El-Hâdî
"Lütuf ile rehberlik" anlamına gelen hidâyet; "doğru yolu bulmak, yol göstermek ve yola girmek" mânâlarına şâmil olan "hedâ" kökünden türemiştir. "Kullarına kurtuluş yolunu gösteren ve açıklayan" anlamına gelen, Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Hâdî de aynı kökten gelir.
Allah inancına varmak, hiç şüphesiz, yine O'nun takdiriyledir. Yalnız bu takdiri "cebir" içerisinde değerlendirmemek gerekir. Bu istikamette insanın göstereceği çaba, büyük önem taşır. Allah, kullarını bilgiye muhatap kılmadan sorumlu tutmaz. "Kim O'na yönelirse onun kalbi hidâyete açılır." İnsan bilgi, akıl ve özgürlük neticesinde sorumlu tutulmuştur. Mutlak yol gösterici Allah'tır. Fakat o, "yol göstericiliğini" dünya hayatında mecâzî anlamda çeşitli varlıklar eliyle de sürdürür. Bu anlamda, hidâyet çeşitlerinden söz etmek mümkündür. Allah'ın hidâyeti, cansız varlıklara nisbetle görevleri; hayvanlara nisbetle huyları; insana nisbetle aklıdır. Allah'ın Rasûlleri ile insanlara ulaşan bilgiler de hidâyet kapsamına girer.
İslâm dininin anladığı mânâda hidâyet, sadece "beyan/açıklamak ve yol göstermek" değildir. Gösterilen yolda, sonuca varıncaya kadar yardım etmektir. Buna "tevfikî hidâyet" denir. Bu hidâyet sayesinde Allah, kuluna imanı sevdirir; küfrü, fıskı ve her türlü isyanı çirkin gösterir. İlâhî tevfîk/yardım, insanın çabası ile Allah'ın yardımı sayesinde gerçekleşir.
Kur’ân'a göre, hidâyet vesîlelerinden bir diğeri de peygamberlerdir: "Her kavmin bir yol göstericisi vardır." "Muhakkak ki sen de doğru yolu göstermektesin." Âyetlerden anlaşıldığına göre, yüce Allah her topluma, doğru yolu göstermek için peygamber göndermiştir. Onlar, sadece hidâyet yolunu göstermekle kalmamışlar, davranış ve temsil alanında da örnek olmuşlardır.
Artık nübüvvet kapısı kapandığına göre, peygamberlerin mecâzî anlamdaki hidâyet görevlerini kimler devralacaktır? İslâm ilim geleneğinde "icazet yöntemi" ile bu görev nübüvvetin her devirdeki temsilcileri olan, zâhirî ve bâtınî ilimleri kendisinde mezceden âlimlere verilmiştir. Onlar "vâris-i enbiyâ"dır. Nitekim Efendimiz (s.a.v.), "Âlimler, gökteki yıldızlar gibidir. Yıldızlar nasıl ki karanlıkta yol gösterirse âlimler de yeryüzünde (cehâlet karanlığında yüzenlere) yol gösterirler." buyurmuştur. Eğer ilim adamları olmasaydı insanlar "insanlığı"nı öğrenemezlerdi. Çünkü âlimler, eğitim-öğretim vasıtasıyla insanları bilgisizlik ve câhiliye barbarlığından çıkarıp insanlık seviyesine yükseltmişlerdir. İşte bu tür âlimlerden birisi olan Osman Hulusî-i Darendevî (k.s.), Divan'ında, ilmiyle âmil olan bir âlimin işlevini şöyle anlatır: "Sîret-i hayvânı insân etmeğe sa'y eylegil/Seni insan edecek kâmil-i insâna eriş." Bu sebeple İslâm, insanlığın terbiyesi ve bilgi konusunda aydınlatılması için bir toplumda âlimlerin yetiştirilmesine ilâhî bir emir olarak bakar. Bundan dolayı hidâyet, kendi şahsî çabaları neticesinde hayırları, sâlih amelleri kesbetmeleri sebebiyle, bazı sâlih kişilere de izafe edilmiştir. Sâlih kişi, görüldüğü zaman Allah akla gelen kişidir. Onların gizli ve açık halleri, niyet ve fiilleri şer'î ahkâma uygun düşer. Kâl ve hâl ehli olan âlimler sayesinde nice insan, İslâm'ın nuruyla nurlanır.
Netice itibariyle mutlak anlamda hidâyet yetkisi Allah'a aittir. Allah bu yetkiyi, mecâzî anlamda, kendisinin dışındaki varlıklara da vermiştir. İnsan, hidâyeti idrak edebilecek bir yetenekte yaratılmıştır. Allah, insana hidâyet yolunu göstermek için kitap indirmiş, elçi göndermiş, akıl vermiştir. Eğer insan hidâyete yönelirse Allah onu onda yaratır. O hâlde bize düşen görev, bütün tebliğ vasıtalarını kullanarak insanlığın hidâyetine vesîle olma yolunda çaba sarf etmektir.
Editör
Yazar
Edebiyatın ve düşüncenin engin denizinde, insan ruhunun en görkemli metaforlarından biri olan Zümrüdüanka kuşu ya da Farsça söyleyişiyle Simurg sadece bir efsane değildir. Ferîdüddin Attâr’ın “Mantıku...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Kıymetli okuyucularımız,İnsanoğlunun yaratılışından beri arayışı hiç bitmemiştir: “Ben kimim, neden varım, doğru yol nedir?”Bu soruların cevabı ilimdedir; yani bilmekte, anlamakta ve öğrenmekte.Kur’an...
Yazar: Editör
Aile, insanın hayata gözlerini ilk açtığı yerdir. Sevgiyle büyür; konuşmayı, paylaşmayı, doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi önce ailede öğreniriz. Bu yüzden güven ve sadakat duyguları da en s...
Yazar: Editör
İslâm inancına göre ibadetler kadar, hatta bazen onlardan da önce, kalpte taşınan samimiyet ve Allah’a karşı duyulan sarsılmaz güven gelir. İnsan, ne kadar günahkâr olursa olsun, yaratıcısının merhame...
Yazar: Ayşe Gül PINAR