Değişmem
Neccarzâde Şeyh Rızâ (1679-1760)
Bâb-ı keremin Cennet-i Rıdvâna değişmem
Hâk-i kademin kuhl-i Sıfahân’a değişmem
Bir mûr-ı zâifim reh-i aşkında Habîbâ
Dergâhını bir mülk-i Süleymân’a değişmem
Sermâye-i ömrümdür o gencîne-i lü’lü
Dürc-i lebini la’l-i Bedehşân’a değişmem
Sevdâ-zede-i silsile-i aşk-ı cünûnam
Dîvâneliğim akl-ı perîşâna değişmem
Pâzâr-ı hakîkatde cerîdâr-ı visâlim
Nakdîne-i irfânımı îmâna değişmem
Şeh-râh-ı tevekkülde talebkâr-ı Rızâyım
Dil-teşneliğim çeşme-i hayvâna değişmem
Otuz yıl kadar İstanbul Beşiktaş’ta Sinan Paşa Câmii yanında bulunan Nakşî dergâhında şeyhlikte bulunmuş bir şair… Şeyh Rızâ, Peygamber Efendimiz için na’t söyleyenlerin ileri gelenlerindendir. Çok sayıda na’ti vardır.
Şair, yukarıya aldığımız na’tinde bir mukayese yapıyor ve sonunda da tercihini söylüyor.
İlk beyitte, Peygamber Efendimize ait kerem kapısını, Rıdvan Cennetine; Onun ayağının toprağını da Isfahan sürmesine değişmeyeceğini söylüyor.
“Rıdvan”, cennetin kapısını bekleyen meleğin adıdır. “Cennet-i Rıdvân” ise genel olarak cennet için kullanılan bir kelimedir. Beyti ilk okuduğumuzda bize bazı ifadeler tuhaf geliyor. Şair diyor ki: “Senin kerem kapını cennete değişmem.” Bu beyan, cennetten ferâgat gibi geliyorsa da şair aslında daha büyük bir makam istemektedir.
Bilindiği gibi Cennetin sekiz kapısı ve sekiz derecesi bulunmaktadır. Bunlar: “Huld, Me’vâ, Nâîm, Âliye, Adn, Firdevs, Dârü’s-Selâm ve Hayevân’dır. Buna göre herkes, kazandığı imtihan ölçüsünce bir cennete girecektir. Cennetlerin en üstünü Cennet-i Adn’dir. Hâliyle Peygamber Efendimiz, burada olacaktır.
Bu durumda Onun ayağının dibinde bir toz olmayı kim istemez… Yani şair, cennetin en güzel yeri dururken aşağıdakilere tenezzül etmem, demeye getiriyor. Görüldüğü gibi Şeyh Rızâ, şâirâne ve ustaca bir ifade kullanıyor.
Isfahan sürmesi kalitesi bakımıdan meşhurdur. Dîvân edebiyatında şairler, sevgilinin gözünü hep Isfahan (vezin gereği Sıfahan) sürmesi ile sürmelenmiş olarak tasvir ederler. Şair yukarıda saydığımız sebeplerden tabiî olarak Peygamber Efendimizin ayağının tozunu bu meşhur güzellikteki Isfahan sürmesine tercih ediyor.
Bir mûr-ı zâifim reh-i aşkında Habîbâ
Dergâhını bir mülk-i Süleymân’a değişmem
Bu beyitte Hz. Süleyman’ın zenginliği, bütün hayvanların dilinden anladığı ve bir karınca beyi ile olan hâdiseye telmihte bulunuluyor. Şair kendini bir küçük karınca gibi görmeyi arzuluyor; fakat Hz. Muhammed’in yolunda bir karınca… Onun kapısını Hz. Süleyman’ın zengin saltanatına değişmeyeceğini belirtiyor.
Sermâye-i ömrümdür o gencîne-i lü’lü
Dürc-i lebini la’l-i Bedehşân’a değişmem
Şeyh Rızâ, Peygamber Efendimizin inci hazînesine benzettiği ağzını, Bedehşan incisine değişmeyeceğini söylüyor. Çünkü o mübarek ağzın kendisi için ömür sermayesi olduğunu savunuyor. Nasıl böyle düşünmesin ki, Peygamber Efendimizin ağzından çıkan her mübârek söz, insanlar için inci değerinde değil midir? O söze riayet edildiği takdirde sonsuz huzura ve mutluluğa erilecektir.
Diğer beyitlerde, Rızâ, kendisini sevginin şiddetini delilik derecesine getirmiş olanların zümresinde görmekte ve bu deliliği de herhalde aklını başka yerlerde harcayanlara tercih etmektedir. Bir başka benzetmede ise kendisini hakîkat pazarında cerre çıkmış bir medreseli gibi görür ve elindeki irfanı, imana değişmeyeceğini söyler.
Şeh-râh-ı tevekkülde talebkâr-ı Rızâyım
Dil-teşneliğim çeşme-i hayvâna değişmem
Tevekkülün büyük caddesinde rızâ taleb ediyorum; susuzluğumu ölümsüzlük veren (ab-ı hayât) suya değişmem. Şair, “Rızâ” kelimesini hem mahlâsı hem de “râzı olma, kabul etme” anlamında kullanıyor. Bu kelime ile tevriye sanatı yapmış.
Yukarıdaki na’ta hangi cepheden bakarsak bakalım, klasik söyleyişlerden farklı bir ufuk buluruz. Belki kullanılan kelimeler diğer klâsik sanatçılarınki ile aynı; ama onlardan anlamları ve âhenkleri farklıdır. Şairi üstün kılan özelliklerden biri de zâten budur. Yani aynı konuya, aynı kelimelerle farklı yaklaşım önemli. Şiirin güzelliğini sağlayan, çekici kılan unsurlardan birisi daha ilk bakışta göze çarpan “değişmem” redifidir. Bu redife, klasik şiirimizde herhalde çok nâdir rastlanır.
Şiirin güzelliğini ortaya koyan unsurlardan biri de –ki asıl şiir de bu olmalı- az söze çok anlamın yüklenmesidir. Şeyh Rıza’nın na’tinde de gereksiz, doldurma diyebileceğimiz nitelikte hiçbir kelime yok gibidir.
Vedat Ali TOK
Yazar
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâimKadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-i RusûlünGül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidirBahtîyâ durma yüzün sür kademine o gülün1.Sultan Ahmed Han (1590-1617)“Bahtî” ve ...
Yazar: Vedat Ali TOK
Şeref Hanım (1808-1861)Sen gevher-i gencîne-i hikmetsin efendimDeryâ-yı keremde dür-i kudretsin efendim Geldi nice peygamber-i zi-şân bu cihânaSen cümlesine seyyid ü servetsin efendim Mahbûb...
Yazar: Vedat Ali TOK
-Doğan Kaya’yaİpekten yumuşak huyumuz bizimKevser Irmağı’ndan suyumuz bizimYûsuf’un kuyusu kuyumuz bizimBeşten epey fazla duyumuz bizimBebek’ten gönüllü koyumuz bizimKırk gün kırk gecedir toyumuz bizi...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
Bir korku, bir telâş, bir zifirî gamKureyş beldesine indiği akşamKüfrün en kudurgan, en bed vaktidir.Delirir korkunun uykusuzluğu,Kavurur geceyi kan susuzluğu…Şirkin nübüvvete savlet vaktidir.Mukaddes...
Yazar: Vedat Ali TOK