Hulusi Efendi (k.s.)’nin Eserlerinde İnsanlığa Hizmet
Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde amel-i sâlihi mütemâdiyen imanla birlikte zikretmesi,[1] Hz. Peygamber (s.a.v.)’in insanların faydasına olan işleri telkin etmesi[2] ve Abdulhâlık Gucdüvânî’nin, Şah-ı Nakşbend’e “Şeyhlik kapısını kapat, hizmet kapısını aç.”[3] emri, sosyal faaliyetleri ve karşılık beklemeden hizmeti, Nakşbendiyye Tarîkatı’nın terbiye metotlarından biri hâline getirmiştir.
Tasavvuf mesleğine girişi, şeyhine yaptığı bir hizmetle başlayan Osman Hulûsi Efendi, yeryüzünün imarını kendisine vazife bilen bir anlayışla, aile fertlerinin her birini hizmet faaliyetlerine ortak kılarak ihvana hizmet etmeyi hayat düstûru hâline getirmiştir. Zîrâ Osman Hulûsi Efendi’nin tekkesi evidir. O, halka hizmeti Hakk’a ibâdetle eş tutan[4] bir fikre sahiptir. Dahası Nakşbendiyye mensupları insanların gönüllerini yapacak her türlü amel ve hizmeti nafile ibadetten üstün tutarlar. Hâce Ubeydullah Ahrâr’ın şu sözleri tarîkatın ortak kanaâti olarak burada kaydedilebilir:
“Zamanın gereği ne ise onunla meşgul olmak gerekir. Zikir ve murâkabe bir Müslümanı rahatlatacak olan hizmet bulunmadığı zaman yapılır. Bir insanın gönlünü kazanmaya vesile olacak olan hizmet, zikir ve murâkabeden daha önde gelir.[5] Bazıları nafile ibâdetlerle meşgul olmayı hizmetten evla zannetmişlerdir. Hizmetin semeresi kalplerde olan muhabbet ve temkindir. ‘Kalpler, kendilerine iyilik yapanın muhabbeti üzerine yaratılmıştır.’ sözü bunu beyan eder. Nafile ibadetlerin semeresi, asla hizmet goncasının semeresi olan mü’minlere muhabbetin seviyesinde olamaz.”[6]
Osman Hulûsi Efendi, tasavvufun insana hizmet olduğunu düşünmüş, hizmeti seyr ü sülûkun ayrılmaz bir parçası olarak telakkî etmiştir. Mânevî gelenek aktarımında yadsınamaz rollere sahip olan edebiyat ve hizmet, Osman Hulûsi Efendi’nin derin izler bıraktığı iki alandır. Osman Hulûsi Efendi’ye göre mürşid tarafından müride tevdî edilen hizmet, Hakk’tan gelen bir lütuf olup büyük küçük demeden ihtimamla yerine getirilmelidir:
“Sana bir hizmet verildiği zaman, küçük bir hizmet dahi olsa, bu bana dostumun bir lutfu ihsânı diyeceksin ve nefsine minnet ederek o hizmeti yapacaksın. Aksi takdirde, o hizmeti dosta minnet edersen, başa kakmış olursun. Buna ne dost razı olur ne de Allah razı olur. Onun için nefsine minnet edip hizmeti yerine getirmek gerekir.”
Böyle bir hizmet her ân olmaz
Mazhar-ı devleti her cân olmaz
Bunu lutf u inâyet bilerek
Hizmeti lutf u saâdet bilerek[7]
Hulûsi Efendi’nin mektupları, seleflerinden farklı olarak mânevî tecrübeye ve tasavvufî terbiyeye taalluk eden konulardan çok hayır hizmetlerinin gerçekleştirilmesi gayesiyle kaleme alınmıştır. Dolayısıyla Osman Hulûsi Efendi’nin düşüncesinde hizmet, zikir ve nafile ibâdetten daha değerli bir yere sahiptir. Bu yönüyle o, toplumun sadece dinî hayatında değil sosyal hayatında da aktif rol oynayan Nakşî geleneğin mükemmel bir temsilcisidir.
“Dünyayı Allah’a hizmet yeri olarak algılayan Hulûsi Efendi”,[8] şiirlerinde hizmet kavramına yer verir. “Bir kavmin efendisi onlara hizmet edendir.”[9] rivayetini iktibas eden Hulûsi Efendi,[10] kendisini de yolunun büyüklerinin hâdimi/hizmetçisi olarak tanımlamaktadır:
Yâr ise ancak ervâh-ı pîrân
Hâdim Hulûsî sâkîsi gül-fem
Osman Hulûsi Efendi ilgili beyitlerde “Kime hizmet edilmelidir ve nasıl hizmet edilmelidir?” sorularına cevap verir. Özelden genele ifade edilecek olursa mürşide, Hak ehline, gönüllere, kimsesizlere ve her canlıya hizmet, Hulûsi Efendi’nin telkinlerindendir. Yine aynı beyitlerde geçen garazsız ve ivazsız, bî-taleb ü bî-garaz terkipleri, Nebevî ahlâkın[11] bir yansıması olarak hizmetin keyfiyetine/nasıllığına işaret etmektedir. Hayatını, ibâdet, sohbet ve hizmet üçgeninde geçiren Osman Hulûsi Efendi, izinden giden ihvan ve muhibbanına da hizmeti telkin etmektedir:
Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol[12]
[1] Örnek bazı âyetler için bk. el-Bakara 2/25; Âl-i İmrân 3/57; en-Nisâ 4/57; el-Mâide 5/93; Yûnus 10/4; Hûd 11/23; İbrahim 14/23; el-Kehf 18/30; Meryem 19/96; el-Hac 22/14; el-Asr 103/3.
[2] “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” hadisi bu telkinin en net ve meşhur ifadelerinden biridir. Hadisin kaynağı için bk. Ebû Abdillâh Muhammed b. Selâme b. Ca‘fer Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb, thk. Hamdi b. Abdilmecîd Selefî (Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1986), 2/223.
[3] Nâsırüddîn Ubeydullâh b. Mahmûd eş-Şâşî Ahrâr, Melfûzât, çev. Fakirullah Yıldız (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2021), 212.
[4] Osman Hulûsî Efendi, Turgut Özal’a verdiği tavsiyelerde “Halka hizmet, Hakk’a ibadettir.” ifadesini kullanmıştır. Detaylı bilgi için bk. Ali Coşkun, Bir Ömür Böyle Geçti (Ankara: Hayat Yayınları, 2019), 3/17-18.
[5] Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend Hayatı, Görüşleri, Tarîkatı (İstanbul: İnsan Yayınları, 2012).
[6] Ahrâr, Melfûzât, 62.
[7] Şeyhzâdeoğlu Yazma Vesikalar Arşivi, “Şiirler”, 223.
[8] Yakup Çelik, “Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî’de Bugün – Yarın’ın Kavram Değerleri ve Yüklendiği Fonksiyonlar” (Uluslararası Somuncu Baba ve Hulûsi Efendi Sempozyumu Sempozyum Bildirileri, Ankara: Nasihat Yayınları, 2013), 296.
[9] İlgili rivayet ve değerlendirme için bk. İsmail b. Muhammed Aclûnî, Keşfü’l-hafâ’ ve müzîlü’l-ilbâs ammâ iştehera mine’l-ehâdîs alâ elsineti’n-nâs, thk. Abdulhamîd b. Ahmed b. Yûsuf Hindâvî (Kahire: Mektebetü’l-Mısriyye, 2000), 1/529-530.
[10] Var ehl-i Hakk’a hizmet et bî-taleb ü bî-garaz / Seyyidü’l-kavmi hâdimuhum emr-i Habîb-i Kibriyâ’yı tut. Beyit için bk. Osman Hulûsî Ateş, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, thk. Ali Yılmaz - Mehmet Akkuş (İstanbul: Nasihat Yayınları, 2016), 22.
[11] Peygamberler, insanları Hakk’a davet etme hizmeti karşılığında herhangi bir ücret istemezler. Bu durum birçok peygamberin dilinden Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilmiştir.
[12] Mezkûr beyitler ve benzer içerikli beyitler için bk. Ateş, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, 22, 58, 183-184, 208, 310.
Hamit DEMİR
Yazar
Âlemle barışmalıGönül ehli olanlar.Takvada yarışmalıGönül ehli olanlar.Hem akşam hem seherdeKoymayıp sözü yerde,Gezmeli gözü yerdeGönül ehli olanlar.Duruşu kurban gibi,Nazarı derman gibi,Tüter buhurda...
Şair: Bestami YAZGAN
Asıl adı Abdu’l-Gaffâr olan Hâmî, aslen Buharalı olup 19. yüzyılda Maraş’ta yaşamış sûfî bir şairdir. Hayatı hakkında eldeki bilgiler sınırlı olmakla birlikte, şiirlerinde yer alan bazı ipuçları biyog...
Yazar: Hamit DEMİR
Hıtâmühû misk’imsin cânımdaki tek cânsınGönlümün dağlarında benden kaçan ceylânsınGözlerinin peşinde gözlerim hiç kurumazKalbimden gözlerimi dolduran kutlu kansınAdını her andıkça sanki vuslat yaşarım...
Şair: Ekrem KAFTAN
Bir sabah gün doğuyorken açıvermiş gülümüzAçarak çevreye misler saçıvermiş gülümüz...Goncalar el ele vermiş, uzamış gökyüzüne,Suların aynalarından geçivermiş gülümüzSarı, mor, pembe, beyaz buse verir ...
Şair: Halil GÖKKAYA