Başyazı
   Hutbeler
   Mektubat
   Divan-ı Hulûsi
   Din ve Hayat
   Hulûsi kalb'den
   İlim ve Hayat
   Hatıralar
   Peygamber İklimi
   Edebiyat
   Düşünce
   Şiir
   Röportaj
   Tasavvuf
   Fıkıh
   Gezi
   Kırk Hadis
   Tarih
   İktisat
   Eğitim
   Psikoloji
   Altın Silsile
   Bilim ve Hikmet
   Araştırma
   Güzel İsimler
   Örnek Hayatlar
   Kültür
   Deneme
   Hikaye
   Kültür-Sanat
   Sahabe Albümü
   Portre
   Sûfî Perspektif
   Sağlık
   Aile
   Hayat ve İnsan
   Güncel
   Haber
   Kitaplık
   Çocuklar İçin
   Gönülden İkramlar
   Yayıncıdan
 
  Sûfî Perspektif   Kadir ÖZKÖSE
   |Sayı  :117
TASAVVUF EHLİNİN ŞER'-İ ŞERÎFE SADÂKATİ
"Şerîat¸ vahiyle sâbit din kurallarını ifade eden bir kavramdır. Tarîkat¸ şerîat esaslarına riayetle dinin özüne erişme riyazetinin belirli bir disiplin içinde gerçekleştirilmesini hedefleyen tasavvuf müessesesi veya kısaca Allah'a ulaşan yol demektir."

Başlangıçtan beri sûfîler¸ tasavvuf ilminin şer'-i şerîfe bağlılığını sık sık vurgulamışlardır. Vuslata en yakın ve kâmil yolun tasavvuf olduğunu belirten İmam Rabbânî (ö. 1034/1624)¸ tasavvuf yolunda mesafe kat etmenin şartlarını; "ehl-i sünnet ve'l-cemaat itikadına sahip olmak¸ Peygamber Efendimizin sünnetine uymak¸ bid'atlerden ve nefsânî arzulardan kaçınmak¸ ruhsatları terk edip azimetle amel etmek" şeklinde sıralarken¸  ilk dönem sûfîlerinden Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (ö.283/896) de tasavvuf ilminin sınırlarını; "Kur'ân'a bağlılık¸ sünnete uymak¸ helal lokma yemek¸ başkalarını üzmekten kaçınmak¸ günahlardan uzak durmak¸ sık sık tövbe etmek ve herkesin hakkını gözetmek" diye belirlemektedir.[1] Şu bir gerçek ki¸ dinî hükümleri başkalarına telkin eden sûfîler¸ onlar için genelde kolay olanı öngörürler. Ancak onlar¸ dinin gereklerini bizzat kendileri yerine getirirken oldukça sıkı davranırlar. Takv⸠vera' ve azîmet yolunu tercih ederler.[2]

Diğer İslâmî ilimlerde olduğu gibi Tasavvuf ilminin dayanakları Kur'ân ve hadislerdir. Meselâ Ebû Süleyman ed-Dârânî (ö.215/830)¸ kalbine doğan tasavvufî his ve nükteleri Kur'ân ve hadisten delillerle desteklemeyi şiar edinirken¸[3] Ebû Hamza el-Bağdâdî (ö.289/901) de tasavvufî vuslatın ancak sünnete bağlı kalmakla sağlanabileceğini belirtmektedir.[4]

Biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarımız¸ ailevî sorumluluklarımız¸ içtimaî yükümlülüklerimiz gündelik hayatımızın önemli koşuşturmalarındandır. Allah ile beraberlikten aldığı mânevî huzuru daim kılmak isteyen Bâyezîd-i Bistâmî (ö.243/848) Allah'tan kendisini yemek külfeti ve kadın sıkıntısından kurtarması için dua etmek isteyecek olur. Fakat Peygamber Efendimizin böylesi bir yola tevessül etmediğini düşünerek vazgeçer. Sevenlerine de sünnete muhalif hal ve hareketlerden kaçınmayı öğütler.[5]

Tasavvuf yolunu tercih edeceklere Zünnûn el-Mısrî (ö. 245/859) şu tavsiyede bulunmaktadır: "Cehâletini gidermek isteyenler âlimlere¸ arzularını dengelemek isteyenler zahitlere¸ yerinde söz söylemek isteyenler mârifet ehline gitsin."[6] Benzer hassasiyeti Ahmed İbn Atâ Edemî (ö. 309/921) göstermekte ve şu tavsiyede bulunmaktadır: "Senden ilâhî hakîkatler ile ilgili bir husus sorulursa onu ilim sahasında ara. Eğer orada bulamazsan hikmet meydanında ara. Eğer orada da bulamazsan aradığın şeyi tevhîd akîdesi ile ölç. Bu üç yerde de bulamazsan¸ öyle meseleyi götür şeytanın yüzüne çarp. Çünkü bu ilim değil¸ vesvesedir."[7]

