Bir Hadis Âlimi
Yaşar Kandemir Hoca’mız, 10 Aralık 1939’da Yozgat merkeze bağlı İnceçayır köyünde doğdu. Babası köyün imamı olup aynı zamanda ziraat ve hayvancılık ile uğraşırdı. Annesi ise evin işlerini tek başına çekip çevirir, 40-50 koyunu, 3-4 ineği tek başına sağar, sütlerinden yağ ve peynir yapardı. Ayrıca bahçe işleriyle de uğraşırdı.
İlkokulu köyünde okuduktan sonra ailesi onu okutmak gayesiyle 1952 yılında köyden Yozgat’a göçtü. Bir yıl Kur’ân Kursu’nda okuyup Kur’ân-ı Kerim’in üçte birini ezberledikten sonra o yılın sonunda yeni açılan İmam Hatip Okulu’na kaydoldu. İmam Hatip Okulu’na başladıktan sonra özel olarak Arapça ve Farsça dersleri aldı.
Ondan Etkilendi
Kendisinden en çok faydalandığı ve üzerinde en çok tesir bırakan hocalarından birisi de muhtelif medreselerde tahsil görmüş olan Şeyhzâde lâkabıyla ünlü merhûm Ahmet Şevki Ergin Efendi idi. Akâid, Siyer ve Ahlâk gibi dersleri ondan almıştı. Allahu â’lem sadece dersler değil güzelliğinin de bir parçasını bu nur yüzlü mübarek zâttan almıştı. Ve ondan; “Merhûm hocam bize derslerinde Peygamber Efendimiz’i ve dolayısıyla onun hadislerini sevdirdi.” diyerek bahsediyordu. Hocamızın ifadesine göre o Yozgat’ımızın mânevî direğiydi. Hocamız onu şöyle anlatıyor:
“Şeyhzâde Ahmet Efendi Hocamız derse girdiğinde, sınıfta sinek uçsa vızıltısı duyulurdu. Hepimiz onu pürdikkat dinlerdik. Bir yaramazlık yapar veya kötü bir şey düşünürsek kalbimizden geçeni bilir diye de korkup çekinirdik. Merhûm hocamız sevgi dolu bakışlarıyla ve babacan tavrıyla bizi âdeta kucaklardı. Dersinin bitmesini hiç istemezdik.
Şeyhzâde Ahmet Efendi’nin oğlu Ali Şakir Ergin yakın arkadaşımdı. Bu sebeple evlerine sık sık giderdim. Şakir Bey’in evin alt katında bir odası vardı. Biz daha çok orada bulunurduk. Bu arada Hocamızla görüşme fırsatımız olurdu. Okul dışında onun bir bakışına, bir iltifatına nâil olmayı ayrıcalık kabul edenlerden biriydim.”
Bazı Hocaları
İmam Hatip Okulu’nu bitirdikten sonra, 1959 yılında İstanbul’da açılan Yüksek İslâm Enstitüsü’ne kayıt yaptırdı. Fındıklı’daki Namık Kemal İlkokulu’nun çatı katında bulunan enstitüde yatılı olarak kaldı ve tahsilini orada tamamladı. Pansiyon şartları ve özellikle de yatakhânenin durumu berbattı. Altmış kişi aynı salonda yatıyordu.
İmam Hatip Okulu’nun lise kısmında evlendi. Yüksek İslâm Enstitüsü’nün ikinci sınıfındayken de oğlu Seyit Ahmet dünyaya geldi. Enstitüdeki pek kıymetli hocaları arasında Mahmut Celaleddin Ökten, Üsküdarlı Hâfız Ali Efendi, Mahir İz gibi tanınmış isimler de vardı. Hocamız diğer istifade ettiği hocalarını ise şöyle anlatıyor:
“Ahmet Davutoğlu Hoca’mız Bulgaristan’da komünist idareden zulüm görmüş, Ezher mezunu, Türkçeyi Anadolu insanı gibi güzel konuşan ve kendimize çok yakın hissettiğimiz biriydi. Ders saatlerinin dışında yine Yüksek İslâm Enstitüsü’nde kendisinden özel olarak Fıkıh ve Usûl-i Fıkıh dersleri okurduk.
Bir diğer hocamız ise; o vakitler İstanbul Müftüsü olan Ömer Nasuhi Bilmen idi. Kelâm dersimize geliyordu. Erzurum şivesiyle konuşur, muvazzah kelimesini müvezzeh diye telâffuz ederdi. Bir gün dersten çıktıktan sonra hocama yaklaştım ve kendisinden bu ilmi bize Arapça bir eserden okutmasını istedim. Kabul etti. Hangi eserden okuyacağımızı sordum. ‘Siz bilirsiniz.’ dedi.
