Kültür ve Şiirimizde Çınar Ağacı
Ağaçlar, kültürümüzde ve tarihî inanışlarımızda büyük bir öneme sahiptir. Anıt ağaçların tespiti ve muhafazası, kültürümüze ve tarihimize ışık tutacak önemli bir adımdır. “Çınar” kavramı, kültür coğrafyamızda özel bir yere sahip olan anıt ağaçları arasında öne çıkmaktadır. Çınar ağaçları, fiziksel büyüklükleri ve heybetli yapısıyla hikâyelerden şiirlere kadar edebi sahadaki çeşitli eserlerde işlenmiştir. Türk yazarları, çınar ağaçlarını anıtsal ve sembolik bir değer olarak kullanmışlardır. Örneğin, Tevfik Fikret’in çınar ağacını vatan motifine dönüştürdüğü şiiri, Cenap Şehabettin’in ülkenin durumunu ihtiyar bir çınara benzetmesi ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in çınar ağacını anlatırken ona insanların toplandığı bir ruh yüklediği eserleri öne çıkmaktadır. Ağaç, Türk kültüründe birliği ve bütünlüğü simgeleyen önemli bir sembol olarak görülmüştür. Ağaçlar, aile, boy ve devlet birliğini temsil ederken aynı zamanda dostluğun da simgesi olmuştur. Geçmişten günümüze, kültürel dönüşüm sürecinde Ağaç Kültürü Türk kültüründe önemli bir yer tutmaya devam etmektedir (Şanlı, 2020: 4).
Çınar ağacı, şark ağaçlarının en büyüğü ve en düşündürücüsüdür. Uzun asırlar boyunca gölgesinde pınarların, ırmakların sesini dinleyen bu yüksek ve gürbüz ağaç, insanlık için önemli bir ruhu taşır. Tarihin en eski dönemlerinden bu tarafa Türk milletinin kutsal olarak bildiği ve inançsal olarak mühim bir mevkîye sahip olan çınar, Anadolu kültüründe büyük bir sembol olarak varlığını sürdürmektedir. Özellikle Yörük topluluklarında çınar ağacı, katran gibi kutsal bir öneme sahiptir. Çınar, yıllar boyunca Anadolu’da hükümranlık, egemenlik ve yasa sembolü olmuştur. Kur’an ve Tevrat’a göre Nuh Aleyhis-selâm’ın gemisinin çınar ağacından yapıldığı rivâyet edilmektedir. Çınar ağacı, Osmanlı döneminde önemli kamu yapılarıyla birlikte yaşatılmış ve onlarla çağdaş hale getirilmiştir. Osman Gazi, Osmanlı Beyliği’ni dünyanın çeşitli bölgelerine dalları uzanan bir çınar ağacı olarak rüyasında görmüştür. Hanlar ve beylerin soyu çınarla simgelenmiş, Manas Destanı’nda “ulu çınar” konaklama ve sığınma yerini temsil etmiştir. Türk kültüründe çınarlar, Tanrı kutusunun ve aydınlığın simgeleri olarak bilinir. Çınar ağacı, güç sembolü olarak Anadolu ve Batı Türkleri için önemli bir yer tutar. Türk kültüründe çınarlar, uzun ömür ve dayanıklılığı temsil eder. Çocuk doğumuyla birlikte çınar dikilmesi geleneği de çocuğun uzun ve sağlıklı bir ömre sahip olması dileğini yansıtır. Çınarlar, Türk kültüründe “ulu ağaç” ve “gaba ağaç” olarak anılır ve Tanrı’nın kutusunun sembolü olarak görülür (Şanlı, 2020: 8).
Çınar, kültürümüzün önemli bir unsuru olarak, şairler ve yazarların hayal dünyasında farklı anlamlar kazanmıştır. Edebi eserlerde çeşitli duygu ve hayallerin yansımasını sağlamıştır. Binlerce yıldan bu yana Anadolu’da mutlak kamusal gücü temsil eden çınar, gücünü ve kültürünü simgeleyen bir mutlak güç olarak idealize edilmiş ve kültür tarafından tasarlanmış bir simge haline gelmiştir. Çınar, tarihin eski dönemlerinden beri kutsal kabul edilen ve çeşitli değerler atfedilen en önde gelen anıt ağaçlardan biri olmuştur. Geçmişten, bugüne ve zamanımızdan geleceğe doğru bir köprü işlevi gören çınar, kültürel bir değer olarak varlığını sürdürmüştür. Anadolu’da düzen ve otoritenin simgesi haline gelen çınar, hükümdarın ve yasal yaptırımların bir işareti olarak görülmüştür. Kültür ve kuralların gücünü temsil ettiği algısıyla, doğadan değil kültürden ve kurallardan gelen ezici bir güç sembolü haline gelmiştir ( Torlak, 2013: 1-7).