Sûfîlerin zâhir-bâtın¸ ilim-amel¸ şerîat-hakîkat ilişkisi çerçevesindeki genel tavırlarını İmam Mâlik (ö.179/795) şu tesbiti ile ortaya koymaktadır: "Fıkıh okumadan tasavvufa yönelen zındık¸ tasavvufu bilmeden fıkha dalan ise fâsık olur. İkisinin birleştirilmesinden ise hakîkat doğar."[8]

Şerîat¸ vahiyle sâbit din kurallarını ifade eden bir kavramdır. Tarîkat¸ şerîat esaslarına riayetle dinin özüne erişme riyazetinin belirli bir disiplin içinde gerçekleştirilmesini hedefleyen tasavvuf müessesesi veya kısaca Allah'a ulaşan yol demektir. Hakîkat¸ işin gerçeği ve mâhiyeti demektir.  Bu üç kavram birlikte kullanıldığında hakîkat¸ Allah'a ibadet (şerîat) ve O'na ubûdiyeti talep (tarîkat) sonucunda O'nu müşâhede etmeyi ifade eder. Bu sebeple İslam bilginlerince şerîat¸ tarîkat ve hakîkatin bir bütün olarak görülmesi gerektiği belirtilmiştir.[9]

Şer'-i şerîfe ve zâhirî ahkâma sadâkati öngören tasavvuf büyükleri¸ tasavvuf veya hakîkat adına şer'î hükümlerden ödün vermeyi istikametten sapma olarak değerlendirmişlerdir. Çünkü şer'-i şerîfi dışlayan hakîkat iddiaları esassız ve anlamsızdır. Şer'-i şerîf insanlar üzerinde geçerli olan ilâhî hükümlerken¸ hakîkat ise ilâhî inâyetin fiilini görmektir. Şerîat¸ Allah'a kulluk etmek¸ hakîkat ise Allah'ı müşâhede etmektir. Şerîat Allah'ın emirlerine itaat etmek¸ hakîkat ise basîretle Allah'ın kadir olduğu¸ izhâr veya gizlediği şeyleri bilmektir. Allah (c.c.) şerîatın edeplerini nefsine egemen kılanların kalbini marifet nuru ile ışıklandırır. Aynı şekilde iç dünyasını murâkabe ve ihlâsla sağlamlaştıranların zâhirini Hak Teâl⸠mücâhede ve sünnete tâbî olma hâli ile süsleyecektir.[10] Kişinin hâl ve hareketleri¸ söz ve söylemleri¸ edep ve ahlâkı ile Peygamber Efendimize tâbi olmasından daha üstün bir pâye yoktur.[11] Kitap ve sünnete uygun hareket etmeyen¸ edebe aykırı tavır sergileyen¸ farzları edâ etmeyen ve sâlihlerle beraber olmayan kimseler mânevî hâllere giriftar olamazlar.[12] Nakşibendiyye meşâyıhından Alâeddîn-i Attâr'ın ifadesiyle dervişin cismi ile şerîatta¸ aklı ve ruhu ile tarîkat ve hakîkatte¸ sırrı ile de keyfiyetsiz bir şekilde vuslat halinde olması gerekmektedir.[13]

Müritlerinden biri olan Hacı Lahûrî'ye bir mektubunda şöyle seslenmektedir: "Şerîat üç kısımdan mürekkeptir; ilim¸ amel ve ihlas.  Bu üçü mevcut olup gerçekleştirilmedikçe şerîatın îfâ edildiği söylenemez. Şerîat îfâ edildiğinde Allah (c.c.)'ın rızası gerçekleşir ki dünya ve âhiretteki saâdetin bütün biçimlerinden daha üstündür… Şerîat hem dünya¸ hem de âhiretteki bütün saâdetlerin teminatıdır ve insan için şerîattan gayrı ihtiyaç duyacağı herhangi bir nesne bulunmamaktadır… Tasavvuf ehlini toplumun diğer kısmından ayıran tarîkat¸ şerîatın hizmetkarıdır ve onun üçüncü unsuru olan ihlasın kemâle erdirilmesi vazifesini görür. Tarîkata ulaşmanın amacı şerîata ilave bir şeyler oluşturmak değil¸ sadece şerîatın kemâlidir… Mânevî halleri ve cezbe anlarını bu yolun amaçları arasında hayal eden ve keşfi tecrübenin bu yolun amaçlarından olduğunu varsayan o basîreti kıt kimseler¸ kaçınılmaz olarak kuruntu ve hayalin hapsine kapılacaklar ve şerîatın mükemmelliklerinden mahrum kalacaklardır.[14]