“Hocam” dedim. “Bu işi biz değil siz bilirsiniz. Durumumuza uygun, bir veya iki yılda bitirebileceğimiz bir eser tavsiye edin. Hemen tedarik edelim.” O hep; ‘Siz bilirsiniz.’ diyor, başka bir şey söylemiyordu. Merdiven başında on beş dakikaya yakın konuştuk, Hoca yine de bir kitap adı vermedi. Sonunda, talebe arasında Ramazan Efendi diye bilinen Şerhu’l Akâid’i teklif ettim, kabul etti.
Hocanın bu çekingenliğini çok garipsemiştim. Herhâlde Arapça kitap okutmanın kesinlikle yasaklandığı o baskı döneminde yaşamış olmak hocamızı böyle bir çekingenliğe itmişti. Süpürgeci Han’daki kitapçıdan temin ettiğim eser bir sonraki derste elimizdeydi.
Bu defa da biz hocanın süratine ayak uyduramıyorduk. Bir cümleyi okuyup hepsine birden mânâ veriyordu. Arapça okuyanların çok iyi bileceği gibi, biz ondan kırık mânâ vermesini istiyorduk. Hocamız buna birkaç dakika riayet ediyor, ondan sonra kolayına geldiği şekilde okuyordu. Sonunda dersi takip eden birkaç kişi kaldık.
Güzel Sanatlar Akademisi hocalarından ünlü hattat Abdülhalim Özyazıcı’dan rik’a dersi aldım. Öte yandan merhûm Muhammed Hamidullah Hoca’nın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde haftada iki gün verdiği konferansları takip ederdim. Sultanahmet’teki Firuzağa Camii’nde imam olan ve enstitüde bizden bir sınıf ileride bulunan Bekir Topaloğlu’nun Sultanahmet’teki meşrûtasında bir grup arkadaşla birlikte Beyzâvî Tefsiri okuduk.”
Zorluk Çekti
Yüksek tahsilden sonra 1964’te Sivas İmam Hatip Okulu’na öğretmen olarak tayin edildi. Ardından İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde asistan oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, lise mezunu olmak kaydıyla Yüksek İslâm Enstitüsü mezunlarına doktora yapma hakkı tanıyınca orada doktoraya başladı. O yıllarda hocalar angarya işlerini asistanlara yaptırdığından dolayı tezini on yıl gibi uzun bir sürede tamamlamak zorunda kaldı. Bu süreçte çok zorluklar çekti.
Askerlik sonrası 1974 yılında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’ne Hadis ve İslâm Ahlâkı hocası olarak atandı. 1987’de doçent, 1991’de profesör oldu. Hocamız emekliliğini ise şöyle anlatıyor: “Kendi isteğimle 1999’da yedi yıl erken emekli oldum. Öğrencilerimin bana hadisle ilgili soru sormamasından endişe etmeye başladım. Galiba ben bu işi yapamıyorum diye endişelendim. Öğrendim ki, diğer arkadaşlar da aynı şeyden şikâyetçi. Derslerden eski zevki alamamak bana ağır geldi. Bunu, eskiye özlem diye değerlendirirseniz, yine de itiraz etmem.”
Bu arada ömrünün önemli bir kısmını İslâm Ansiklopedisi’ne adadı dersek yanlış olmaz. Çünkü hocamız bugüne kadar birçoğu hacimli 200’e yakın ansiklopedi maddesi kaleme almıştır ki, bu da çok büyük bir hizmettir. Aynı zamanda onlarca çocuk kitabı, hikâye, roman ve ilmî tercümelerin yanı sıra çok sayıda eserler vererek hizmetlerini sürdürmüştür.
Aydın BAŞAR
Yazar
Seneler ne çabuk geçiyor. Azîz hocam merhum Mehmet Kaplan’ın vefatının üzerinden tam 40 yıl geçmiş. Dile kolay, 40 koca sene… Şüphesiz bu fânî dünyada yaşayan bütün insanların ömürleri sınırlı, alacak...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
Ceviz, kökeni çok eski zamanlara dayanan bir ağaç türüdür. Botanikte Juglandales takımının Juglandaceae familyasına aittir. Dünyada İran veya İngiliz cevizi olarak da bilinen ve yetiştiriciliği yapıla...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Bursa’dan kalkan İznik minibüsündeyim… Bir tarafta Allah’ın kevnî âyetlerinden İznik Gölü, diğer tarafta yol boyunca hiç bitmeyen zeytin ağaçları… Ön koltukta oturmak bu güzellikleri daha geniş bir aç...
Yazar: Aydın BAŞAR
Her Ramazan vesilesiyle çocukluk dönemim gözlerimin önüne gelir. Beş erkek, bir kız kardeştik. Kur’ân ve sünnete son derece bağlı iyi birer Müslüman olan anamın ve babamın kanatları altında büyüdük. A...
Yazar: Enbiya YILDIRIM