metin, hüzünlü ve ciddiyeti ağır basan bir yazıya dönüştü. Ama hayat biraz da nükteden, şakadan, latîfeden ibaret değil mi? Öyleyse kıymettar düşünceleriyle her zaman hatırlayacağımız ama güler yüzle de anacağımız dost zatı, tatlı bir hatıra ile yâd edelim:
Yürüyen Kravatlar
Fahri Tuna, Kırkikindi kitabında Mehmed Selahattin Şimşek’in portresini ve yaşanmışlıkları anlatırken kendisiyle yaptığı sohbette, bir ara çok sevdiği kravatlarının başına geleni anlatıyor. Bu ilgi çekici hatırayı okuyalım:
“Devam etti anlatmaya: ‘Vakit gecenin üçü dördü, yatağımdan uzanmış kitap okuyorum, (Selâhaddin Abi’nin oturduğu ev, dokuz yüz elli yedi depreminden sonra rahmetli babası Cevdet Hoca’nın bahçelerine inşâ ettiği yer eviydi.) Mütemadiyen sigara içtiğimden pencere de açık. Kitaba dalmışım, açık pencereden içeri doğru bir elin uzandığını fark ettim, camın dibindeki askıda asılı kırk elli kadar kravatım vardı, onlara uzandı, baktım kravatlar yola çıktı, gidiyor. Fırladım sokağa pijamalarla ben de. Nasıl yağmur yağıyor dışarıda. Savaş Caddesinden Eski Garajlar’a doğru… Hırsız önde ben arkada, ben yalınayak tabiî. Yakalayamadım namussuzu; gitti güzelim kravatlar. Her birinin husûsi hatıraları da gitti, üzüntüm ona!”
Yıldızlara Tırmanan Adam
Bazı adamlar lokomotif kisvesiyle yaratılmış. Çevresindekileri etkiler, uyandırdıkları kutlu heyecanlarla kitleleri peşlerinden sürükler. Onlar ağabeydir, beyefendidir, ustadır, üstattır, hocadır, reistir, liderdir. Her muhitin, köyün, kasabanın, ilçenin, şehrin böyle öncüleri vardır, olmalıdır. Zîrâ bu haslet, artık onların terk edemediği biricik kaderdir.
Mehmed Selâhaddin Şimşek de Adapazarı’nın kutup yıldızıdır. Sakarya nehri gibi coşkun, bereketli, hareketli. Aksiyoner bir fikir, dava ve çile adamı. Bugünlerde çok kıymetli bir eseri okuyorum: Yıldızlara Tırmanan Adam Mehmed Selâhaddin Şimşek. Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından irfanımıza kazandırılan eserin kapağında kocaman bir Ş harfi. Biz onu noktalı Ş harfiyle tanıdık delikanlılık yıllarımızda. Zafer dergisinin en çok sevdiğim, takip ettiğim sayfasıydı o özdeyişler. Sadece benim mi? Bir neslin pusulası gibiydi derginin son sayfasındaki ültimatom gibi sloganlar, vecizeler!
Dünya gözüyle görüşemedik, âhirette vuslat nasip olur inşallah. Ama görmeden hayran olduğum kimselerdendir Ş. Özdeyişleri sıra dışı, sarsıcı, olağanüstü. Bizim edebiyatımızda Cenab Şahabeddin’in Tiryaki Sözleri’nin yanına rahatlıkla yerleştirilebilir bu ulu, hikemi sözler. Kısa, öz, anlamlı, düşündürücü, çarpıcı. Etki gücü yüksek.
Yıllar önce Bâbıâli Sohbetleri’nde yâd etmiştik onu. Cihat Zafer, Fahri Tuna, Serhat Demirel ve diğer ahbabı ne güzel anlatmışlardı. Cihat’ın gözyaşlarını unutamam. O ne anlamlı, farklı ve hatırşinas bir gece olmuştu. Adını ilk defa duyanlar bile o akşam hislenmiş, böyle gizli kahramanları keşfetmenin inanılmaz saâdetini yaşamışlardı.
Editörlüğünü Cihat Zafer’in yaptığı kitabı hazırlayan Fahri Tuna. Titizliğin, gayretin, emeğin ve başarının ürünü eser. Büyük boy, 608 sayfalık bu mümtaz eserde, kenarda kalmayı tercih etmiş büyük bir mütefekkirimizin, ince işçilikle örülmüş serencamı tarif ve tasvir ediliyor. “Takdim”, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’dan: “Özdeyişlerini ‘Ş.’ imzasıyla posterlere dönüştüren Selâhaddin Şimşek, kırk bir yıllık ömrüne binlerce yılın birikimini sığdırabilmiş çağdaş bir bilgeydi. Kısa ama dopdolu geçen ömründe tarihten dine, tiyatrodan sinemaya, edebiyattan felsefeye uzanan geniş bir entelektüel evren kurdu.” Yazıdan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Mart 2014 tarihindeki Sakarya Mitinginde binlerce Sakaryalıya, “Selâhaddin” için Fâtiha okuttuğunu ve şunu söylediğini öğreniyoruz: “Kardeşlerim, Sakarya’da Mehmed Selâhaddin Şimşek adında bir gönül insanı yetişti. Ömrünü ilme adamıştı. Ömrünü talebe yetiştirmeye adamıştı. Hiçbir karşılık beklemeden tamamen Hak için, halk için çalıştı, geride şerefli bir isim bırakarak Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mekânı inşallah cennet olsun.”