Saîd Havv⸠Ruh Terbiyemiz isimli çalışmasında kendi tecrübesinden şu şekilde bahsetmektedir: "Çok denedim¸ çok gördüm. Ama İslâm esaslarına uygun temiz bir tasavvufî terbiye almış kişiler dışında nefiste kemâl¸ sulûkta ihsân ve akıllıca muâmele gücüne sahip nadir kimseler görebildim. Gerçek tasavvuf¸ gerçek akîdenin zevkine ermektir. Bunu aşarsa tasavvuf zındıklık olur. Tasavvuf olmaktan çıkar. Çünkü tasavvuf ilminin sınırlarını gösteren akâid ilmidir. Akâid ilmini de ikmal eden¸ tasavvuf ilmidir."[15] Rus İslamoloğu E.Mallikski ise geçmişte olduğu gibi çağımızda da tasavvufun diriltici nefesinin önemine şu sözleri ile dikkat çekmektedir: "İslâm dininin özünü yakalamadan ritüellerin kuru tekrarı inancın donuklaşmasına ol açmaktadır. İslam dünyasındaki entelektüel hareketlerin başarısı¸ tekrar tasavvuf bayrağına sarılmalarına bağlıdır. İslâmî düşüncenin yeniden doğuşu ancak tasavvufun etkisi ile gerçekleşebilir."[16]

Tarîkat erbabını dervişlik edebine uygun hareket etmeye çağıran Eşrefoğlu Rûmî'nin şu dizeleri ile makalemizi özetlemek istiyorum:

Bu dervişlik yoluna sıdk ile gelen gelsin¸

Hak'tan özge ne ki var gönlünden silen gelsin.

Dervişlik dedikleri bî-nihâyet denizdir¸

Bu pâyansız denizin mevcini duyan gelsin.

Dervişlik dedikleri bir tükenmez kân olur¸

Hâss u âmm kul u sultân bu kândan alan gelsin.

Derviş dolu nur doğar her lâhza göğe ağar¸

Ben diyem doğru haber cânına kıyan gelsin.

Dervişin gözü açık¸ dünü-günü uyanık¸

Bu söze Tanrım tanık¸ bakmadan gören gelsin.

Dervişin kulağı sak¸ Hak'tan alır ol sebak¸

Depremden dil dudak¸ sözü işiten gelsin.

Dervişin kolu uzun çıkarır münkir gözün¸

Şarkdan garba düpdüzün sunmamak iren gelsin.

Dervişler Hakk'ın dostu¸ canlar ezel mesti¸

Aşk şem'ini yaktılar pervâne olan gelsin.

Bu Eşrefoğlu Rûmî dervişliğe geleli¸

Nefsindedir çektiği¸ nefsin öldüren gelsin.

 

 



[1] İmam Gazali¸ el-Munkızu mine'd-dalal¸ haz.Abdülhalim Mahmud¸ Daru'l-Kitabi'l-Lübnanî¸ Beyrut 1990¸ s. 278.

[2] Ebü'l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyrî¸ er-Risâletü'l-Kuşeyriyye fi ilmi't-tasavvuf¸ haz. Ma'ruf Zerrik ve  Ali Abdulhamid Baltacı¸ Daru'l-Hayr¸ Beyrut 1993¸ s. 390-391.

[3] Abdurrahman es-Sülemî¸ Tabakâtu's-sûfiyye¸ Mısır 1953¸ s. 78; Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 411.

[4]  Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 395

[5] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 396.

[6]Abdullah Aydınlı¸ Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis¸ Seha Neşriyat¸ İstanbul 1986¸ s. 84.

[7] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 391.

[8] Sülemî¸ Tabakâtu's-sûfiyye¸ s. 224; Mustafa Kara¸ Din hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler¸ İstanbul 1990¸ s. 80.

[9] Mustafa Kara¸ Dervişin Hayatı¸ Sûfînin Kelâmı Hal Tercümeleri-Tarikatlar-Istılahlar¸ Dergâh Yayınları¸ İstanbul 2005¸ s. 31-32.