Çınar, Anadolu’da güç ve hâkimiyet sembolü olarak yer alır. Hanların ve beylerin soyu çınarla simgelenirken, Manas Destanı’nda “ulu çınar”ın gölgesi konak yeri ve sığınma mekânı olarak görülür. Çocukların uzun ömürlü olması için doğumlarında çınar dikilmesi geleneği vardır. Osman Gazi’nin rüyasında gördüğü çınar ağacı, Anadolu ve Balkan coğrafyasında Türk hâkimiyetinin genişleyeceğini simgeler. Uzanan dalları ve kılıçlaşan yapraklarıyla dünyanın üç kıtasına yayılacak olan Türk hükümdarlığını haber verir (Şanlı, 2020: 10). Halil Gökkaya “Çınar Ağacı” şiirinde şöyle der:
“Dünyanın dört köşesinde olsak da,
Ana vatanımız Anadolu’dur,
İstanbul’da başımız dik, vakarlı,
Meydanlarda, caddelerde, yollarda,
Çınar bu toprağın eli koludur…
Bir sarayın bahçesinde esrarlı,
Bir dağ yamacında başımız karlı…” (Gökkaya, 2019: 27).
Şairin duyguları ve ifadelerini benzeri kültür tarihçisi Haluk Dursun eserlerinde ve duygularında da görülür. Haluk Dursun İstanbul’un çeşitli bölgelerindeki çınarları detaylı bir şekilde değerlendirmiş ve bu ağaçların önemine vurgu yapmıştır. Anadoluhisarı, Kanlıca, Beykoz Çayırı, Anadolukavağı gibi bölgelerdeki çınarların güzelliklerine ve yaşamlılıklarına dikkat çekmiştir. Zekeriyaköy ve Alibeyköy gibi Boğaz’ın tepelerindeki çınarların da önemli olduğunu belirtmiş, ancak göz önünde olmadıklarını ifade etmiştir. Eyüp Sultan avlusundaki çınarların, mekânın ruhsal atmosferi nedeniyle geri planda kaldığına işaret etmiştir. Topkapı Sarayı’ndaki anıt çınarları detaylı olarak tanımlamış ve İstanbul’un en güzel çınarının Büyükdere Çayırı’ndaki çınar olduğunu belirtmiştir. Çınarın sadece yaş ve çevresinin değil, görünümü, şekli ve arkasındaki manzaranın da önemli olduğunu vurgulamıştır. Dursun, çınarların göz alıcı bir manzara oluşturması gerektiğini ve bu özelliklerin bir çınarda bulunması gerektiğini belirtmiştir. İstanbul’un gözde çınarlarını tanımlarken, Çengelköy çınarını bir başpehlivana benzetirken, Eyüp Sultan Camii avlusunda bulunan çınarın ortamın manevi havasının yanında geri planda kaldığından bahsetmiş ve Topkapı Sarayı’ndaki 14 metrelik çınarı öne çıkarmıştır. Bütün bu değerlendirmeler sonucunda, yazar İstanbul’un en güzel çınarı olarak Büyükdere Çayırı’ndaki çınarı göstermiştir. Çınarların yaş ve çevresinin yanı sıra görünümü, panoraması ve bütünselliklerinin de değerini belirlediğini ifade etmiştir. İstanbul çınarlarının anıt çınarlar olarak değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Türk kahvelerinin bahçesini süsleyen çınarları da unutmamıştır (Şanlı, 2020: 11-12). Halil Gökkaya’da bu hakikati şu mısralarda dile getiriyor:
“Âşıklarla âşık olduk kaç defa,
Anıt olduk anıların koynunda,
Gölgemizde kahve başka güzeldir,
Naz etmedik, söz etmedik dost olduk,
Destanlara şahit olduk, post olduk…
Uzun değil, dolu hayat ezeldir,
Bu kovukta halvet etti koca pir,
Şaban Veli arkasından yürüdük,
Eyüp Sultan, Sümbül Sinan nicesi,
Böyle misafirler elbet özeldir,” (Gökkaya, 2019: 27).
Haluk Dursun, Anadolu coğrafyasındaki çınar ağaçlarını detaylı bir şekilde değerlendirmiş ve bu ağaçların önemine vurgu yapmıştır. İznik çınarlarının tarih açısından çok eski ve gerçekten emperyal olduğunu belirtmiş ve İznik’in İstanbul’a benzer birçok özelliğe sahip olduğunu ifade etmiştir. Çınarların, tarihi mekanlar ve külliyelerle birlikte bütünlük oluşturduğunu dolayısıyla İznik çınarlarının bu bütünün güzel tamamlayıcı parçaları olduğunu belirtmiştir. Çanakkale Bayramiç, İzmir Buca Kaynaklar, Ermenek Yaylapazarı, Isparta Yalvaç, Mersin Belenoluk, Karadeniz Ereğli, Taraklı gibi bölgelerde güzel çınarların bulunduğunu belirtmiş ve tarihi mekânlar, külliyeler ve çınar kompozisyonunun en güzel örneklerini Amasya ilimizdeki II. Beyazıt külliyesinin avlusunda görebilmenin mümkün olduğunu aktarmıştır. Ayrıca Edirne’nin de Bursa’daki ağaçlar kadar olmasa da güzel çınarlara sahip olduğunu ifade etmiştir. Anadolu’nun çınar coğrafyasında en görülmeye değer çınarın, Hıdır Bey Köyü’nde bulunan ve Hz. Musa Ağacı olarak bilinen büyük Samandağ Çınarı olduğunu belirtmiştir. Bu çınarın dış çevresinin 20 metre olduğunu ve yüksekliğinin 16.7 metre olduğunu paylaşmış, efsaneye göre Hızır ile Musa Peygamber’in bu ağacın dibinde buluştuklarına inanıldığını aktarmıştır. Rumeli ve Balkan coğrafyasındaki çınarları da konu edinmiş ve Filibe, Rusçuk, Köstendil, Sofya, Üsküp, Ohri gibi bölgelerdeki çınarları tanımlamıştır. Osmanlı Rumeli’sinin çınar vitrini olarak Yunanistan’ı işaret etmiş ve bu coğrafyada çınarların önemli bir rol oynadığını belirtmiştir. Ayrıca Yanya’da tarihi bir Osmanlı çınarının ölçümünü yaparken yaşadıklarını ve bu işi başarıyla tamamladıklarını anlatmıştır (Şanlı, 2020: 12-13).
Rüya ve ağaç motifinin en bilinen şekliye işlendiği hadise; Osmanlının kuruluşundaki çınar ağacı motifidir. Rüya şöyledir:
Osman Gazi, bir niyazda bulunur ve bir an için gözyaşlarına boğulur. Uykuya dalar ve uyur. Rüyasında, aralarında bir aziz şeyh olan Edebali’nin olduğu bir topluluğu görür. Bu aziz kişinin gösterdiği kerâmetler açıkça ortadadır ve herkesin saygısını kazanmıştır. Adı derviştir ama sadece dervişlik görünümünde değildir. Aynı zamanda içsel bir ermişliğe sahiptir. Dünya malı ve nimetlerle etrafı ve evi doludur, hayvanları da bolca sayıda vardır. Etrafındakilerin gönlüne aydınlık ısı yaymakta, manevi nur sahibi biridir. Konuk hanesi sürekli olarak misafirlerle dolup taşmaktadır. Osman Gazi de ara sıra bu aziz zatın ziyaretine gelip, onun misafiri olmaktadır. Osman Gazi uyuduğunda, rüyasında görür ki bu azizin kucağından bir ay doğar ve Osman Gazi’nin kucağına girer. Bu ay, Osman Gazi’nin kucağına girdiği anda göbeğinden bir çınar ağacı çıkar ve gölgesiyle bütün âlemi kaplar. Gölgesinin altında dağlar vardır ve her dağın eteğinden sular çağlamaktadır. Bu sular içilmek, bahçeleri sulamak ve çeşmelerden akıtmak için kullanılmaktadır. Osman Gazi rüyadan uyandığında, hemen kalkıp Edebali’ye haber verir. Şeyh Edebali şöyle der: “Oğul, Osman! Sana müjde olsun ki Allah sana ve soyuna padişahlık verdi. Kutlu olsun! Benim kızım Malhun senin helalin oldu.” Ve hemen nikâhlarını kıyıp kızını Osman Gazi’ye verir (Çetin, 2012: 31, 32).
