Hurma Ağacı ve Meyvesi
Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi üç farklı yerde hurma ağacı (nahl, nahle, lîne), hurma bahçesi (cennetün/cennâtün min nahîl), hurma (nahîl, semerâtü’n-nahl, rutab), hurma kütüğü (a’câzü nahl), hurma dalı (urcûn) ve hurma lifi (mesed) gibi çeşitli terimlerle hurmadan söz edilmektedir. Hurma ağaçları, hurma bahçeleri ve hurma meyvesi birçok defa herkesin sahip olmak istediği ve kaybetmek istemediği birer servet ve rızık kaynağı olarak anılmaktadır. Bu ağaçların aynı kökten çatallı veya çatalsız şekilleri ve farklı özellikleri üzerinde akıl sahiplerinin düşünmesi ve ders alması gerektiği vurgulanmaktadır. Hurmanın sadece yenmediği, aynı zamanda içecek yapımında da kullanıldığı belirtilmektedir. Hurma ağacının güzelliği ise “birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu, salkımlı ağaçlar” şeklinde tarif edilmektedir. Hurma, Allah’ın hem dünyadaki hem de cennetteki nimetlerinden biri olarak belirtilmekte ve Âd Kavminin helâkinin, rüzgârla sökülmüş veya içi boşalmış hurma kütüklerinin düşüşüne benzetildiği ifade edilmektedir. Meryem kıssasında, Hz. Meryem’in Hz. Îsâ’yı bir hurma ağacının altında doğurduğu, ona ağacı sallamasının ve dökülen taze hurmalardan yemesinin vahyedildiği anlatılmaktadır. Bazı müfessirlere göre, Hz. Meryem’in rahatlaması ve Allah’ın yardımından şüphe etmemesi için, kış mevsimi olmasına ve altına sığındığı hurma ağacı kuru olmasına rağmen, kendisine bu ağaçtan taze hurma verilmiştir. Zehebî, Hz. Meryem’e hurma sunulmasını, hurmanın en üstün gıda maddelerinden biri olduğuna işaret olarak kabul etmektedir.
Kur’ân-ı Kerim’de geçen "hurma" kelimesini tasavvuf ehli tarafından tefsirlerde verilen sembolik mânâları dikkate alındığında hurmadan asıl kastın marifet ve hakîkat, mevhibe, mânevî hâl, ilâhî sıfatlar, Rabbanî tecellîler gibi mânevî ilhamlar şeklinde yorumlandığı müşâhede edilmektedir. Medine, Yemen ile Suriye’yi birleştiren Baharat Yolu üzerinde konumlanmıştır ve aynı zamanda hurma yetiştiriciliği için uygun bir iklim ve verimli topraklara sahiptir. Şehir geniş bir ova görünümündedir ve tarım alanında özellikle hurma yetiştiriciliği ön plandadır. Medine’deki Yahudi topluluğunun çoğu hurma ziraatı ve ticaretiyle zenginleşmiştir. Bunun yanı sıra buğday, arpa ve pancar gibi diğer ürünler de Medine’de yetiştirilmekteydi. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Medine’ye hicretiyle birlikte, hurmanın Araplar, özellikle de Medineliler için hayatî bir öneme sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Medine halkının geçim kaynağı tarımın temelini oluşturan hurma ağacı, Arabistan Yarımadası’ndaki vahaların en önemli bitkisidir. Bu durum, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinde hurmanın sıkça yer almasına ve fıtır sadakasından zekâta kadar çeşitli alanlarda ölçü olarak kullanılmasına yol açmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “İçinde hurma bulunmayan bir evin halkı açtır.” sözü, VII. yüzyıl Medine toplumunda hurmanın önemini vurgulamak için kullanılmıştır. Bu ifade, Medine toplumunun geçim kaynağı olarak hurmaya bağımlı olduğunu gösterir. Medine’de tarım dışında gelir kaynağı olmayan birisinin hurma bulamaması, onun için yıl boyunca geçim sıkıntısı ve açlık riski demektir. Hz. Aişe’nin ifadesi de bu durumu destekler niteliktedir; çünkü o dönemde bazı zamanlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ailesi sadece kuru hurma ve suyla geçinmek zorunda kalmıştır. Bu bağlamda, hurma ile ilgili rivayetlerin, Medine toplumunun ekonomik durumunu ve hurmanın önemini anlamak için dikkate alınması gerektiği açıktır. Medine’nin bir parçası olan Kubâ, Medine’nin el-Avâlî bölgesinde yüksek bir noktada bulunan ve zamanla şehir merkeziyle birleşen bir yerleşim yeridir. Başlangıçta bir Yahudi’nin kuyusunun adı olarak bilinen Kubâ, zaman içinde bu yerleşim yerinin genel adı haline gelmiştir. Verimli arazilere sahip olan Kubâ, özellikle hurma bahçeleriyle ünlüydü ve Medine çevresindeki önemli bir hurma üretim