[10] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 429.

[11] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 391.

[12] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 394.

[13] Ahmet Cahid Haksever¸ XI. Yüzyıl Bir Türk Türk Sufisi Yakub-ı Çerhî¸ Basılmamış Doktora Tezi¸ A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü¸ dan. Prof.Dr. Ethem Cebecioğlu¸ Ankara 2005¸ s. 152-153.

[14] Hamid Algar¸ "Nakşibendi Tarikatının Kısa Tarihçesi"¸ Nakşibendilik¸ haz.: A. Cüneyt Köksal¸ ter.: Nurullah Kotlaş¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2007¸ s. 35.

[15] Said Havva¸ Ruh Terbiyemiz¸ İstanbul 1986¸ s. 27¸94.

[16] Alexandre Bennigsen¸ ve Chantal Lemercier-Quelquejay¸ Sûfî Ve Komiser Rusya'da İslâm Tarikatları¸ Frn.ter.Osman Türer¸ Akçağ Yayınları¸ Ankara 1988¸ s. 231.


|  * Doç. Dr.
Yeni Sayı
Son Sayıyı indirmek için tıklayınız
PDF formatında indirmek için Tıklayınız.
Çocuk Ekini PDF formatında indirmek için Tıklayınız.
   A. Şemsettin ATEŞ
   Abdullah DOĞAN
   Abdullah KAHRAMAN
   Abdullah SATOĞLU
   Abdullah ŞANLIDAĞ
   Abdurrahim KARAKOÇ
   Abdülmecit İSLAMOĞLU
   Adil AYDIN
   Ahmet AKGÜNDÜZ
   Ahmet EFE
   Ahmet Süreyya DURNA
   Ahmet Tevfik OZAN
   Ahmet YOZGAT
   Akın DİNDAR
   Ali AKPINAR
   Ali ÇAVUŞOĞLU
   Ali ÖZKANLI
   Ali YILMAZ
   Alim YILDIZ
   Aydın BAŞAR
   Aydın TALAY
   Bayram Ali ÇETİNKAYA
   Bekir OĞUZBAŞARAN
   Bilal KEMİKLİ
   Bülent ÖZCAN
   Bünyamin ERUL
   Cafer KELKİT
   Cemal AĞIRMAN
   Cemil GÜLSEREN
   Dilaver GÜRER
   Durmuş TATLILIOĞLU
   Ekrem KAFTAN
   Ekrem YALBUZ
   ELİFE PLATİN
   Enbiya YILDIRIM
   Enes PALA
   Ergun GÖZE
   Erol ELMAS
   Fatih ÇINAR
   Fatih ERKOÇOĞLU
   Fatih KERİMOĞLU
   Fazıl Ahmet BAHADIR
   Fazlı ARSLAN
   Feyza Nur YILDIRIM
   Feyzi HALICI
   Gürünlü Aşık GÜLHANİ
   Halil GÖKKAYA
   Halil İbrahim ŞİMŞEK
   Hasan Ali GÖKSOY
   Hasan MAHİR
   Hayati OTYAKMAZ
   Hızır İrfan ÖNDER
   Hilal Sebahat ÖZCAN
   Hüseyin ÇALDAK
   Hüseyin PEKER
   İbrahim SARIÇAM
   İbrahim ŞAHİN
   İbrahim YARIŞ
   İdris ŞENGÜL
   İsa KAYACAN
   İsa YAR
   İsmail ÇOLAK
   İsmail PALAKOĞLU
   Kadir KARAMAN
   Kadir ÖZKÖSE
   Kevser BAKİ
   M. Aybike SİNAN
   M. Fatih GENÇ
   M. Halistin KUKUL
   M. İlyas SUBAŞI
   M. Nuri YARDIM
   M. Zeki DUMAN
   M.Nihat MALKOÇ
   Mahmut YEŞİL
   Mehmet AKKUŞ
   Mehmet Emin AY
   Mehmet Nuri YARDIM
   Mehmet SERTPOLAT
   Mehmet TAŞTEMİR
   Mehmet Zeki AYDIN
   Meryem Aybike SİNAN
   Mesude SARI
   Metin ÖZDEMİR
   Mikail ÇOLAK
