Orman Yolu
Cemil ve Kâmil, mahallenin afacanlarıydı. İkisi de derslerinde başarılı olsalar da asıl merakları mahallelerinin dışındaki bilinmeyenlerdi. O gün, mahallelerinin bitimindeki ağaçlık alana doğru koştular. “Şu meşhur orman neye benziyor, görelim.” dedi Cemil. Kâmil başını salladı. Oraya vardıklarında, devasa ağaçlar ve sık bitki örtüsüyle karşılaştılar. Etraflarındaki her şey farklıydı. Cemil, bir ağacın tepesinde hızla hareket eden bir sincap ailesini fark etti. Onları bir süre sessizce izlediler. Hayvanlar, o kadar çevikti ki, bir daldan diğerine âdeta uçuyorlardı. Kâmil, daha çok toprağa odaklanmıştı. O da bir karınca kolonisini takip ediyordu. Karıncalar, devasa bir ağacın köklerine doğru ilerlerken, ormanda görünmeyen bir yol çiziyorlardı sanki.
Bir süre sonra, su sesi dikkatlerini çekti. Cemil, “Bu bir nehir sesi.” diye fısıldadı. Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladılar, kısa süre sonra, önlerine geniş bir nehir çıktı. Karşı kıyıda, orman daha da gür görünüyordu, uzakta ise puslu bir dağ sırası seçiliyordu. “Ne kadar güzel bir yer.” dedi Kâmil. Önlerindeki nehir, bir engeldi. Nasıl geçeceklerini bilemiyorlardı. O anda ağacın tepesindeki sincaplardan biri hızla bir aşağı bir yukarı koşuşturup sanki onları izliyordu. Cemil, ona odaklandı ve bir anda aklına bir fikir geldi. “Şu karşıdaki meşe ağacıyla bizim durduğumuz taraftaki çınar ağacını görüyor musun?” diye sordu Cemil. Kâmil başıyla onayladı. İki ağacın da dalları, nehrin üzerine doğru uzanıyordu. Hatta neredeyse birbirlerine değecek gibiydiler. “Belki de dallardan köprü kurabiliriz.” dedi Cemil. Kâmil başta tereddüt etse de bu maceranın cazibesi ağır bastı.
Birlikte, nehre en yakın ağacın sağlam dallarına tırmandılar. Ağacın dalları güçlüydü ama karşıya geçmek kolay değildi. Dallar, suyun üzerine doğru uzanıyordu. Bir adım attılar, sonra bir adım daha. O sırada az önceki sincap da sanki onlara yol gösterircesine, dallardan hızla karşıya geçti. Çocuklar da onun izinden giderek karşı kıyıya ulaşmayı başardılar. İkisi de heyecanla soluklanırken, başardıkları için gülümsüyorlardı.
Karşıya geçtikten sonra ormanın derinliklerine doğru yürüdüler, bir mağara keşfettiler. Ormanın gizemi, onları daha da yakınlaştırdı. Evlerine dönerken, bu maceranın kendilerini ne kadar güçlü hissettirdiğini konuşuyorlardı. Artık bu orman, sadece bir ağaçlık alan değil, dostluklarının ve cesaretlerinin bir sembolüydü.
Erbay KÜCET
Yazar
Ailemiz, bizi koruyan, seven ve her zaman yanımızda olan insanlardır. Bunlar; annemiz, babamız, kardeşlerimizdir. Bazılarımızın evinde aile büyüklerimiz olan dedelerimiz, babaannemiz veya anneannemiz ...
Yazar: Naciye BEYZA
İçinde birçok kültürün ve inancın izlerini barındıran Kudüs’ün toprağı, tarihin izlerine şahitlik ediyordu. Bu topraklarda büyüyen Feyza, Sare ve Durunaz, sanki bu toprakların canlı birer yansımasıydı...
Yazar: Erbay KÜCET
Yusra, henüz dört yaşındayken ailesiyle birlikte Şam’dan ayrılmıştı. Savaşın gürültüsü, korkusu ve aceleyle toplanan eşyalar hâlâ aklının bir köşesindeydi. Ama artık dokuz yaşındaydı ve ailesiyle birl...
Yazar: Erbay KÜCET
Bir kişinin yetişmesi, meslek sahibi olması ve topluma hizmet edebilmesi için iyi bir öğretim programından geçmesi, edindiği bilgileri en iyi şekilde kullanması gerekir. Edindiği bilgilerle donanımlı ...
Yazar: Erbay KÜCET