merkezi olarak kabul edilirdi. Bölgenin iklimi ve coğrafyası, su kuyuları ve bereketli topraklarıyla Kubâ’nın kalabalık bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Arabistan’ın başlıca bitkisi olan hurma, hem ağacı hem de meyvesiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ve ashabının hayatında önemli bir yer tutmuştur. Hurma ağacının gövdesi Mescid-i Nebevî’nin ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in evinin yapımında direk olarak kullanılmış, yaprakları tavan örtüsü olarak değerlendirilmiş ve yapraksız dalları da Kur’ân-ı Kerim’in yazımında malzeme olmuştur. Sahâbîlerin çoğunun evlerindeki yaygılar hurma liflerinden yapılmış ve hurma lifi yataklar için dolgu maddesi olarak kullanılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yatağı da bu şekildeydi.
Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.)’e hurma özü (cümmâr) ikram edilmiş ve o da hurmanın mü’mine benzeyen bir ağaç olduğunu söylemiştir. Bir başka gün ise yaş hurma ikram edildiğinde, “güzel bir sözün kökü yerde, dalları gökte olan ve sürekli meyve veren bir ağaca benzediğini” belirten âyeti okuyarak bu ağacın hurma olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), içinde kuru hurma bulunan ev halkının aç kalmayacağını ifade etmiş, bazı rivayetlerde ise içinde kuru hurma bulunmayan ev halkının aç olduğunu belirtmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ailesinin maddî imkânsızlıklar nedeniyle iki ay boyunca sadece hurma ve su ile yaşadığı da güvenilir kaynaklarda belirtilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), taze hurmayı bazen karpuz ve acurla yemiştir. Hayber fethedildikten sonra Müslümanların sofralarında hurma bollaşmış, Hz. Âişe, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in insanların hurma ve suya doyduktan sonra vefat ettiğini söylemiştir. Hurmanın birçok cinsi vardır ve en değerlisi Medine’de yetişen “acve” hurmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.), acvenin zehirlenmeye ve sihre karşı şifa olduğunu söylemiştir. Oruçlunun hurma veya su ile iftar etmesi de sünnettir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), hastalanan Sa’d b. Ebû Vakkâs’a hurma ezmesi, süt ve yağdan oluşan bir bulamaç yedirmiştir. Hurmanın cinslerinden biri olan “bernî” de Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından övülmüştür. Hurma ağacı vahalarda yaşayan insanlar için deve kadar önemlidir. Ahşabı kereste ve odun olarak kullanılan hurmanın uzun cinsinden inşaat malzemesi olarak faydalanılır. Hurma kütüğünden yapılan fıçı türü kaplar nebîz hazırlamak için kullanılmıştır. Hurma ağacının dallarından baston yapılır, lifinden ise hasır, sepet, yatak ve yastık gibi eşyalar üretilir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Mescid-i Nebevî’de minber yapılmadan önce yaslanarak hutbe okuduğu hurma kütüğü, minber konulup terkedilince iniltisine benzer bir ses çıkarmış ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in onu okşamasıyla bu ses kesilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), hurmanın olgunlaşıp miktarı belirginleşmeden önce pazarlanmasını ve kuru hurmanın yaş hurma yerine satılmasını yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz’in hayatında, yeni doğan çocuğa ilk ikramın hurma olduğu görülür. Bir lokma yumuşatılmış hurma, dualar eşliğinde bebeğin ağzına verilerek hayata tatlı bir başlangıç yapılır. Bu küçük tatlı lokmanın ardından bebek anne sütü ile beslenmeye devam eder. Hurmanın bereketli bir gıda olduğunu belirten Rasûlullah, küçük yardımcısı Enes’in yeni doğan kardeşini de bu “tahnîk” geleneğiyle karşılamıştır. Enes, annesi Ümmü Süleym’in bebeği henüz emzirmeden önce Peygamberimiz’e gönderdiğini anlatır. Peygamberimiz, zekâtlık hayvanları damgalarken Enes’i görüp bebeği alır ve Medine’nin acve hurmasından bir tane çiğneyip yumuşatarak bebeğin ağzına verir. Bebek hurmanın tadını aldığında, Peygamberimiz, “Ensâr’ın hurmayı nasıl sevdiğine bir bakın!” diyerek bebeğin yüzünü okşar ve ona Abdullah ismini verir.
Kur’ân-ı Kerim’de hurma meyvesi, Allah’ın kudretinin bir işareti olarak nitelenir. İnsanlar, bu ağacı yetiştirirken, sularken, meyvesini toplarken ve tüketirken bu ilâhî işareti düşünmeli ve ondaki ilâhî kudreti tefekkür etmelidir. Hurma, bereketli bir nimet olup, bu nimet şükretmeyi gerektirir. Şükür ise, nimeti fark etmek, onun asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek ve nimeti Allah’ın ölçüleri doğrultusunda kullanmakla gerçekleşir. Hurma bahçeleriyle ünlü bir bölgede doğan ve Medine’ye hicret eden Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatında hurma önemli bir yer tutmuştur. Acıktığında hurma yer, misafirlerine ikram eder, hurma ağacının gölgesinde dinlenir ve günlük hayatta kullandığı eşyaların bir kısmını bu ağaçtan yapardı. Rivayetlere göre ana yemeği genellikle hurma olmuştur. Eşleri, bazen bir ay boyunca sıcak yemek pişirmeden sadece su ve hurma ile beslendiklerini anlatır. Bu tercih, zühd anlayışı ve hurmanın besleyici yönü ile ilgilidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), orucunu birkaç yaş hurmayla, yaş hurma bulamadığında kuru hurmayla, o da yoksa birkaç yudum suyla açardı. Bazen hurmayı kavunla birlikte tüketirdi. Özellikle Ramazan Bayramı günü birkaç hurma yedikten sonra bayram namazına çıkardı. Hurmanın faydalarına önem verir ve her yaştaki insanlara hurma yemelerini tavsiye ederdi. Yeni doğan çocuklara isim vermeden önce hurmayı ağzında yumuşatıp çocukların ağzına koyarak tahnîk uygulamasını yapardı. Hurmanın temiz ve faydalı oluşunu Müslümana benzetirdi. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in evindeki yastıklar hurma lifiyle doldurulmuştur ve mescitte hutbe vermek için kullandığı kütük de hurma ağacındandır. Hurmanın işlevselliği, onun güzel bir örnek olarak kullanılmasına yol açmıştır. Bir defasında ashabına, yapraklarını dökmeyen ve canlı kalan bir ağacın ne olduğunu sormuş, bunun hurma ağacı olduğunu açıklamış ve “Hurma, hastalığı yok eder ve onda hastalık yoktur.” demiştir. Hurmayı korumuş ve savaşlarda bile kesilmemesini tavsiye etmiştir. Sahabe-i kiram da hurmanın faydalarını bildikleri için günlük hayatlarında hurma tüketmiş ve hurma ağacının her türlü faydasından yararlanmışlardır.
Tacirler, yolcular, komutanlar ve savaşçılar yanlarında hurma taşımışlar, seferde olanlar güç ve canlılık kazanmak için hurma ile beslenmişlerdir. Hurma, savaşlarda da temel gıdalardan biriydi. Bedir Savaşı’nda Hz. Peygamber (s.a.v.), sahabesini cesaretlendirirken, sahabeden Umeyr b. Humâm, Peygamber’in teşvikleriyle elindeki hurmayı bırakıp şehâdete koşmuştur. İslâm’dan önce ve sonra hurma tarımı, sanayi ve ticaret kenti olarak bilinen Necran, Cennet Vadisi ve Me’rib bölgelerinde hurma üretilmiştir. San’a bölgesinin hurmaları kalitesiyle öne çıkar ve bazı hurma türlerine “reis” ismi verilmiştir. Hadramut, hurma, tahıl ve mısır gibi ürünlerle bilinirken, Umman’da sık hurma tarlaları bulunur. Asr-ı Saadet döneminde Mekkelilerin “köyü” olarak bilinen Yemame, hububat, hurma ve meyve üretimi ile ünlüdür. Yemame’nin tarım ve hurma zenginliği, şair A’şa’nın şiirlerinde de yer almıştır. Hurma, dünyanın birçok yerinde yetişen Phoenix dactylifera adlı ağacın küçük salkımlar hâlinde bulunan meyvesidir. Dünyada yaklaşık 5 bin hurma çeşidi bulunurken, Arabistan’da 220 ve Medine’de ise 100’den fazla hurma türü vardır. Medine’de hurma başlıca tarım ürünü olmuştur. Şair Urve b. Verd, Medine’yi “hurmanın bittiği yer” olarak tanımlamıştır. Halk, geçimini hurmadan sağlamış ve hurma ekiminde büyük bilgi sahibi olmuştur. İslâm’dan önce, Medine’deki en geniş ve güzel araziler Evs ve Hazrec Kabileleri ile Yahudilere aitti. İbn Hişam, Yahudi büyüklerinden Muhayrık’ın çok zengin olduğunu ve geniş hurma bahçeleri bulunduğunu belirtmiştir. Yesribliler, hurma üretimi, dökümü ve ticaretine önem vermiştir. Şair Hassân b. Sâbit, Yesrib’in verimli topraklarını şiirinde övmüştür.
“Hurma Ağacı” şiiri Şair Halil Gökkaya ilk kıtadan itibaren hurma ağacından, bitkisinden ve Hz. Peygamber Efendimiz’le olan münasebetinden bahsetmektedir: “Acve hurmasıyız, Medineliyiz/Peygamber eliyle çoğaltmış bizi/Dişili, erkekli bir aileyiz/Yolunuz düşerse bekleriz sizi...”
Medine’nin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıydı ve en iyi hurmalar burada yetişiyordu. Bu hurmalar, Arap Yarımadası dışında da talep görüyordu. Hurmanın en büyük alıcısı Mekke idi. Mekkeliler, Medine’den aldıkları hurmaları hem tüketiyor hem de ticaret için diğer bölgelere gönderiyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in babası Abdullah’ın Medine’ye hurma almak için gelip burada hastalanarak vefat ettiği de bilinmektedir. Rivayete göre Medine bahçelerindeki diğer ağaçlardan üstün olan hurma ağaçları, Hz. Âdem’in çamurunun artanından yaratılmıştır. Hurmaların salkımları ve çiçekleri nazik ve yumuşaktır. Dişi hurma ağaçlarının tomurcukları daha lâtif ve yumuşakken, erkeklerinin tomurcukları serttir. Hurma ağacının göbeği zarar gördüğünde ağaç helâk olur, çünkü göbeği insanın beyni gibidir. Erkek ve dişi hurma ağaçları yakında olduğunda çok hurma verirler, çünkü yakınlık nedeniyle ünsiyet peyda ederler. Erkek ağaçlar dişilerin arasında olduğunda aşılama rüzgârla yapılır. Bazen dişi ağaçlar erkeklerden uzak kalır ve bu yüzden döllenemez, hurma vermez. Taze ve kuru hurma en faydalı yiyeceklerdendir. “Acve” adlı hurma çeşidi zehirlenme ve sihri önler.