   Muhammed HALICI
   Muharrem AKIN
   Muhsin ilyas SUBAŞI
   Mukadder Ârif YÜKSEL
   Murat ÇETİN
   Murat ÇOBANOĞLU
   Musa TEKTAŞ
   Mustafa KARA
   Mustafa NUTKU
   Mustafa OĞUZ
   Mustafa ÖNDER
   Mustafa ÖZÇELİK
   Mürsel GÜNDOĞDU
   Nazlı Rana GÜREL
   Necmettin SARIOĞLU
   Necmettin YURTSEVEN
   Nesimi YAZICI
   Neslihan ÇÖREKÇİ
   Nevzat TÜRKTEN
   Nihat DAĞLI
   Nihat MALKOÇ
   Nuran ÖZDEN
   Olcay YAZICI
   Osman BAYMAK
   Rabia BARIŞ
   Ramazan ALTINTAŞ
   Ramazan DURANOĞLU
   Ramazan YILDIZ
   Raziye SAĞLAM
   Resul KESENCELİ
   Rıdvan MIHOĞLU
   Rıfat ARAZ
   Rıfkı KAYMAZ
   Rukiye AYDOĞDU
   Sadık YALSIZUÇANLAR
   Sait ÖZER
   Salih Cenap BAYDAR
   Sebahaddin ATEŞ
   Sefa SAYGILI
   Sencer ÖNDEROĞLU
   Sıdıka & Mesude SARI
   Sırrı ER
   Şevki SAKA
   Taha YILDIZ
   Tayyip SALİH
   Tolga ÇEVİK
   Umut BULUT
   Ümit Fehmi SORGUNLU
   Vedat Ali TOK
   Yaşar ÖZKAN
   Yavuz Bülent BÂKİLER
   Yunus GÜLDEMİR
   Yusuf AKYÜZ
   Yusuf Coşkun BENEFŞE
   Yusuf HALICI
   Zafer ŞIK
   A. Ali YILMAZ
   Abdulaziz HATİP
   Adem GÜVEN
   Adem SOLAK
   Ahmet BEYOĞLU
   Ahmet Mahir PEKŞEN
   Ahmet UĞUR
   Ahmet YILDIRIM
   Ali Osman BAŞKURT
   Ali Osman ÖZCAN
   Ali Rıza MALKOÇ
   Arif Nihat ASYA
   Âşık Osman FEYMÂNÎ
   Âşık Şeref TAŞLIOVA
   ATALAY YÖRÜKOĞLU
   Aydın ADİLOĞLU
   Ayhan BİNGÖL
   Ayşe Benek KAYA
   Bahtiyar ASLAN
   Bestami YAZGAN
   Ekrem YALBUZ
   Emine BUDAK
   Ender YILMAZ
   Engin TÜTÜNCÜ
   Enis TABAK
   Fatma UÇARLAR
   Halil ATALAY
   Halit ÖZDÜZEN
   Halit YILDIRIM
   Hanifi KARA
   Hatice Aksu
   Hatice Cemile AYDIN
   Hatice SEZER
   Hilda SARICA
   Hüseyin KAYA
   İ.Bekir TEZ
   İbrahim AKIN
   İbrahim ARPACI
   İbrahim BALCIOĞLU
   İsmail ÇALIŞKAN
   Leyla KANVEREN
   M. Ali KÖSEOĞLU
   M. Emin KARABACAK
   Mehmet Akif İNAN
   Mehmet ÇALIK
   Mehmet DERE
   Mehmet SOYSALDI
   Melike GÜNYÜZ
   Mevlüt ÖZDEN
   Muammer YILMAZ
   Murat DEMİR
   Murat SERDAR
   Musa TAKÇI
   Mustafa AKYOL
   Mustafa Doğan KARACOŞKUN
   Mustafa KAYAPINAR
   Mustafa SANCAR
   Nebi HOCAZADE
   Nidayi SEVİM
   Osman SARI
   Özcan ÜNLÜ
   Recep SARIHAN
   Sait ÖZTÜRK
   Selahattin CANSIZ
   Selma ÖZDEN
   Semra Sena GÜRSOY
   Senem GEZEROĞLU
   Sıddık ÖZER
   Sıdıka KENT
   Sinan SARIKAYA
   Suna İŞCEN
   Şehri KARACOŞKUN
   Şeyma KOÇAK
   Şükrü ÜNAL
   Tülay EKİNCİ
   Ümit Zeynep KAYABAŞ
   Üzeyir OK
   Vehbi VAKKASOĞLU
   Yaşar ALPARSLAN
   Yıldız ERASLAN
Anasayfa | Arşiv | Hakkımızda | Abonelik | Reklam | Künye | Bize Ulaşın