“Önsöz” Cihat Zafer’in. Merhumun aile dışındaki en yakınının hüsn-ü şehâdeti önemlidir: “Mevlânâların, Yûnusların, kendinden, bedeninden, rûhundan, döneminden taşan hayretiyle, neşvesiyle ırmaklar gibi coşkundu. Uzleti, ‘Hakk’ın hatırını âlî tutmak’tı, ‘Aldırma geç git!’ seslerine kulağını tıkamak, aldırmadan duramamaktı. ‘Hakkı tutar kaldırırım.’ diyordu. En ağır sıkletleri bir başına kaldırıyordu. Hakîkati aramaya ve yaşamaya adamıştı ömrü. Bir virgülün yerinde bile haksızlık yapmamaya çalışması, bu kadar ince eleyip sık dokuması bundandı.” Cihat Zafer ‘abisi’ne seslenirken, “Kubbemiz, senin hançerenden yumuşacık çıkan ama söylediğin her hakîkatin Dâvûdî kıldığı sesinle çınlayıp duruyor!” diyor.
Kitap “Beyaz Leke Tiyatrosu”, “Yayımlanmış Posterler”, “Yayımlanmamış Posterler”, “Yayımlanmış Yazılar”, “Öncü Kitaplar Listesi”, “Altı Çizili Satırlar, Notlar, Defterler” ve “Ardından Yazılanlar” bölümlerini ihtiva ediyor. Rıdvan Canım, Uğur Canbolat, Sezgin Çevik, Serhat Demirel, Muammer Erkul, Abdullah Gül, Selim Gündüzalp, Ümit Meriç, Atasoy Müftüoğlu, Mustafa Özcan, Mustafa Özçelik, İskender Pala, Mehmet Şeker, İbrahim Erdinç Şumnu, Fahri Tuna, Sadık Yalsızuçanlar’ın da aralarında bulunduğu pek çok ismin hatıralarla örülü kadirşinas yazıları okunuyor.
Sakarya Üniversitesi’nde bir tez yaptırıldı mı Ş. hakkında, bilmiyorum. Bu vazîfe ihmal edilmişse derhâl yerine getirilmeli. Sorumluluk hisseden şuurlu öğretim üyelerimiz vardır; en cevval öğrencilerine bu görevi vermeli. Özgeçmişi bir destan zaten Ş.’nin. Filmi yapılmalı ama ilkin belgeseli. Bu belgelik film televizyonlarda topluma gösterilmeli. Ardından bu sevgi ve inanç adamının hayatı beyazperdeye aktarılmalı. “Beyaz Leke” adını verdiği bir tiyatro grubu kurmuş yıllar önce. Bizim camiada rahmetli Ali Nar’ın “Muhtar Kafası” oyununu arkadaşlarıyla birlikte sahneleyen ve Anadolu turnesi yapan bu özgün kafanın dünyası da sahnelere taşınmalı. Yayımlanmış ve yayımlanmamış özdeyişlerinden, seçtiği resimlerden itinayla hazırlanmış iyi bir sergi, 81 ilimizi dolaşmalı, gençler onu tanımalı.
Şu üç günlük fani dünyada her zaman muhabbetle hatırlanacak olan cennetmekân Mehmed Selâhaddin Şimşek’i rahmetle yâd ediyorum. Rûhu şâd, kabri nur, mekânı cennet, menzili mübarek, makamı yüksek, seferi kutlu olsun. Onu unutmayan ve unutturmayan aziz dostlarına selâm olsun. İyi ki varlar. Sadırlara dokunan o kutlu satırlarıyla, bize yeni ufuklar kazandıran sohbetleriyle iyi ki aramızda yaşıyorlar!
Mehmet Nuri YARDIM
Yazar
Yeryüzünde bütün insanlık ve Müslümanlık çok büyük bir imtihan veriyor. Kudüs bu çetin sınavda merkez noktada. Zulmü alkışlayanlar bir yanda, haksızlığa direnenler öte tarafta. Türkiye, emperyalist ül...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
Bizim edebiyatımızda dünya çapında isim yapmış, aynı adı taşıyan iki büyük romancımız Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı’dır. Her ikisi de Türk edebiyatını en yüksek burçlarda dalgalandırmışlardır. İki y...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
Allah, vatan, millet için bir aslan,Malazgirt fatihi; Gazi Alparslan,Bin Yetmiş Bir yılı, bir Cuma günü,Anadolu’m gördü kutlu düğünü.O günden bu yana ‘Türkiye’ adı,Hayalim, gerçeğim, ağzımın tadı,Türk...
Yazar: Hasan ÖZÇELİK
Her gün fânî dünyadan, bâki âleme taşınan insanlar var. Bu seyrü sefer elbette daimidir. Dünyanın kurulmasıyla Hazret-i Âdem (a.s.) ile başlamış, kıyâmete kadar da devam edecektir. Yeryüzündeki muvakk...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM