Hacıveyiszâde’nin Gülleri
Ali Ulvi Kurucu Bey anlatıyor:
“Bir gün amcam Hacıveyiszâde ile yakındaki bir sebze pazarına gittik. Meydanın orta yerinde, elinde şemsiyesiyle bir ihtiyar, bahçesinden topladığı patlıcanları küçük bir çuvala koymuş, çuvalın ağzını açmış müşteri bekliyor.
Amcam vardı, adamcağıza selam verdi.
“Kaça babam?” dedi.
“Şu kadara.”
“Peki!” dedi, pazarlık etmedi.
Adam patlıcanları bizim sepete döktü, çuvalını aldı. Sepeti eve götürdüm. Yengem şaştı:
“Allah’ın kulu! Kaç gün pişireceğiz bunları? Burada bir çuval patlıcan var!”
Sonra bunu yengem amcama da söyleyince, amcam şöyle demiş:
“Koskoca insan… Hangi köyden geldi, bahçesi neredeydi kim bilir? Ekti, dikti, suladı, toparladı, pazara kadar yayan geldi. Hanım, pişireceğin kadarını pişir, pişiremeyeceğini komşulara dağıtıver. O anda o adamın malını satıp kurtulup, çuvalını silkeleyip, şemsiyesini alıp bir gidişi var evine… Onun oturduğu yerden kalkıp ferahlayıp, çuvalını katlayıp koltuğunun altına alıp evine gitmesinden aldığım zevk, pişireceğin patlıcandan kıymetli geldi bana. Komşulara veriver, komşular yesinler. O Müslümanın gönlünü aldık ya, patlıcan yemeğinden de kebabından da zevklidir.”
Efendim, Allah’ın güzel kulları, “Yaratana itaat, yaratılana da şefkat.” düsturu ile hareket ettikleri için onların gözleri fakiri fukarayı görmekte, kulakları dertlileri dinlemekte, elleri ise yardıma ihtiyacı olanlara uzanmaktadır. Merhamet, Rahman’ın bir güzel hediyesidir ki ancak güzel kullar merhamet sahibi olabilir.
İnsan, merhamet adlı o güzel duyguya sahip olduğunda Hacıveyiszâde gibi yaşlı bir pazarcının derdiyle hemhâl olur ve onu sevindirmek ister. Güzel insanların kafası hep böyle güzelliklere çalışır. Nerede Rabb’imizi razı edecek bir iyilik varsa onu işlemek isterler.
İstanbul’un meşhur vaizlerinden Cemal Öğüt Hoca’nın kızı Hikmet Hanım’ın anlattığı bir hatırayı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kış günü dışarıda yoğurt satıcısının sesini duyan Cemal Hoca;
“Kızım, dışarıdan yoğurt alır mısın?” der.
“Babacığım, evde yoğurt var.” diye cevap verir kızı.
Babası aynısını bir kez daha tekrarlar, o da aynı cevabı tekrarlar. Bunun üzerine babası;
“Evladım, bu karda kıyamette bu adam satabilse buradan bir daha geçer mi? Harcayacak yer bulursun, alıver, alıver.” der.
Güzel rayihalar
Konya’nın güzel insanlarından Muzaffer Dereli Hocamızdan, Hacıveyiszâde’nin gölgesinde yetişen bazı mübarekleri de öğrenmiştim ki onlar için Hacıveyiszâde’nin gülleri dersek herhâlde yanlış olmaz. Onlar da hocalarının sohbetine katıla katıla güzelleşmişler ve güzel râyihalar yayar olmuşlar. Hacıveyiszâde’deki merhametin aynısını onlarda da görüyoruz.
Bu zâtlardan birisi, eski insanlardan rahmetli Yusuf Batı Amca’dır. Çok zengin olmamasına rağmen çarşı pazardan evine erzak alıp gelirken at arabacısına fazlasıyla ödeme yaparmış. Tabiî ki, arabacı da sevinçle karşılar ve ona dua edermiş. Bazıları;
“Yusuf Amca, niçin fazla veriyorsun? Herkes pazarlık eder, sen ise bol bol veriyorsun.” derler.