Hurma ağacı, Hz. Âdem’in yaratıldığı çamurun arta kalanından türemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine’de hurma yetiştiriciliğinin önemine vurgu yaparak, Müslümanları tarımsal üretime teşvik etmiştir. Bu teşvikler, Müslüman topluluğunun geçimini sağlamak ve ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek amacıyla yapılmıştır. Hz. Ömer ve diğer sahabeler, hem dîni öğrenme hem de tarımsal faaliyetleri bir arada yürütmüşlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bahçelerin sulanması için hac dönüşlerinde geri kalanları kullanmayı mübah görmüştür. Öte yandan, vefat eden bir kadın sahabe, iddet döneminde bahçesiyle ilgilenmek için izin istemiş ve bu, Müslümanlara fayda sağlamak amacıyla uygun görülmüştür. Ayrıca, Ümmü Ma’bed’in hurmalığını gören Hz. Peygamber (s.a.v.), ağaç dikmenin önemini vurgulayarak her bir fidanın değerini anlatmıştır. Medine hurması, dünyanın en lezzetli ve en tatlı meyvesi olarak bilinir, özellikle tazeliği ve iriliği ile ön plana çıkar. Rasûlullah’ın hurma diktiğine dair bir anlatı şöyledir: Peygamberimiz, Selmân-ı Fârisî’ye köleliğinden kurtulması için efendisiyle mükâtebe anlaşması yapmasını önerdi. Buna göre Selmân, efendisine 300 hurma fidanı ve 40 ukıyye karşılığında ödeme yapacaktı. Sahabe, Selmân’a gerekli hurma fidanlarını temin etmesi konusunda yardım etti; herkes gücü nispetinde fidan verdi ve toplamda 300 hurma fidanı elde edildi. Rasûlullah, Selmân’a fidanları kuyularına dikmesini söyledi ve iş tamamlandığında onun yanına gelmesini istedi. Rasûlullah fidanları kendi elleriyle dikti ve dikilen fidelerin hepsi aynı yıl meyve vermeye başladı, ancak Selmân’ın veya Ömer b. Hattâb’ın diktiği bir fidan kurudu ve meyve vermedi. Rasûlullah bu fidelerden birini yeniden dikti ve o da aynı yıl meyve verdi. İbn-i Abbâs (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir bahçeden çıkarken, kabirlerinde azap çeken iki kişinin feryadını duyduğunu anlatır. Hz. Peygamber (s.a.v.), bu kişilerin azaplarının, küçük görülen bir günahları sebebiyle olduğunu belirtir. Ancak aslında günahlarının büyük olduğunu vurgular. Birisi idrarını kontrol etmezdi, diğeri ise dedikodu yapardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), yaş bir hurma dalını ikiye böler ve her birini bir kabrin başına diker. Bu hurma dallarının kurumadığı sürece, bu kişilerin azaplarının hafifletilebileceğini söyler.
“Çekirdeğimizde Rahmân’ın adı/Meyvemizde nice nimetler gizli/Dört mevsim değişmez hurmanın tadı/İster ballı-badem, ister cevizli...” Gökkaya şiirinde hurma meyvesinin manevî ve lezzet bakımından doyuruculuğuna vurgu yapmaktadır.
Acve hurması, siyah renkli, yuvarlak ve ufak tanelidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in eliyle ilk ağacı dikilmiş ve yanmış hurma dalının yeşermesiyle mucizevî bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bazılarına göre çekirdeklerinde Allah’ın 99 isminin yazılı olduğu kabul edilir. Hurma, vücuda sağladığı besleyici mineraller ve yüksek kalori içeriği ile bilinen besleyici bir meyvedir. Kurutulmuş olmaları taze meyvelere göre daha yüksek kalori değerine sahiptir, örneğin kuru üzüm ve incir gibi diğer kuru meyvelerle benzerdir. Ayrıca hurma, önemli miktarda lif ve çeşitli vitaminler içerir. Tatlı bir meyve olan hurma, doğal şeker içeriğiyle beyaz şeker yerine ideal bir alternatif olabilir. Ramazan ayında uzun süren oruç sonrası vücudu nemlendirmek ve su sağlamak için önemli bir besin kaynağıdır. Hurmanın yüksek lif içeriği sindirim sağlığını destekler, bağırsak hareketlerini artırır ve bağırsakları temizler. Ayrıca hurma, antioksidanlar bakımından zengindir ve çeşitli hastalıkların riskini azaltabilir.
