SULTAN I. MAHMUD VE TAKSİM SU MAKSEMİ
Osmanlı Devleti Dönemi’nde, günümüzde “Taksim” olarak tanınan yerden, civar semtlere su dağıtmak için abidevî bir yapıyla bir su deposu yapılır. Bu yapı vasıtasıyla su kaynaklarının birleşimi ve ihtiyaç duyulan semtlere dağıtımı gerçekleştirilir. Bugünkü Taksim Meydanı; adını, eskiden Galata-Beyoğlu suyunun taksim edildiği, su makseminden almıştır. Maksem; şehre gelen suların toplanarak farklı yönlere dağıtımının sağlandığı lüleli havuz ve tekneleri olan üstü örtülü su haznesi yapılarıdır. Bentlerden gelen sular burada toplanır ve evlere, çeşmelere, hamamlara dağıtıldığı depo ve taksimat işlevi gören yerlerdir. Bundan dolayı da bölgenin ismi taksim olarak anılmıştır. 1732 yılında, Padişah I. Mahmud tarafından yaptırılmış olan maksem, 2008 yılı sonunda sanat galerisi olarak açılmıştır. Sultan I. Mahmud Devri’nde, Boğaziçi’nde yeni kurulan yalılarla, saraylarla renklenen İstanbul semtlerindeki su ihtiyacı için çözüm üretilir. Belgrad Ormanlarında, Bahçe köyünün ilerisinde kesif ağaçlıklar ve fundalıklarla örtülü bir dere yatağı üzerinde Topuzlu bendinin göğüsleme duvarının temelleri atılır. Bendin yapısı kısa bir zamanda tamamlanırken bentten çıkan taş galerinin suyunu karşı tepelere çıkaracak dört yüz metre boyunda Türk su sanat ve mimarîsinin güzel âbidelerinden biri olan Sultan Mahmud Kemeri yükseltilir. Suyolu Bahçe köyden ve kemerden sonra Acı Elma, Hacı Osman, Derbend, Maslak, Ayazağa, Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Şişli, Osmanbey ve Harbiye’den Taksim Hazinesine getirilir. Buradan çıkan galeri Taksim Maksemi’nden geçerek Tophane, Beyoğlu, Galata ve Kasımpaşa gibi şehrin büyük semtlerine ölçülü miktarda su dağıtımı gerçekleştirilir. Maksemin üstü külah şeklinde kurşun kaplı, sekiz köşeli küfeki taşından yapılmıştır. İstiklâl Caddesi’ne ve kısmen de meydana bakan cephesi üzerinde inşa olunduğu zamana ait bir çeşme mevcuttur. Çeşmenin ayna taşının üzerinde çiçekler, tezyini motifler ve I. Mahmud Devri’nin barok üslûbunda tezyinatından olan güneş şeklinde geniş bir kabartma vardır. Çeşmenin solunda maksemin kapısı bulunmaktadır. Kapının üzerinde kitabenin günümüz Türkçesiyle çevirisi şöyledir: “Sultanlar sultanı Mahmud Han, kevser misali bu maksemden susayan dudaklara ve gönüllere ferahlık dağıtır. Bu su dağıtım tesisi âb-ı hayat gibi canlılık bahşeden ve şiirin mısralarında gönlün aradığı yapım tarihini (1732) haber vermektedir. Cihan hükümdarı Sultan Mahmud Han himmet etti, yeni bir eser inşa eyledi. Bu maksem, kevser gibi tertemiz berrak suyu olan bir tesistir.” Maksem'in parmaklıklı pencerenin her iki yanında binayı yapan iyi kalpli mimar, kuşlar için zarif kuş sarayları yapmıştır. Makseme girilince, mermer döşeli zeminin duvarları üzerine yükselen yuvarlak kubbenin, hariçten hiç de belli olmayan bir derinlik ve yüksekliği hissedilir. Suyun nasıl taksim edildiğini merak edenler bu tarihî yapıyı ziyaret ederken, su medeniyetimizin zarif sanat eserini müşahede ederler.
Bekir AYDOĞAN
Yazar
İstanbul’un fethi kendinde bir ideal olan Şehzade Mehmed’in ilk işinin kutlu fethin olacağı şayiası tahta geçmeden halk arasında dilden dile yayılır. Sultan Mehmed Han saltanat tahtında oturunca, Biza...
Yazar: Bekir AYDOĞAN
İnsanoğlu yaşadığı mekânları mamur bir şeklide uzun ömürlü yapılar olarak inşa etmiştir. Binalarla birlikte şehirlerin bir umrana dönüşmesi mimarî sanatın tezahürüdür. Şen ve bayındır binalarda oturan...
Yazar: Bekir AYDOĞAN
Ciltçilik, İslâm kitap sanatının önemli bir unsurudur. Bir kitap veya mecmuanın yapraklarını sıralı olarak bir arada tutabilmek için yapılan ve onları koruyan kapağa cilt denilmektedir. Bu malze...
Yazar: Bekir AYDOĞAN
Bir ömrün yarısı kafes, Gerisi, tahtta bir Hakan… Osmanlıya tâze bir ses, Sultan Birinci Mahmud Han… Halk desteği, gerçek silah, Patrona’da kalmaz iflah! Adil, vakur bir pa...
Şair: Halil GÖKKAYA