Şair Osmanlı’nın soy ağacı gibi devam eden kutlu neslini çınarla özdeşleştirerek şöyle ifade etmiştir:
“Orhan gazi, Abdülhamit Han’a dek,
Osmanlıya misal olduk ne mutlu!
Celil dinler bizi bir pınar gibi,
Şiir olduk, deyim olduk ne güzel,
Söylendikçe söylenmeyen var gibi!
Bir tarihle anlam bulduk ne mutlu,
Sohbetlere eyim olduk ne güzel…
Yaslanacak sağlam yer arayanlar,
Ana gibi, kardeş gibi, yâr gibi,
Bekliyoruz sizi, bir çınar gibi,
Bekliyoruz sizi bir çınar gibi…” (Gökkaya, 2019: 28).
Türk mitolojisinde önemli bir yer tutan hayat ağacı, sonsuzluğu, ölümsüzlüğü ve ebediyeti simgeler. Bu sembolizm, sonraki önemli mimari yapılar aracılığıyla da işlenmiştir. İslamiyet’i benimseyen Türk topluluklarında bu sembolizm, çınar ağacının kutsallığı şeklinde devam etmiştir. Hayat ağacı, Türkler için sonsuzluğun sembolüdür, kökleri yerin derinliklerinde, dalları ise göğün yukarısında tasavvur edilir. Hayat ağacının, soyu simgelediği de bilinmektedir. Bu sembol Anadolu’da çınar ağacı olarak kendini gösterir. Günümüz Türk toplulukları içinde ağaçla ilgili uygulamaların bir kısmı devam edegelmektedir. Ağacın soya dair işaret kabul edilmesi nedeniyle, “soy ağacı” ifadesi günümüzde de sıkça kullanılmaktadır. Tarihte kayın ağacına yüklenen anlamların kalıntıları, günümüzde çam ve çınar ağacı motiflerinde kendini ifade etmektedir. Çınar ağacı motifinin, yakın dönemdeki Osmanlı hanedan ailesinin soy ağacı şecereleri çıkarılırken kullanıldığı bilinmektedir (Koca, 2012: 61).
Doğumun sembolü olan çınar ağcının bir önemli özelliği de, normal ahali bir evladı dünyaya geldiğinde kavak ağacı dikerken; Osmanlı sarayında bir şehzade dünyaya gelince uzun ömürlü ve gölgeli olması temennisiyle “Besmele” ile çınar ağacı dikilmesi gelenek halini almıştır. Halil Gökkaya şiirine bu geleneğin motiflerini işleyerek başlıyor:
“Biz bir çınar ağacıyız ezelden,
Besmeleyle yetiştirmiş atamız,
Besmeleyle ululuğa ermişiz,
Nice yüzler, nice asır görmüşüz…
Her doğumla kavak diken halkımız,
Şehzadeler için dikmiş bir çınar,
Saraylara gönlümüzü vermişiz,
Kaç kaftana yüzümüzü sürmüşüz…” (Gökkaya, 2019: 26)
Oğuzhan AYDIN
Yazar
Kemal Bal tarafından kaleme alınan "40 Hadis 40 Hikâye", hem çocukların hem de gençlerin dünyasına Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mesajlarını taşıyan, öğretici olduğu kadar da sürükleyici bir eser. E...
Yazar: Yusuf HALICI
Tasavvufta nefis; maddî arzuların, şehvetlerin, günahların ve kötülüklerin barındığı bir alan olarak görülür. Bu dünyevî arzu en tehlikeli olanı, mutasavvıflar tarafından makam sevgisi olarak niteleni...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Özbekistan bizim hem maneviyat otağımız hem de ata yurdumuzdur. Türk birliği açısından yüksek ehemmiyete sahip Özbekistan’a yapmış olduğumuz bir ziyaretimizi sizlerle paylaşacağım.Bu ziyaretim sırasın...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Lügatler, “gönül” kelimesini “dil” kelimesiyle birlikte kullanır ve bu terimler genellikle yürek veya kalp anlamında kullanılır. Ancak, yürek, bedene nispeten olan bir et parçasıdır, genellikle göğsün...
Yazar: Oğuzhan AYDIN