“Yesrib’in toprağı şifa diyorlar, ashab ile kök salmışız yan yana/Kızgın güneş, yeşil hayatı zorlar/Çölde su içeriz hep kana kana...” Üçüncü dörtlükte şair, Medine’de inşâ edilen medeniyetin hurmayı ve sahabe-i kiramı birlikte büyüttüğünden, geliştirdiğinden haber verir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, bir insanın hastalığından şikâyetçi gelmesi durumunda, onun üzerinde bir yara veya yaralanma varsa, parmağını toprağa değdirip sonra kaldırarak “Bismillah, beldemizin toprağı bazılarımızın tükürüğü, Allah’ın izniyle hastamızın şifa bulması için” duâsını yaptığı bilinmektedir. Ayrıca, Medine toprağının şifalı olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, hastalıkları gidermek için bazen toprakla ilgili dualar ettiği ve toprakla ilgili özel uygulamalar gerçekleştirdiği aktarılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.), bir ziyaret sırasında “İkşifi’l-be’se rabbe’n-nâs/Hastalığı gider ey insanların Rabbi!” diye duâ etmiş, ardından Bathân vadisinden bir avuç toprak alıp bir bardağa koymuş ve su ile birlikte bu bardağa üflemiştir. Son olarak bu toprağı hastanın üzerine serpmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), sabahleyin yedi adet Medine hurması yemenin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini vurgulamıştır. Bu öneri, hastalıklara karşı koruyucu bir etkiye sahip olduğunu belirtir.
Sa’d (b. Ebî Vakkâs’ın anlatımına göre, kalp rahatsızlığı yaşayan biri için Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine’nin kuru acve hurmalarından yedi tanesini alıp ezdikten sonra ağız yoluyla alınabilecek bir ilaç olarak kullanmasını tavsiye etmiştir. Bu tavsiyede, hurmanın özellikle sabah erken saatlerde yenmesinin ve belirli miktarda tüketilmesinin özel bir hikmeti olduğu vurgulanmıştır. Mekke halkının geleneklerinden biri, Mansab Dağı’ndaki Abdullâh b. Umer’in kabri olan yere gitmeleri ve Zilkade ayının 14. gecesi hurma çekirdekleriyle o dağın toprağına basmalarıdır. Bu eylemi yapanlar, dikilen her hurma fidanı için o yıl kazanacakları dinar veya riyal miktarının artacağına inanırlar. Her Zilkade gecesi, kadınlar, erkekler, gençler ve yaşlılar dağa gider ve geceyi orada geçirirler.
“İnsana çok benzer hurma ağacı/Ömrümüz takribi yetmiş yıl kadar/Tazemiz, kurumuz olur baş tac/Bahçemize gelen tattıkça tadar...” Bu dörtlükte hurmanın yaratılış bakımından insan ile olan benzerliğine yapılan vurgu dikkat çekmektedir. Hurma ağacı, çekirdekten meyveli ağaca kadar geçirdiği süreçlerde özel aşamalar gösterir ve aynı toprak ve suya rağmen farklı tat ve özelliklere sahip meyveler verir. Hurma, ekonomik rahatlık ve güvenlik sağlar, çünkü bolluk ve bereket güvenliğe katkıda bulunur. Ekonomik sıkıntılar ise hırsızlık, yolsuzluk ve savaş gibi tehditlere yol açar. Bağ ve bahçelerin bereketli olması suya bağlıdır ve bu nimetlerin elden gidebileceğini düşünerek şükretmek gerekir. Hurma ağacı, dik ve geniş gövdesi, su ve güneşi sevmesi, ömrü, üremesi, farklı renklerde meyve vermesi ve yaşlanınca meyve vermemesi gibi özellikleriyle insana benzer. Bitkiler dünyasının en mükemmel örneklerinden biri olarak kabul edilir ve Kur’ân’ın ilk muhataplarının hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle Kur’ân’da sıkça bahsedilir. Her hurma yediğimizde ve her hurma ağacı gördüğümüzde bu ayetleri derin tefekkürle okumak ve Allah’a şükretmek bize düşer. Hurma ağacı ve motifi sanatsal unsur olarak yaygın olarak kullanılan “Hayat Ağacı” motiflerinden biridir. İslâm inancına göre cennette bulunan ve ölümsüzlüğü simgeleyen bu bitki, eski çağlarda da “Hayat Ağacı” olarak anılmıştır. Hurma yaprağı ve meyvesi, günümüzde de çeşitli alanlarda süsleme motifi olarak kullanılmaktadır.
