Murâkabe ve İlâhî Bakışın Gölgesinde Bir Hayat
İnsan, varlık sahnesinde kendi yalnızlığıyla baş başa kaldığını sandığı anlarda dahi, aslında mutlak bir nazarın, kuşatıcı bir basîretin ve kesintisiz bir ilâhî akisin muhatabıdır. Tasavvufî düşüncede kulu hamlıktan olgunluğa, gafletten hakîkate taşıyan en temel mânevî köprülerden biri olan murâkabe; işte bu Hakîkat-i Muhammediyye aynasında, insanın her an Rabb’inin gözetim ve denetiminde olduğu şuûrunu diri tutmasıdır. O, yalnızca bir ibâdet biçimi değil; gönlü mâsivâ fısıltılarından arındırıp Hakk’ın hududunda nöbet tutma, yani kulun kendi kalbine kesintisiz bir bekçi kesilme hâlidir.
Cenâb-ı Hakk’ın er-Rakîb ism-i şerifi, yaratılmışların zerre miktar hareketinden zihninden geçen en gizli hatıralara kadar her anı ve tecellîyi kuşattığını beyân eder. Hadîd Sûresi’nin 4. âyetindeki “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir” buyruğu, insanı mekânsız ve zamansız bir yakınlığın ortasına bırakır. İşte ihsân makamının, yani “O’nu görmese de O’nun kendisini gördüğü” idrakinin estetiği de burada tecellî eder. Mutasavvıfların ifadesiyle murâkabe; iç ve dış dünyadaki tüm eylemlerin, niyetlerin ve bakışların bu sarsılmaz kontrol terazisine arz edilmesidir.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.), bu ilâhî şahitliği ve ünsiyet iklimini nutk-ı şerîflerinde aşk ile yoğrulmuş hikmetli mısralarla söze döker:
Her dîdeden gören o, her yüzden görünen o/Ey göz anı görmesen de görür seni sevdiğin
Sanma ansız bir dem var, her demdir o sana yâr/Sen yâr olmasan dahi yârdır sana sevdiğin
Bu mısralar, murâkabenin tasavvuftaki soyut zihinsel bir eylemden ibaret olmadığını, aksine tecelli-i ilâhîyi her zerrede müşâhede etme Sanatı olduğunu haykırır. Bakılan her yüzde beliren, gören her gözün ardında gizlenen Mutlak Varlık; kula kendi nefsinin hilelerinden daha yakın, her an ve her nefeste yârdır. Göz O’nu mülk âleminde maddeten ihâta edemese de sevgilinin bakışı kulu bir an olsun terk etmez.
Hulûsi Efendi Hazretleri’nin:
Buyurmuşdur kitâbında ‘ve nahnu akrebu ileyh’/Bu gurbet nice bir gurbet o akreb nice akrebdir
kelâmında tarifini bulan derin tefekkür de tam olarak budur. Yüce Mâbud kula şah damarından daha yakın/akreb iken, insanın kendi gafleti sebebiyle kendisini gurbette hissetmesi, tasavvuf yolculuğunun aşılması gereken en hüzünlü tezatlığıdır. Murâkabe, kulun içindeki bu gurbeti bitirme çabası, yakınlık hakîkatine erme mücâdelesidir.
Nitekim büyük sûfîlerin işaret ettiği üzere; kul kendi iradesini, kuvvetini ve hevâsını bir kenara bırakarak ilâhî lütfu beklediğinde, tıpkı Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri’nin belirttiği gibi, kalbe doğan o ilâhî nur sayesinde riyâzetle silinemeyen nefs-i emmâre bir anda eriyip yok olur. Ca’fer b. Nusayr el-Huldî ve Ya’kûb-ı Çerhî Hazretleri gibi âriflerin vurguladığı üzere murâkabe; kalbe hücum eden yabancı duygu ve düşüncelere karşı gönül sırrını koruma altına almak, edeple boyun büküp ilâhî ilhamlara aynalık etmektir.
Hulûsi Efendi Hazretleri’nin niyazında billurlaşan hikmet, idrak eden erenler için açıktır:
Hulûsî yârdır gören bakdığın ve gördüğün/Sen erdim deme ana ermiş sana erdiğin
Cânını alan odur yoluna cân verdiğin/Sen yâr olmasan dahi yârdır sana sevdiğin
Sâlik, kendi gayretiyle “erdim” zan ve iddiasından sıyrılıp, aslında Hakk’ın kendisine tecelliyle eriştiğini fark ettiği an kemâle adım atar. Canı veren de alan da O’dur. İçte ve dışta er-Rakîb olan Cenâb-ı Hakk’ın gözetiminde sürdürülen bir ömür; özü sözü bir, ameli niyetini doğrulayan, edebini gönül aynasında seyreden kâmil insanın tecessüm etmiş hâlidir.
Rabb’imiz, cümle gönülleri gaflet uykusundan uyandırıp, her an O’nun huzurunda ve nazarında olduğu idrakiyle murâkabe üzere bir hayat sürmeyi nasip eylesin.
Editör
Yazar
Bu ayki sayımızda, üzerinden binlerce yıl geçse de hiç yaşlanmayan, her sokağında ayrı bir masal saklayan bir devle tanışmaya ne dersiniz? Evet, doğru bildiniz! İki kıtayı dev bir gerdanlık gibi birle...
Yazar: Editör
Tasavvufî hayatta kişinin zihin ve gönül dünyası durağan, tek düze ve statik bir yapıda değildir. Müritlerin duygu ve düşünceleri değişim, gelişim ve donanım seyrine bürünmektedir. Zihin dünyalarında ...
Yazar: Kadir ÖZKÖSE
Es-Sabûr: Allah'ın, Kullarının İşledikleri Cürüm Karşısında Çok Sabırlı Olması ve Hemen Cezâ VermemesiSabır, nefsin; aklın ve dinin gerektirdiği gibi, gerektirdiği şekilde veya her ikisinin birlikte i...
Yazar: Editör
Kemâl Edip Kürkçüoğlu (1902-1977)Ey zâtı ezelden beri cânânım efendimDîdârına bin kerre fedâ cânım efendimLûtfundan emînim yine ey Şâh-ı ŞefâatVardır bilirim cürm-i firâvânım efendimGelmekte güzergâha...
Yazar: Vedat Ali TOK