Esmâü’l-Hüsnâ: Mâlikü’l-Mülk
Mâlikü’l-Mülk: Görünen ve Görünmeyen Bütün Âlemlerin Sahibi ve Yöneticisi
El-Mâlik, “mülkün sahibi ya da sahip olduğu mülkünde tasarruf yetkisine sahip olan” demektir. Mülk ise onun emir ve fiiliyle tasarrufta bulunulan şeydir. Aynı kökten gelen el-Melîk ise, mübâlağa kalıbıyla, yüce mülk sahibine işaret eder. Aynı zamanda bu isim, Melik için mutlak yücelik anlamını da taşır. İşte bu anlamda el-Melikü’l-Mülk ya da el-Mâlikü’l-Mülk, sadece ve sadece Yüce Allah’tır. Mülk ve hamd, tamamıyla O’na aittir.
Yerlerin, göklerin, içindekilerin bütün bir varlığın yaratıcısı, yöneticisi, mutasarrıfı ve yok edicisi sadece Yüce Allah’tır. O; her şeyi işitir ve görür, dilediğine verir, dilediğinden alır. İstediğine sevap, istediğine cezâ verir. Nimetini dilediğine bol, dilediğine ölçülü verir. Hiçbir şey O’nun mutlak adâletine aykırı düşmez.
O, yaptığından sorumlu değildir. İkrâm ve mahrum etme, diriltme ve öldürme, takdir ve hüküm O’na aittir. O, hüznü giderir; zorlukları kolay kılar. Mazlûma yardım eder, zâlimden de mazlûmun hakkını alır. Bir millet dinden irtidâd ettiği zaman ellerinden emâneti alır, yerlerine emânete sahip çıkacak başka bir millet getirir.
Bu yasa, insanlar arasında dolaşır durur. O, dâimâ, hikmetine uygun olarak işleri düzenler. İzzet, adâlet, celâl ve cemâl sahibi olan O’dur. O’nun izni olmadan, mülkünde bir şey hareket etmez. Bir ağacın dalından bir yaprak bile düşmez. Hiçbir şey O’nun bilgisinin dışında değildir. Ama O’nun bütün işleri; adâlet, hakkâniyet ve hikmet çerçevesinde cereyan eder.
Yüce Allah’ın ulûhiyette birlenmesi, tek başına O’nun mülkün sahibi olmasını gerektirir. O, kendi mülkünden dilediğine mülk verir. Bu mülkiyet, emânet olarak verilen mülkiyettir. Emânet ise korunması ve yerine getirilmesi gereken temel haklardandır. Hak sahibine hakkını, her işi ve görevi ona ehil olana vermek adaletle ilgilidir.
Dilediği zaman dilediği kimseden mülkünü geri alır. Bu dünyada hiç kimsenin dilediği gibi tasarrufta bulunacağı mutlak bir mülkü yoktur. Esas olan, kendisine emânet olarak verilen bu mülkü, kamu görevini ya da her türlü sorumluluğu âdalet ve hakkâniyet çerçevesinde yürütmektir. Hz. Peygamber (s.a.v.), sahâbeden Ebû Zerri’l-Gıffârî (r.a.)’yi bir göreve tayin ederken ona şunları söylemiştir:
“O bir emânettir. Kıyâmet gününde hakkıyla alan ve yerine getirenlerin dışındakiler için pişmanlık ve rüsvâlıktır.” Âdil bir yönetim, eşitlik ve emânetleri üstlenme ehliyeti ve bu ehliyetin kamu işlerinde gözetilmesi, toplumsal düzenin sağlıklı işlemesinin olmazsa olmaz ilkelerindendir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen rivâyetlerde, bir toplumda emânetlerin ehline verilmeyip ehil olmayanlara verilmesi kıyâmet alâmetlerinden sayılmıştır.
Editör
Yazar
Bazı zincirler gözle görülmez. Sessiz ve sinsi bir şekilde, tıpkı bir sarmaşık gibi sarar hayatımızı. Buna en güzel örnek, başta telefon olmak üzere, tüm dijital aygıtlar diyebiliriz. El telefona gide...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Toplumların sahip olduğu en değerli miraslardan biri, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel ve manevî birikimdir. Anadolu coğrafyası, binlerce yıllık tarihi boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapark...
Yazar: Editör
Sevgili okurlarımız;Yaşadığımız dünya; gökyüzüyle, toprakla, denizlerle ve içinde barındırdığı sayısız canlıyla Allahu Teâlâ’nın kudretini gösteren büyük bir ayet gibidir. Gözümüzü nereye çevirsek Rab...
Yazar: Editör
Zü’l-Celâli Ve’l-İkrâm: Azamet ve Kerem SahibiZü’l-Celâli ve’l-İkrâm, “azamet sahibi, yüce ve noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarıyla muttasıf olmak” anlamında “azamet ve kerem sahibi” demek...
Yazar: Editör