O da;
“Olsun evladım! Allah onlardan razı olsun, atı var, arabası var, onlar bize hizmet ediyor. Fazlaca verelim ki gönülleri hoş olsun, duâlarını alalım.” der.
Ah Yusuf Amca’yı bir anlayabilsek! Merhametli olmasa, insanları sevmese bu davranışı yapabilir mi? Keşke biz de insanlar hakkında onun gibi böyle güzel düşünebilsek. Evet, merhum Yusuf Amca bir hoca değildir ama hocalara pek düşkündür, onlara pek hürmetlidir. Patlıcan çuvalını satın alan hocası gibi o da çok merhametlidir.
Helvacı Amca
Muzaffer Dereli Hoca’mızdan öğrendiğime göre Hacıveyiszâde’nin bir diğer gülü de Helvacı Musa Ortakara Amca’dır. Onun fotoğrafını görünce ürpermiş ve ne kadar güzel bir sîmâ diye gönlümden geçirmiştim. Muzaffer Hoca ondan bahsederken;
“Edep, terbiye, nezaket, cömertlik ve ahlâkına hayran kalırdık. Gıybet ondan sâdır olmazdı. Ehl-i tarîk idi. Âlim ve sâlihleri, hocaları çok severdi. Disiplinli ve programlı idi.” diyordu.
O, çocukken Hacıveyiszâde’nin vazife yaptığı Aziziye Camii civarında çırak olarak çalışırmış. Namazlarını onun ardında kılar, sohbetlerini dinler, dükkânına geldiği zaman da elini öper, kahvesini ikram eder ve duasını alırmış. İlerleyen yaşlarında bu zat, Toptancılar Camii’nde Muzaffer Dereli Hoca’nın cemaatinden olmuş. Bir gün ona şöyle bir hatırasını anlatmış:
Hacıveyiszâde Hoca Efendi hastadır ve Ankara’dadır. Herkes merak içerisindedir; onun durumunu öğrenmek istemektedir. Hoca Efendi’yi çok sevdikleri için herkes üzüntülüdür. O zamanlar genç olan Musa Amca camiye gelir. Daha namaz vaktine vardır. Bakar ki caminin müezzini İbrahim Efendi başı önde, merdivenlere oturmuş, düşünmektedir.
Merak ve heyecanla sorar;
“İbrahim Hocam, hayırdır? Hocamdan kötü bir haber mi var?”
Müezzin İbrahim Efendi başını sallar ve:
“Evet, önemli bir ameliyat olacak.” der.
Musa Amca bir anda kıbleye yönelir, ellerini açar ve içinden şöyle duâ eder:
“Allah’ım! Hocama iyilik lütfeyle. Benim ömrümden al, ona ver! Âmin.”
Günler geçer, herkes merakla bekler ve:
“Hoca Efendi Konya’ya geldi, elhamdülillah.” derler.
Mübarek, ilk cuma namazına gelir. Cami dopdoludur ve cemaatte anlatılmaz bir sevinç vardır. Onun mübarek, feyiz dolu iklimine yeniden kavuşulmuştur. Cemaat, ağlamaklı bir hâlde, gözleri ışıl ışıl Hoca Efendi’ye bakar.
Hoca Efendi hutbe irat eder. Hutbeyi bitirdikten sonra herkese teşekkür eder ve der ki:
“İçinizden bir genç, “Allah’ım benim ömrümden al, hocama ver.” diye duâ etti. Allah ondan da sizden de râzı olsun. Ona da sizlere de hayırlı ve uzun ömürler versin.”
O esnada boynunu bükmüş hâlde hutbeyi dinleyen Musa Amca bu sözle irkilir ve şaşırır. Sonra aklına gelir ki bu da Hoca Efendi’nin nice kerametlerinden biridir. Zira onun daha önce de böyle birçok kerametine şâhit olmuştur.
Allah’ın güzel kulları, dostları işte böyledir. Allah (c.c.) dilerse gönüllerden geçeni sevdiklerine bildirir. Ve sevdiklerini, aralarında zaman perdesi olmasına rağmen, birbirine tanıtır ve sevdirir.
Hacıveyiszâde’nin çevresinde bulunan ve onun sohbetleri ile gıdalanan bu iki zattan haberdâr olunca çok sevindim. Birer Fâtiha okursanız çok memnun olurum. Rabb’im cümlemize salihleri sevmeyi nasip eylesin. İnşallah sizler de bizler de onlardan oluruz.
Efendiler Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki;
“Bütün takva sahipleri Muhammed’in ehlibeytidir.” (Câmiu”s-Sağir, 1/55)
İki Cihan Güneşi bu hadisi ile bizlere takva sahiplerini ev halkımızdan ayrı görmememiz gerektiğini öğretiyor. Hatta onlar, kendi aile halkımızdan da öte, Efendiler Efendisi’nin aile halkı sayıldıkları için daha da önemlidirler. Zaten Allah dostlarının bir özelliği de insanlara takvalarına göre değer vermektir.
Bir Hatıra
Hacıveyiszâde’nin bir hatırasını da Doç. Dr. Durak Pusmaz Hoca’nın bir yazısından okumuştum. Özetle şöyle anlatıyordu:
Yayıncı Mehmet Doğru Hoca’nın Konya İmam Hatip Lisesi’ndeki hocalarından biri de Hacıveyiszâde Mustafa Efendi imiş. Bir gün derste hocası onu dalgın görünce;
“Mehmet! Dükkân yerinde duruyor, sen burada dersimizi dinle. Siz şu anda Allah’ın huzurunda bulunuyorsunuz, meleklerin kanatlarında oturuyorsunuz.” diyerek ikaz etmiş.
Durak Pusmaz Hoca bu hatırayı anlattıktan sonra diyor ki;
“Ben de bu hatırayı okuyunca çok etkilendim; eski fedakâr, cefakâr, samîmî, ihlâslı hocalarımızı düşündüm, gözlerime hâkim olamadım. Bu ne güzel söz, ne güzel ikaz, ne güzel uyarı!”
Cenâb-ı Allah bu şuuru tüm eğitimcilere ve ilim talebelerine nasip eylesin.
Bu hatıra bana Erzurumlu Salih Efendi’nin şu hatırasını hatırlattı: Salih Efendi küçükken medreseye giderken annesi ayakkabılarının altını silermiş. Bir gün annesine;
“Anne, hiç ayakkabıların altı silinir mi?” demiş.
“Oğlum!” demiş annesi,
“Siz ilim öğreniyorsunuz, sizi medreseye kadar melekler kanatlarında taşıyor. Onun için ayakkabının altını da siliyorum.”
Efendim, işte bu Anadolu irfanıdır. Bunun kaynağı da Efendiler Efendisi’nin; “Melekler ilim tahsil edenlerden hoşlandıkları için onlara kanatlarını gererler.” (Nesâî, Taharet, 113) hadis-i şerifidir.
Nice Müslüman ana babalar bu hadis-i şerifin müjdesini umarak yavrularını ilim tahsiline yollarlar. Anadolu irfanında bunun gibi daha nice güzellikler vardır.
Aydın BAŞAR
Yazar
Kuşkusuz ki camiye, cemaate, hacıya, hocaya, imama, müezzine hürmet etmek bir anlamda dine hürmet etmek demektir. O yüzdendir ki kalbinde iman kıvılcımı olan herkes dini sembollere karşı hassasiyet gö...
Yazar: Aydın BAŞAR
Toprağına ana gibi sarıldık, Dermanı, derdiyle bu vatan bizim. Ne usandık ne sevmekten yorulduk,Yiğidi, me...
Şair: Bestami YAZGAN
Güzel insanlar başağa benzer. Siz onlardan biri ile tanışırsınız, sonra onlar sizi diğer güzel insanlarla tanıştırır. Güzel insanlarla tanışıp bilişmenin sayısız faydaları vardır. Sizi gül bahçelerind...
Yazar: Aydın BAŞAR
Sen de iste etme hasetVeren vermiş kula gardaşRızkı Hüda verir elbetOlma nefse köle gardaşKurdu kuşu besleyen varBin bir çeşit süsleyen varBizi daim gözleyen varCümle âlem bile gardaşSahip ol dizgine ...
Şair: Ramazan PAMUK