Öksüz ve Yetimler de Büyür
Mesude sekiz yaşındaydı. Sevgi evlerinde kalıyordu. Babası Şükrü Bey bazı hafta sonları onu ziyarete geliyordu.
Bir hafta sonu yine kızı Mesude’yi ziyarete gelmişti babası. Sevgi evlerinin kantininde bir şeyler yiyip içiyorlardı. Şükrü Bey kızını daha bir büyümüş gördü.
“Yıllar çok hızlı geçiyor Mesude.” dedi kızına. Sesi çok duyguluydu. “Annen seni doğurduktan bir ay sonra deprem oldu. Depremde öldü annen. Seni kurtarmışlardı. Küçücüktün. Devlet, korumasına aldı seni. Şimdi kocaman kız oldun. Yıllar nasıl da geçiyor. Demek ki öksüzler de, yetimler de büyüyor.”
“Büyüyor ya baba.”
Şükrü Bey elindeki paketi kızına uzattı. “Sana yine Uşak’ın haşhaşlı peksimetinden getirdim. Hem de çok getirdim. Arkadaşlarınla yersiniz.”
“Annem çok mu severdi peksimeti? Bana annemi anlat baba.”
“Anlatacağım kızım anlatacağım.”
“Anlat baba, depremi anlat. Benim nasıl öksüz kaldığımı anlat.”
“Bunları sana defalarca anlattım kızım. Seni sıkmayayım.”
“Ne sıkması baba. Ben onları dinledikçe açılıyorum. Annemi yanımızda hissediyorum sen anlatırken. Anlattıklarını dinlerken içim açılıyor.”
“Biliyorum. Biliyorum da seni sıkmaktan korkuyorum.”
“Bana annemin resmini vermiştim. Sen annemi anlatırken onun yüzü aklıma geliyor.”
“Sana annene benzeyen bir de bebek almıştım.”
“Evet baba. Teşekkür ediyorum. Her gece ona sarılıp yatıyorum. Sanki anneme sarılıyormuşum gibi sarılıyorum ona. Yani oyuncak bebeğe.”
“Ne güzel. Çok sevindim.”
“Geçenlerde bir hocamız anlattı. Tarihte pek çok meşhur insan da annesiz veya babasız kalmış. Küçükken yani. Onlardan biri de Ahmed Yesevî imiş. Küçük yaşta annesi de babası da ölmüş. Ablası büyütmüş Ahmed Yesevî’yi. Sonra eğitim görmüş. Büyük bilgin olmuş. Yaşadığımız bu Anadolu topraklarına talebelerini göndermiş. Horasan erenlerini yani. Onlar buralarda İslâm’ı yaymışlar. Bu topraklar bizim olmuş böylece.”
“Bunları söylediğine çok sevindim kızım. Öz güven kazanmışsın. Ne güzel.”
“Evet baba. Öksüzler ve yetimler de büyür. Büyük insan olabilirler.”
Mustafa AKGÜN
Yazar
Sevgili çocuk dostlarım;Uzun Kulak’la bahçede koşup oynarken “Cik! Cik! Cik!” diye hiç durmadan öten telaşlı kuş sesleri duyduk. “Nerden geliyor?” diye etrafa bakarken, asmada iki tane kapkara kuş gör...
Yazar: Raziye SAĞLAM
(Bu hikaye Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî’nin bir hikayesinden uyarlanmıştır.)Kendini beğenmiş bir gramer yani nahiv bilgini vardı. İlim sahibi olduğundan kibirliydi. Kendini yükseklerde görüyordu.Bir gün ...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Türk çocuk Yiğit’le, Bizanslı çocuk Dimitri aynı köyde yaşıyorlardı. Arkadaş olmuşlardı. Köyleri İstanbul’a o günkü adıyla Konstantinopolis’e çok yakındı. O sıralar Osmanlı Padişahı İkinci Sultan Mehm...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Aliş, Tombiş Tavşan’ıBir tuzaktan kurtarmış,Artık aralarındaKardeşlik bağı varmış.Hep beraber oynayıpHep beraber gülmüşler,Yaşamanın tadınıKardeşlikte bulmuşlar.En güzel havuçlarıTombiş, dostuna vermi...
Şair: Bestami YAZGAN