“Yüz okkalık yemiş veren bir hurma/Çöl yerinde gerçek hazine demek!/Rasûl’ün izinden uzakta durma/Kaybolmaz o yolda harcanan emek...” /
Beşinci dörtlüğe gelince; bereketli toprakların bereketli meyvesi hurmanın kıymetine işaret vardır. Aynı zamanda Peygamberimiz’in de hurmaya verdiği değerden bahsedilmektedir. Sicistânî’nin ifadesine göre hurma ağacı, diğer ağaçların efendisi ve sahraların kralı olarak kabul edilir; tarlaların emiri, bahçelerin ve bostanların ise gelinidir. Hurmanın Araplar için köklü bir önemi vardır ve dinî metinler, peygamberlerin ve düşünürlerin hurmayı övmesi, bu bitkiyle ilgili geniş bir edebî geleneğin oluşmasına yol açmıştır. Hurmanın ekiminden hasadına ve tüketimine kadar pek çok konu kaynaklarda detaylı şekilde ele alınmıştır.
“Yüce Mevlâ özenerek yaratmış/Celil kalemiyle nasıl anlatsın?/Acveye, ambere kaç lezzet katmış/Herkes bahçemizden mutlaka tatsın...” Taze ve kuru hurma en faydalı yiyeceklerdendir. “Acve” adlı hurma çeşidi zehirlenme ve sihri önler. Hurma ağacı, Hz. Âdem’in yaratıldığı çamurun arta kalanından türemiştir.
“Hurma ağacıyız, Medineliyiz, Peygambere komşu olmak ne güzel!/Büyüklü küçüklü bir aileyiz/Mü’min kursaklara dolmak ne güzel...” Son dörtlük aslında ilk zikredilen dörtlüğün tekrarıdır. Şair konunun önemine tekrar kuvvetiyle ifade zenginliği katmak istemektedir.
Oğuzhan AYDIN
Yazar
Tasavvufî eğitimin en temel olgusu zikre devamdır. Zikreden kul Rabbi ile beraber olduğunun bilincine ermeye çalışır. Zikirle ihsan duygusuna bürünen sâlik, kendisini sürekli Allah’ın gözetimi altında...
Yazar: Kadir ÖZKÖSE
Türk Milleti meydanlarda,Ordu on beş Temmuz günü.Vatan için şehadete,Erdi on beş Temmuz günü.Tayyip Bey’in liderliği,Halkın yurdu severliği,Bu necip millet birliği,Gördü on beş Temmuz günü.Sokaktaydı ...
Yazar: Musa TEKTAŞ
İzzeddin el-Kassâm, Suriye'nin Lazkiye iline bağlı Cebele'de doğdu. Babası, bir medresede öğretmenlik yapıyor ve şeriat mahkemesinde görevliyken, aynı zamanda bölgedeki Kâdirî Tarikatı’nın lideriydi. ...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
On parmağında on hüner, EbrûcuVermekte gizliden haber, EbrûcuBin bir renk ve şekiller ülkesindeFırçanın peşinde gezer, EbrûcuBüyük Sanatkâr'ı arar yollardaRuhların resmini çizer, EbrûcuÖtelerin büyüsü...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN