Bir Nefes Huzur Bir Nefes Darende
Darende’ye ilk adım attığımda, buranın sıradan bir yer olmadığını hemen hissettim. Darende; sanki zamanı biraz yavaşlatan, insanı kendi içine döndüren bir tabiat harikasıydı. Taş sokakları, serin akan suları ve dağların arasına saklanmış hâliyle bana eski bir hikâyenin başlangıcını hatırlatıyordu.
Bu duygular içinde yürüdükçe yolum Somuncu Baba Türbesi’ne çıktı. Daha kapısından girerken içimde tarif edilemez bir huzur oluştu. İnsanlar sessizce dolaşıyor; kimi dua ediyor, kimi sadece oturup düşünüyordu. Sanki herkes burada biraz daha sakin, biraz daha anlayışlıydı.
Rivayete göre Somuncu Baba, hayatı boyunca gösterişten uzak durmuş, insanlara iyiliği ve sabrı öğretmişti. Ona “Somuncu Baba” denmesinin sebebi de fakirlere ekmek dağıtmasıymış. Bu hikâyeyi orada yaşlı bir amcadan dinledim. Anlatırken gözleri doldu; sanki onu hiç görmemiş olsa da çok yakından tanıyormuş gibiydi.
Türbenin avlusunda otururken küçük bir çocuk dikkatimi çekti. Elinde bir parça ekmek vardı ve kuşlara bölüp bölüp veriyordu. O an Somuncu Baba’nın hikâyesiyle bu küçük çocuğun davranışı zihnimde birbirine karıştı. Belki de bazı insanlar, farkında olmadan o kadim iyiliği taşımaya devam ediyordu.
Sonra dere kenarına indim. Suyun sesi, rüzgârın ağaçlara dokunuşu ve kuş sesleri, bitmesini istemediğim bir rüya gibiydi. Kalpleri ferahlatan hafif bir ezan sesi tüm bu güzellikleri tamamlıyordu. Hepsi bir araya gelince insanın içini dolduran eşsiz bir sükûnet oluşuyordu. Bu sessizlik korkutucu değil; aksine insanın gönül dünyasına açılan bir kapıydı adeta...
Darende’den ayrılırken anladım ki burası sadece gezilecek bir yer değil; insanın kalbinde derin bir iz bırakan bir duraktı. Somuncu Baba’nın öğrettiği o sade iyilik, belki de hâlâ Darende’nin sokaklarında yaşamaya devam ediyor.
Geziden döndükten sonra içimde tarif etmesi zor bir huzur kaldı. Darende, sadece gördüğüm bir yer değil, bizzat hissettiğim bir deneyim oldu. Doğanın sakinliği, insanların içtenliği ve her köşedeki manevi atmosfer beni günlük hayatın telaşından uzaklaştırdı. Oradaki saygılı sessizlik; bana sabretmenin, paylaşmanın ve sade yaşamanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha düşündürdü. Küçük iyiliklerin bile ne kadar büyük anlamlar taşıyabileceğini fark ettim.
Bu gezi bana şunu öğretti: Mutluluk bazen büyük şeylerde değil, küçük ve sade anlarda gizlidir. Bir suyun akışını izlemek, temiz havayı derin bir nefesle içine çekmek ya da hiç tanımadığın insanların samimiyetini hissetmek… Bunların hepsi insanın ruhuna şifa oluyor. Artık günlük hayatımda biraz daha sakin olmaya, elimden geldiğince iyilik yapmaya ve küçük anların kıymetini bilmeye çalışıyorum. Çünkü bazen kısa bir yolculuk, insanın hayatında yepyeni bir sayfa açabiliyor; hayata farklı bir pencereden bakmayı ve yeni ufuklara yelken açmayı sağlayabiliyor.
Yusuf ŞAFAK
Yazar
Şeftali, güneşi çok seven bir meyvedir. Dışı kadife gibi yumuşacık tüylerle kaplıdır, içi ise sapsarı veya turuncudur. Aslında şeftalinin ana vatanı çok uzaklardaki Çin’dir. Binlerce yıl önce orada ye...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Ormanlar akciğerimiz,Halimizi gör Allah'ım.Rahmetini esirgeme,Ateşi söndür Allah'ım.El açtık kapına geldik,Aciz, halimizi bildik,Alevler içinde kaldık,Halimizi gör Allah'ım.Kalmadı çamı, çınarı,Kurudu...
Şair: Rabia BARIŞ
Vakfın Adı: II. Bayezid VakfıKurucunun Lakabı: Sultan, VeliKurulduğu Yer: AmasyaKuruluş Tarihi: 901H./1495 M.Yeşilırmak, Şehzadeler şehri Amasya'da, Bayezid Camii önünden süzülerek akmaktaydı.II.Bayez...
Yazar: Nisa ERCİYES
Şelale; suyun yüksek bir yerden aşağı doğru gürül gürül dökülmesidir.Şelale oluşumu; yağmur yağınca su dağdan, tepeden aşağı akmaya başlar. Buna dere, nehir diyoruz.Yolda bazen yumuşak toprak, bazen d...
Yazar: Naciye BEYZA